KDP katliamlara zemin sunuyor

Kalkan: Ortada çok haksız, suçluluk ifade eden bir katliam ve soykırım saldırısı var. Hiç kimse ”TC devletinin ne yapmak istediğini, ne yaptığını göremedim, anlayamadım, bilemedim” diyemez. Çok açıktır.

KDP-YNK yöneticileri dar ve basit, çıkarcı olmaktan kendilerini kurtarmalılar. Savaşa cesaret edemiyorlarsa hiç olmazsa edenlere engel olmasınlar. Düşmanla birlikte saldırmayın, direnişe engel olmayın.

Tüm Kürt siyasetini TC’nin faşist-soykırımcı saldırganlığına karşı ortak tutum almaya çağırıyorum. Omuz omuza, el birliği ile Bakur’da, Başur’da, Rojava’da üç parça Kürdistan’da birlikte direnelim.

Türkiye’nin KDP eliyle Kürtleri zayıflatarak soykırım amacını ilerletmek istediğini belirten PKK Yürütme Komitesi Üyesi Duran Kalkan, KDP’nin ise kendisine engel gördüğü güçleri TC eliyle darbelemek istediğini belirtti. ”İki güçte birbirini kullanmaya çalışıyor. Fakat KDP’nin kullanma tarzı yanlıştır. Kürt’ü zayıflatıyor. Kürt soykırımının ortağı haline geliyor, soykırım suçlusu oluyor” diyen Kalkan, ”O nedenle KDP’nin mevcut duruşu kesinlikle izaha muhtaç, araştırma gerektiren bir durumdur. Sonuçlar belli, ama nerelere dayanıyor? Ne tür kirli ve gizli anlaşmalar yapılmış bunların açığa çıkartılması lazım” diye belirtti. İşgal girişimine karşı ideolojik, siyasi, askeri ve toplumsal olarak direneceklerini kaydeden Kalkan, ”Biz hareket olarak direniyoruz. Hiçbir bedel bu noktada geri adım atmamızı getirmiyor. Bu temelde şimdiye kadar sürdürdük, sürdürüyoruz da. Sonuna kadar da sürdüreceğiz” diyerek tüm Kürt halkını birlikte direnmeye çağırdı. Duran Kalkan ile gerçekleştirilen söyleşinin 3. ve son bölümü özetle şöyle:

Türkiye, Güney Kürdistan’ı -KDP’nin çağrısı ile- baştan sona kadar üsler ve MİT büroları kurarak, yine ekonomik olarak işgal etmiş durumda. Ekonomik, askeri ve hatta siyasi olan bu işgali nasıl yorumlamak lazım?

Bazı arkadaşlar da değerlendiriyorlar, “Güney Kürdistan TC’nin sömürgesi haline geliyor, mevcut durumda yarı sömürge olmuş halde” diyorlar. Belirtilen egemenlikler var, ekonomik olarak gerçekten de TC’nin bütün hurda şeylerinin satıldığı yere dönmüş ve bağımlı hale gelmiştir. TC’nin askeri olarak önemli bir üslenme durumu var. Politik olarak ise TC’ye hiçbir kelime söyleyemiyor. Hiç karşı çıkmıyor. TC ne derse ‘evet’ diyor. Böyle bir özgürlük olamaz.

KDP yönetimi Türkiye’yi izlemiyor. Mesela 92’de, 95’te, 97 ve 98’de ittifaklar yaptılar, birlikte operasyonlara çıktılar, güya Türkiye müttefikleriydi PKK’ye karşı operasyon yaptılar. Oysa o operasyonları yöneten Türk Genel Kurmayının ve generallerinin anılarını okusunlar, yazdıklarını incelesinler şunu görecekler: Birçok general “Bu operasyonlar sadece PKK’ye karşı değildi, çift yönlüydü, hem PKK’ye hem de KDP’ye karşı operasyonları yaptık. PKK’yi ezerek, KDP’yi ise kendimize bağlayarak ikisini de yok etmeyi hedefledik. KDP üzerinde denetim kurarak, PKK’yi de şiddetle ezerek kendimizi güçlendirdik. Kürt siyasetini zayıflattık” diyorlar. KDP bunu bilmiyor, görmüyor, anlamıyor. Bir de karşı çıkıcı bir iradesi yoktur. Özellikle Amerika ve TC ne derse onu kabul ediyor ve yapıyorlar.

Bu operasyonlarda birçok üs sahası elde ettiler. Daha sonra DAİŞ savaşı oldu, 3. Dünya Savaşı dediğimiz süreç gelişti. Saddam’a karşı savaş girişimleri oldu, böylelikle birçok yere TC giriş yaptı, yapıyor. Hala güçlendiriyor. Behdinan’ın çok önemli bir bölümünde TC’nin askeri gücü var, denetim sağlıyor. Bazı yerlerde denetim daha fazla TC’nin elindedir. Yol boylarında kontrolü KDP yapıyor ama dağların bir kısmını da daha çok TC tutuyor. Bir bölümü gerillanın elindedir. KDP aslında şehirlerde yolları kontrol eden pozisyondadır. Bu durum TC’ye üstünlük sağlıyor. Öyle bir askeri mevzilenme ve bir de çıkar ilişkisi-ittifakı kurmuşlar. Eskiden Saddam’ın çocuklarıyla ticaret yapıyorlardı, şimdi Tayyip Erdoğan’ın çocuklarıyla ticari ilişki içerisindeler, ortak yatırımlar yapıyorlar. Çıkar ilişkisidir, güvenliklerini Türk ordusuna bağlıyorlar, oysa Türk ordusunun nasıl bir Kürt düşmanı ve Kürt soykırımcısı olduğu ortadadır. Bu da Güney Kürdistan’ı giderek bir TC yayılma alanı haline getiriyor.

Mevcut durumda KDP yönetiminin herhangi bir iradesi yoktur. TC’ye karşı tutum ve tavır alacak bir yaklaşımı yoktur. Bunu şuna bağlıyorlar: ”Mecburuz, çaresiziz, Türkiye ile ilişkide olmazsak kuşatılıyoruz, aç ve yoksul kalıyoruz.” Bunlar doğru görüşler değildir, tam tersine TC devleti Güney Kürdistan’a muhtaç ve mecburdur. Ekonomik olarak, askeri olarak, siyasi olarak da böyledir. KDP yönetimi bunu tersinden okuyor. Toplumu da bu yanlış düşünceyle oyalamaya çalışıyor. KDP doğru tutum takınsaydı TC bu kadar Kürt katliamı ve soykırımı yapamazdı. Efrîn’e saldıramazdı,Şengal’e saldıramazdı, Xakêrke-Bradost’a saldıramazdı. Cizre’yi-Sur’u-Nusaybin’i yakamazdı. Kesinlikle bu tür girişimlerde bulunamazdı. Ama görüyor ki KDP destek veriyor, ses çıkartmıyor o da pervasızca saldırıyor. Yani KDP’nin tutumu TC’nin katliam ve soykırımlarına zemin sunuyor, teşvik ediyor ve onu besliyor.

Şu anda Bradost’ta bir işgal girişimi var. Yine KDP Kanimasi’de stratejik tepeleri Türk ordusuna teslim etti. Ama tüm bunları KDP bir işgal girişimi olarak görmüyor. KDP ile TC arasında nasıl bir anlaşma var?

Efrîn’den Bradost’a kadar uzanan saldırıların ideolojik, stratejik, güncel, politik boyutları var. İdeolojik boyut kesinlikle soykırım amaçlıdır. Yani TC devleti Kürt düşmanı, Kürt karşıtıdır. Kürt’ü inkâr ediyor, imha etmek istiyor. Bütün Kürtlüğü yok etmek istiyor. Kürtler üzerinde soykırım uyguluyor. Kürtlerin hepsini yok edemediği için önce kendisi için tehlikeli gördüğü PKK Kürt’ünü yok etmek istiyor. Tayyip Erdoğan “Güney Kürdistan’ın statüsünü kabul etmek büyük hata olmuştur” diyor. Eğer PKK’nin zorlaması olmazsa Güney Kürdistan’ın statüsünü yok etmek için saldırıya geçecek.

İkincisi, stratejik boyutu var. Osmanlı Kürdistan’ını yeniden ele geçirmek istiyorlar. Misak-ı Milli olarak tanımlanan toprak parçasını elde etmek istiyorlar. Efrîn’den Bradost’a kadar saldırının amacı budur. Bunu Kürt iradesini ezme temelinde yapmak istiyorlar. Efrîn’de yapılanlar ortadadır. Bu soykırımdır. Fırsat bulsa Güney Kürdistan’a girdiği her yerde de bunu uygular. İşte Bradost’tan insanları bunun için kaçırtmak istiyorlar. Boşaltmak, oraları insansızlaştırmak istiyorlar.

Diğer yandan güncel siyasetten de yararlanmak istiyor. AKP-MHP faşist ittifakı böyle bir savaşa dayanarak Türkiye’deki faşist diktatörlüğünün ömrünü uzatmaya, ayakta tutmaya çalışıyor. Türkiye’deki faşist baskı ve terörün zeminini bu saldırılarla yaratıyor. Günlük iktidarını buna dayanarak ayakta tutuyor, yönetimini bu temelde yürütüyor.

Ne tür bir anlaşma var, izah et

Bunların görülüp anlaşılmayacak bir durumu yoktur. Fakat KDP bütün bunlara destek veriyor, karşı çıkmıyor. Efrîn saldırısına karşı çıkmadı. Güney Kürdistan’ın bazı yerlerinde 3 km. bazı yerlerinde 5 km. en son Bradost’a 2018’de 20 km. girmişti, şimdi herhalde 35 km. girdi ve işgal etti, buna herhangi bir şey demiyor, tersine destek veriyor. Kanimasi’de tepeleri Türk askerine bırakmış -ki Kanimasi sınırdan 15 km. güneydedir. Yani sınır üzeri değildir. 98’de de KDP orayı verdi. Türk ordusu Ertuş taburunu oraya taşıdı, sonra da yerleştiler Güney Kürdistan’ın toprağını ele geçirdiler.

TC oyun geliştiriyor. Efrîn’deki gibi soykırım uyguluyor, kendi çete güçlerini getirip dolduruyor. Buraları Türkleştirmeye çalışıyor, girdiği yerden çıkmıyor. Orayı Türkleştiriyor. Soykırım uyguluyor, ele geçirmek istiyor. Kerkük’de çalışıyor, Şengal’de çalışıyor. Kürt olmayan kesimlere dayanarak Kürt karşıtı bir örgütlenme bütün bu alanlarda geliştirmek istiyor. KDP’nin geçmişte bunu gerektiren bir anlaşması yoktur. 97 anlaşması 2007’de bitmişti. Daha sonra ne tür anlaşmalar yaptılarsa izah etmeliler. Aslında herkes izah istemelidir.

2007’nin kasımında Bush-Erdoğan görüşmesi olmuştu. Orada yapılan anlaşmalara KDP’de olduğu gibi angaje mi oldu, bunu tam bilemiyoruz. Fakat işgalci, soykırımcı saldırılara ses çıkartmıyor değil, destek veriyor, güç veriyor ve alet oluyor. Bazı ekonomik kazançlar karşılığında ‘PKK’ye karşı olacağız’ ortak paydasında birbiriyle anlaşmaya giriyorlar. Bu çok kötü ve ters bir durumdur. Ne tür anlaşmalar temelinde oluyor, bu araştırılmalı ve açığa çıkartılmalıdır. Sorumluları bunu ifade ve izah etmeliler. Biz onların hepsini bilecek durumda değiliz, ama bugünkü saldırılar gün gibi ortadadır.

KDP, Kürt soykırımının ortağı

KDP’nin işine mi geliyor? Bu Kürtlerin yararına değildir, Kürt siyasetinin de yararına değildir. KDP’nin parti olarak yararına da değil, aile-aşiret çıkarıdır. Maddi kazanç sağlıyorlar, sömürü yapıyorlar insan onu görüyor. Aşiretsel çıkar sağlıyorlar. Geçmişte de aşiret kavgası yürütüyorlardı, karşı buldukları aşiretleri geriletmek istiyorlar. Bradostlarla düşmandılar geriletmek ve oraları ele geçirmek istiyorlar. Rekanilerle düşmandılar Şeladize’nin üzerine onun için gittiler. Aslında şöyle bir amaç gözüküyor: TC’nin belli amaçları var. İdeolojik amacı var, soykırım yürütüyor. Stratejik amacı var, işgal ediyor. Osmanlı Kürdistan’ını ele geçirmek istiyor. Siyasi amacı var, günlük yönetimini buraya dayandırıyor ve bu temelde Kürt birliğini engelleyerek, Kürt örgütlerini birbiriyle çelişir-çatışır duruma getirerek Kürtleri zayıflatıp soykırım amacını ilerletmek istiyor. TC’nin kesinlikle çıkarı budur.

KDP ise karşıt olduğu güçleri TC eliyle geriletip kendisini güçlendirmek istiyor. TC saldırılarına destek verip karşıtlarını bu temelde zayıflatarak kendisini ayakta tutmak istiyor. Kendisine engel gördüğü güçleri TC eliyle darbelemek istiyor. İki güçte birbirini kullanmaya çalışıyor. Fakat KDP’nin kullanma tarzı yanlıştır. Kürt’ü zayıflatıyor, Kürt soykırımının ortağı haline geliyor, soykırım suçlusu oluyor. TC’nin Kürtleri soykırıma uğratmasının bir parçası oluyor. Böyle değil özgürlükçülük, Kürtlük bile söz konusu olamaz. O nedenle mevcut duruşu kesinlikle izaha muhtaç bir durumdur. Araştırma gerektiren bir durumdur. Sonuçlar belli, ama nerelere dayanıyor? Ne tür kirli ve gizli anlaşmalar yapılmış bunların açığa çıkartılması lazım.

Tüm bu işbirliği ve işgal girişimlerine karşı Hareketinizin askeri, siyasi vb. komple nasıl bir yol ve yöntem izleyecek?

Biz hareket olarak direniyoruz. İdeolojik olarak, siyasi olarak, askeri olarak, toplumsal olarak direniyoruz. Varlık ve özgürlük savaşı veriyoruz. PKK’nin gerçeği budur. Her türlü bedeli ödeme temelinde veriyoruz. Hiçbir bedel bu noktada geri adım atmamızı getirmiyor, tersine özgürlük irademiz daha fazla pekişiyor. Bu temelde şimdiye kadar sürdürdük, sürdürüyoruz da. Sonuna kadar da sürdüreceğiz. Kuzey Kürdistan’ın özgürlüğünü sağlama mücadelesi yürüteceğiz. Güney Kürdistan’ı, Batı Kürdistan’ı işgal edip sömürgeleştirmek, soykırıma uğratmak isteyen saldırılara karşı direndik, direniyoruz, bütün parçalardaki halkımızın desteğiyle direneceğiz. Rojava halkımız da bu direnişe kesinlikle destek veriyor. PKK’nin tutumu budur. Biz istiyoruz ki, bu direnişi bütün Kürt partileri olarak yürütelim, Kürt demokrasisini ve özgürlüğünü geliştirme temelinde yürütelim. Tüm Kürt örgütleri bunun içinde olsun, hem bunun bedeline katlansın hem de bu onuru ve şerefi edinsin. Fakat böyle olmuyor. Mesela KDP karşı çıkacağına destek veriyor. Güney Kürdistan’ın TC tarafından işgalini reddedeceğine kapıları açıyor. Köylerin yakılıp yıkılmasına, boşaltılmasına, insansızlaştırılmasına destek veriyor, göz yumuyor.

İttifakınız kabul edilemez

Bradost örneği ortadadır. “50 köy 100 köy boşaltılacakmış” diyorlar. Ama kendi yanı başlarında birçok köyü TC boşalttı kendisi girdi. Bu kadar sivili katletti, ama bir şey demiyorlar. Tersine Mustafa El Sadr açıkladı: “Bunlar ittifak temelinde oluyor, kabul edilebilir bir ittifak değildir” dedi. Demek ki anlaşma temelinde destek veriyorlar. Bu anlaşılır ve kabul edilir bir durum değildir.

Son olarak sivilleri katlediyorlar, bunu Bradost’ta yaptılar, Kandil’de yaptılar. KDP yönetimi, basını “Bu, PKK var olduğu için oluyor. PKK çatışması içerisinde siviller öldü” diyor. Şimdi Kandil’de hangi Türk askeri var, hangi çatışma oluyor ki siviller ölsün! Öyle bir çatışma yoktur, yalan söylüyorlar. Türk devleti keşiflerle, uçaklarla sivillerin arabalarını vuruyor ve katlediyor. Gözle görülür sivil Kürt katliamı var. PKK katliamı da var. PKK’liler de insandır, onlar da Kürt, tabii ki onlara karşı saldırılara da karşı çıkılması lazım. Ama “kendi sorumluluğum altında” dediği sivilleri bile savunmuyorlar. Hiçbir çatışma yokken sanki kuzeyde bir kara çatışmasında olmuş gibi gösteriyorlar. Bunların hepsi yalan, böyle bir şey doğru ve kabul edilir bir durum değildir.

Özrü kabahatinden büyük

Örneğin Başur halkına bunu anlatması, kabul ettirmesi mümkün değildir. “Özrü kabahatinden büyük” derler. TC saldırılarına kapıyı açmış bunun gerekçesi olarak da söyledikleri, verdikleri destekten daha ağır bir suç oluşturuyor. Diyorlar ki, PKK var, gerilla var, TC’nin saldırılarına karşı direniyor, Kürt’ün varlığı ve özgürlüğü için mücadele ediyor da Türk devleti onun için saldırıyor. Yani PKK olmazsa TC saldırmaz! Peki Saddam Hüseyin yönetimi de KDP’ye saldırdı, YNK’ye saldırdı, Halepçe katliamını yaptı. Kaç tane Enfal düzenledi en çok da Barzani katletti. Peki o zaman bundan Barzaniler mi suçluydular? KDP-YNK mi suçlu? Güney halkı özgürlük istiyor Saddam onun için vurdu, istemeseydi vurmazdı, dolayısıyla suçlu özgürlük isteyenler mi diyeceğiz? Peki katilin hiçbir suçu yok mu? Faşist saldırganın, soykırımcının suçu yok mu?

Güney Kürdistan halkı ve dünya kamuoyu böyle uydurma şeylerle aldatılamaz. Bu gerçekleri ters yüz etme olur. Kendi gerçeğini inkâr olur. Bu işbirlikçilikten ve teslimiyetten de öteye gidiyor. Tümüyle soykırıma uğramak kendini inkâr etmeye, egemene kul-köle olmaya gidiyor. Bunun kabul edilebilir bir yanı yoktur. Hiç kimse böyle kabul edilemez. Bu bakımdan biz gerçekleri ortaya koyacağız, koyuyoruz da. Bu gerçekler temelinde de özgürlük için ne olursa olsun sonuna kadar da direneceğiz. Şimdiye kadar fedai çizgisinde direndik, bundan sonra da direneceğiz. Bütün parçalarda Kürt varlığı ve özgürlüğü için de direneceğiz.

Güney Kürdistan halkı başta olmak üzere Kürt halkı ve demokrasi güçlerine ne tür görevler düşmektedir?

Ortada çok haksız suçluluk ifade eden bir katliam ve soykırım saldırısı var. Hiç kimse ”TC devletinin ne yapmak istediğini, ne yaptığını göremedim, anlayamadım, bilemedim” diyemez. Çok açıktır. Net bir biçimde söylüyorlar da, Kürtlere her türlü hakaret yapıyorlar. Her türlü zulmü uyguluyorlar. Katliamı yapıyorlar, işin kolayını bulmuşlar, ‘teröristleri katlediyoruz’ diyorlar. Kürt’ün hepsini terörist kabul ediyorlar, Kürt özgürlüğünü isteyen herkesi terörist sayıyorlar, ondan sonrada teröriste her şeyi yapabilirsin, katledersin, tutuklarsın, hakaret edersin! Böylelikle kendilerinde her türlü hakkı görüyorlar. Bir defa bunu bütün halkımız görmelidir. İnsanlığa daha fazla anlatmalıyız. Bu durumda bilinçlenmekten, örgütlenmekten, savaşmaktan ve direnmekten başka bir çare yoktur. Kuzeyde, Doğuda, Güneyde ve Batıda böyledir. Dört parça Kürdistan’da ve yurtdışında böyledir. Bunu herkes iyi görmelidir. Özelikle TC saldırılarına karşı kuzeyde olduğu kadar, güneyde de batıda da üç parça Kürdistan’da bütün halkın kadınıyla, genciyle, yaşlısıyla, işçisi ve emekçisiyle tüm özgürlük güçleri ve bütün siyasi güçler olarak el birliği ederek bu faşist-soykırımcı saldırganlığa karşı varlık ve özgürlük direnişini sürdürmesi lazım.

Biz kimseyi yok ederek var olmak istemiyoruz. Kürtlerin böyle bir çizgisi yoktur, ama Kürtleri yok ederek kendi varlıklarını her tarafa yaymak isteyenlere de tabi boyun eğecek değil, kurbanlık koyun olacak değil. Kendisini yok edecek saldırganlığı kıracak ki var olabilsin ve özgürce yaşayabilsin. İşin gerçeği budur.

Düşmandan yana olmayın

Bir süreye kadar TC saldırıları Kuzey Kürdistan halkını hedefleyen saldırılardı. Ama şimdi herkes görüyor ki, kuzey kadar güney halkını da hedefliyor, Rojava halkını da hedefliyor. Efrîn’i işgal etti, Fırat’ın doğusunu da işgal edeceğim diyor. Bütün çeteleri, faşist Kürt düşmanı güruhları getirip oralara yerleştireceğim diyor. 5-10 km. Güney Kürdistan’dan sınırların içerisine girmiş ‘hepsini alacam, Şengal’i alacam, Kerkük’ü alacam, Süleymaniye’ye girecem’ aslında hedefi budur. Bunu herkes görmelidir.

O halde ne yapmalıyız? Bu gerçeği doğru anlamalıyız.  KDP-YNK yöneticilerini, kadrolarını bu konuda bilinçlendirmek gerekiyor. Dar ve basit çıkarcı olmaktan kendilerini kurtarmalılar. Öncü olamıyorlar, savaşa cesaret ve fedakârlık edemiyorlarsa hiç olmazsa edenlere engel olmasınlar. Ön açsınlar ve mümkünse destek versinler. Kimse ‘gelin komutanlık edin, öncülük edin’ demiyor. Ama düşmandan yana olmayın, düşmanla birlikte saldırmayın, direnişe engel olmayın. Bunu böyle net bir biçimde ifade etmemiz gerekiyor.

Etkili bir direniş içerisinde olunursa bu sömürgeci-soykırımcı saldırganlık kırılabilir. Kürt varlığı ve özgürlüğü sağlanabilir, zafer kazanılabilir, PKK mücadelesi defalarca bunu kanıtladı. Başur ve Rojava’daki gelişmeler, Bakur’daki gelişmeler bunu bize net bir biçimde gösteriyor. Demokratik uluslaşmayı en ileri düzeyde geliştirmek gerekiyor. Birbirimizi sevip saymamız, ortak yaşamda en ileri düzeyde birleşmemiz, birbirimize güç destek vermemiz, elimizdekini paylaşarak gücümüzü biriktirip faşist-soykırımcı düşmana karşı direnişte kullanmamız gerekiyor. Bu şarttır. Gerçeğimiz budur. Herkes bunu görmelidir. Demek ki, ucuz yaşam yoktur, kolay olarak varlık ve özgürlüğü sağlamak yok, ancak bilinçlenip örgütlenip her türlü bedeli göze alan büyük bir savaş verirsek bunu elde edebileceğiz. Ama bu savaşı verdiğimiz de de zafer kazanacağız. Buna da inanmak ve güvenmek gereklidir.

Bu temelde tüm Kürt siyasetini gerçekten de TC ile ilişkide olanları teşhir ederek ondan vazgeçirmeye, TC’nin faşist-soykırımcı saldırganlığına karşı ortak tutum almaya çağırıyorum. Tüm Kürt halkını da gerçekleri doğru görüp Önder Apo’nun geliştirdiği özgürlük çizgisinde birleşerek, bilinçlenip örgütlenerek, PKK’nin yürüttüğü Özgürlük Mücadelesi etrafında birleşerek bizi yok etmek, katletmek, asimile etmek isteyen faşist-soykırımcı ve sömürgeci zihniyet ve siyasete karşı omuz omuza el birliği halinde Bakur’da, Başur’da, Rojava’da üç parça Kürdistan’da birlikte direnmeye ve direniş temelinde mutlaka kazanmaya çağırıyorum.

HABER MERKEZİ

Yazarın diğer yazıları

    None Found