KDP yanlış çizgide ısrarlı

PKK Yürütme Komitesi Üyesi Duran Kalkan, KDP’nin Kürtler arasında birliği sağlamak yerine 30 yılı aşkın süredir PKK’yi zayıflatma üzerine yanlış bir çizgi yürüttüğünü belirtti ve ekledi: “Bu yanlış çizgi, iç çatışmaları geliştirdi, sömürgeciliği güçlendirdi.” Kalkan söyleşisinin ilk bölümünde önemli açıklamalarda bulundu.

PKK’nin kuruluşundan itibaren ulusal cephe ve direniş mücadelesi için tüm siyasi partiler nezdinde girişimlerde bulunduğunu belirten Duran Kalkan, KDP yönetimiyle ilk ilişkilerin 1980 yılında Doğu Kürdistan zemininde Mehmet Karasungur öncülüğünde başladığını aktardı. “PKK’nin daha çok pratik ihtiyaçları KDP ile ilişkiyi gerektiriyordu. KDP’nin ise daha çok siyasi ihtiyaçları, özellikle YNK ve onun örgütlediği kesimlerden dışlanmış neredeyse Kürt örgütlerinden tecrit olur hale gelmiş durumu PKK ile ilişki kurmasını gerektiriyordu” diyen Kalkan, 83 yılında PKK ve KDP arasında imzalanan 9 maddelik protokolün 85 yılına kadar sürdüğünü belirterek ekledi: “Türkiye Cumhuriyeti devletiyle çeşitli ilişkilere girmişlerdi. Devlet tehdit etmişti, ilişkiyi reddedici tutumları vardı. Sanırım Ağustos ayıydı KDP yönetimi olarak bir açıklama yaptılar. Söz konusu anlaşmayı feshettiklerini kamuoyuna duyurdular. İlişkiden PKK çekilmedi, çekilen ve ittifakı bozan KDP yönetimi oldu.” KDP’nin Türkiye’nin tehditlerine teslim olduğunu belirten Kalkan, “PKK ile anlaşmayı bozdu. PKK ile anlaşmayı bozunca faşist-sömürgeci TC devletiyle ilişki kurma sürecine girdi, saflar farklılaşmış oldu” dedi.

Gazetemizin sorularını yanıtlayan Kalkan, 1985’ten bu yana PKK’ye yönelik saldırılarını açıktan yürüten KDP’nin Türk devletiyle ilişkilerinin tarihsel sürecini anlattı.

Apocu Hareket ile KDP arasındaki ilk temas ve görüşmeler ne zaman başladı, nasıl gelişti?

Daha ideolojik grup oluşumu gerçekleştirilirken, Önder Apo Kürdistan’da ulusal cephe temelinde tüm hareketleri içine alacak bir örgütlenmenin daha doğru olacağını değerlendirmişti. Bu temelde de 1975 yılında var olan bütün Kürdistani parti grup ve örgüt sorumlularıyla bu konuda görüşmeler yapmıştı. Önder Apo yurtdışına çıktıktan ve 12 Eylül darbesi gerçekleştikten sonra Lübnan-Filistin sahasında Suriye’de Ortadoğu zemininde hem Kürdistani hem de faşizme karşı Türkiye cephesinin örgütlendirilmesi yönünde arayışlar ve çabaları gündeme geldi. Öncelikle 1981 güzünde Kuzey Kürdistanlı partilerle Suriye’nin başkenti Şam’da bir dizi toplantı ve tartışma içerisinde olundu. Bu tartışmalara Güney Kürdistanlı hareketlerden Celal Talabani’nin başında bulunduğu YNK daha çok güç ve destek veriyordu. Kuzey Kürdistan’daki diğer parti ve gruplarla YNK’nin ilişkileri daha iyiydi. KDP o zeminde zayıftı. Fakat tıpkı 1975’teki gibi, 1981 güzünde Şam’da yürütülen ulusal cephe görüşmelerinden de herhangi bir sonuç çıkmadı. Diğer grup ve örgütler PKK ile birlikte bir ulusal cephe oluşturmaya yanaşmadılar.

Neden buna yanaşmıyorlardı?

PKK’nin faşist-sömürgeci ve soykırımcı sisteme karşı silahlı direniş geliştireceğini biliyor ve anlıyorlardı, çünkü PKK bunu konuşuyordu, propaganda ediyor ve yazıyordu. 12 Eylül darbesinden önce Hilvan ve Siverek direnişleri temelinde de bu yönlü bir ön adım geliştirmişti. Bundan korkuyorlar ve çekiniyorlardı. Dolayısıyla PKK’nin silahlı direnişten tümüyle vazgeçmesini, kendileri gibi olmalarını istiyorlardı. Elbette PKK’de bunu kabul edemezdi. Sonuçta toplantılar başarısızlıkla sonuçlandı. Önder Apo o gruplara “PKK’siz bir ulusal cephe örgütlemelerini, sömürgeci faşist rejime karşı direnmelerini, eğer bunu yaparlarsa PKK’nin şartsız kendilerine destek vereceğini” söyleyerek toplantıdan çekildi. Birkaç toplantı daha yapsalar da diğer parti ve örgütler de birbirlerini suçlayarak toplantıdan çekildiler. Cephe görüşmeleri başarısızlıkla sonuçlandı.

Aynı süreçte benzer bir arayış Güney ve Doğu Kürdistan zemininde de vardı. 1980 yazında Mehmet Karasungur yoldaş öncülüğünde bir grup arkadaş Doğu Kürdistan’a geçmişti. O zaman Şah yıkılmış İran’da devrim olmuştu, Doğu Kürdistan’da devlet egemenliği kalmamıştı. Kürt örgütlerinin bir tür yönetimleri söz konusuydu. O alanda ilişkiler geliştirmek Kuzey Kürdistan’da Ulusal Direniş Mücadelesini örgütlemek için destek bulmak üzere Mehmet Karasungur arkadaş görevlendirilmişti. Aynı zamanda KDP merkezi de Rojhilat Kürdistan’daydı. Irak Kürdistan Demokrat Parti merkezi 75 yenilgisi sonrasında İran’a çekilmişlerdi ve İran’da yeniden toparlanmaya ve örgüt olmaya çalışıyorlardı. İran-Irak savaşı başlamıştı. Güney Kürdistan’ın belli alanlarında Irak ordusu çekilmiş, boşluklar oluşmuştu. 75’ten sonra boşaltılan yerlere çeşitli biçimlerde halk yeniden toparlanıyordu. Böyle bir ortamda Doğu Kürdistan zemininde de hem Doğu Kürdistan’ın hem de Güney Kürdistanlı parti ve gruplarla Mehmet Karasungur yoldaş çeşitli düzeylerde ilişki ve ittifak geliştirdi. Bunlar karşılıklı örgütler düzeyinde ve dayanışma ilişkileriydi. Bunun içerisinde o zeminde bulunan Güney Kürdistanlı örgütlerin hepsi vardı. Aynı zamanda Doğu Kürdistanlı örgütlerin hepsiyle de belli bir ilişki kurmuşlardı.

Böyle bir süreç PKK-KDP ilişkilerini de geliştirdi. Ciddi biçimde gelişme kaydeden ilk ilişkiler Doğu Kürdistan zemininde Mehmet Karasungur yoldaşın yeni örgütlenen KDP yönetimiyle kurduğu ilişkiler temelinde gelişme kaydetti. O zaman KDP yeni örgütleniyordu, Mesut Barzani başkan olmuştu. İdris Barzani yardımcısıydı, KDP’nin merkezi konumundaydılar. Ali Abdullah Genel Sekreterleriydi. Mehmet Karasungur yoldaş onlarla belli bir ilişki düzeyi geliştirmişti. İki partinin de böyle bir ilişkiye ihtiyacı vardı. PKK’nin daha çok pratik ihtiyaçları KDP ile ilişkiyi gerektiriyordu. KDP’nin ise daha çok siyasi ihtiyaçları, özellikle YNK ve onun örgütlediği kesimlerden dışlanmış neredeyse Kürt örgütlerinden tecrit olur hale gelmiş durumu PKK ile ilişki kurmasını gerektiriyordu. Öyle ki Celal Talabani öncülüğündeki YNK, KDP dışında bir Kürdistan Ulusal Kongresi örgütlemeye çalışıyordu. Böylece KDP’yi tümden tecrit etmek istiyordu. Önder Apo bu görüşe karşı çıktı, bunu doğru bulmadı. “Eğer bir ulusal kongre olacaksa buna bütün Kürt partileri ve örgütleri katılmalıdır. Partiler arası çelişki ve çatışmalı durumlar ulusal kongrenin de önünde engel oluşturmamalı, ulusal kongre zeminine de taşırılmamalıdır” dedi. Bu önemli bir görüştü. KDP bu anlamda biraz tecrit olma ve sıkışma durumundaydı. PKK ile ilişkilere ihtiyacı vardı.

9 maddelik protokol

Diğer yandan ise sömürgeci-soykırımcı sistemin “PKK Mardin’i geçememeli, Botan’a girememeli” biçiminde bir kararı vardı ki, bunu küresel sömürgeci sistem vermişti. Onu aşabilmek, Kürdistan’ın derinliklerine örgütsel eylemsel olarak yayılabilmek açısından PKK’nin de KDP ve vb. örgütlerle ilişkiye dayanışmaya ihtiyacı vardı. Bu ihtiyaçlar 82 yılı ortalarında söz konusu ilişkilerin daha da ilerlemesini getirdi ve 82 güzünde yanlış hatırlamıyorsam 9 maddelik bir protokole dönüştü. Taraflar söz konusu protokol metnini kabul ettiler, böylece resmen ve fiilen PKK ile KDP iki parti olarak önemli bir ilişki ve ittifak içerisine girmiş oldu. 83 baharı sürecinde Mesut Barzani’nin Suriye ziyareti çerçevesinde söz konusu protokol resmen imzalandı. PKK adına Genel Sekreter Abdullah Öcalan imzası yer aldı. KDP adına da Genel Başkan Mesut Barzani’nin imzası yer aldı. En üst düzeyde her iki partinin de imzasıyla söz konusu ittifak ilişkisi resmileşti. Daha güçlü yaşanır, uygulanır hale geldi.

Bu ittifak ilişkisi, 85 yılı baharına kadar sürdü. 83-84 ve 85 yıllarında söz konusu protokole dayalı olarak iki parti birbiriyle ittifak-ilişkisi içerisinde oldular, dayanışmada bulundular, görüşmeler yaptılar, yardımlaştılar. Söz konusu ilişkinin ve bu temeldeki çalışmaların bence her iki partiye de çok önemli kazandırdıkları oldu. KDP’de siyaseten önemli bir kazanım sağladı. PKK de pratik açısından bu ilişkiye dayanarak önemli gelişmeler kaydetti. İttifakı oluşturan protokol ulusal demokratik ilkeler içeren bir protokoldü. Biz her zaman söyledik, bugün de aynı maddeler temelinde KDP ile diğer Kürt partileriyle de her türlü ilişki-ittifak kurmaya hazırız. O protokolde yer alan ilkeler Kürdistan Ulusal Kongresinin temel ilkeleri olabilir, şimdi de biz sahip çıkıyoruz. Ulusaldı, demokratikti, dayanışmacıydı; birbirini reddeden konumda değildi. Tersine başka partilerin aleyhine de değildi. Kürt ulusal demokratik birliğini yaratmaya dönüktü.

İttifakı bozan KDP

Yine yanlış hatırlamıyorsam 85 Haziran ayıydı KDP’nin Behdinan yönetimiyle biz bir görüşme yaptık. O zaman sorumlusu Dr. Cercis isimli birisiydi, Merkez Komite üyesiydi, Behdinan yönetimi de vardı. Onlar olumsuz tutum takındılar. 15 Ağustos Atılımı temelinde geliştirilen silahlı direniş mücadelesinin “kendilerini zorladığını, sınır geçilerek yapıldığını, yürütülmemesi gerektiğini” söylediler. Biz öyle olmadığını anlattık, eylemlerin Dersim’de olduğunu, Amed’de olduğunu, Adıyaman’da olduğunu, Serhat’ta olduğunu, bunun Güney Kürdistan ile herhangi bir ilişkisinin olmadığını, hiçbir gerilla grubunun buradan geçip gidip Dersim’de eylem yapıp geri gelemeyeceğini, Dersim’e engeller olmazsa bile ancak üç ayda gidilebileceğini vs. bunları anlattık ama Türkiye Cumhuriyeti devletiyle çeşitli ilişkilere girmişlerdi. Devlet tehdit etmişti, ilişkiyi reddedici tutumları vardı. Ondan sonra sanırım Ağustos ayıydı KDP yönetimi olarak bir açıklama yaptılar. Söz konusu anlaşmayı feshettiklerini kamuoyuna duyurdular. İlişkiden PKK çekilmedi, çekilen ve ittifakı bozan KDP yönetimi oldu. Dolayısıyla 85 güzünden itibaren çatışmalı bir süreç gündeme geldi. KDP yönetimi direnemedi ve PKK ile anlaşmayı bozdu. PKK ile anlaşmayı bozunca faşist-sömürgeci TC devletiyle ilişki kurma sürecine girdi, saflar farklılaşmış oldu.

PKK gerillalarının 82’den itibaren Güney Kürdistan’da yoğunlaşmaya başladığını biliyoruz. Ancak 83’te devletin ilk ‘sınır ötesi’ operasyonu oluyor. Bu ilk işgal girişimi nasıl oldu?

Evet, KDP ile ilişkiler temelinde özellikle 1981-82 yıllarında Lübnan-Filistin sahasında yürütülen eğitimle ortaya çıkartılan sonuçlara dayanarak PKK 1982 Ağustos sonunda gerçekleştirdiği 2. Kongre kararı temelinde 1982 Eylül ayından itibaren gerilla gruplarını Suriye sınır hattından Botan-Behdinan sınır hattına sevk etti. Gerilla grupları farklı güzergahlardan Botan sahasına girdiler. Bir bölümü Güney Kürdistan’a geçti. Habur ve Zap kıyılarında, Deşte Hayati ve Lolan çevresinde kamplar kurdular. Aynı zamanda bir bölümü Rojhilat sınırına da geçtiler.

Mehmet Karasungur ve Mahsum Korkmaz yoldaşlar önceden bu sahalarda bulunmuş gerilla için pratik hazırlıklar yapmışlardı. Bu hazırlıklara dayanarak PKK gerillasının 1982 güzünde, 82-83 kışında Güney ve Doğu Kürdistan sınır boylarına geri dönüşü sağlandı. İran-Irak savaşı başlamıştı, 20 Eylül 1980 tarihinden itibaren her iki devlet de ordularını ortak sınıra çekmişlerdi. Dolayısıyla hem Güney Kürdistan’ın hem de Doğu Kürdistan’ın Kuzey Kürdistan’a sınır olan yörelerinde İran ve Irak devletinin çok az askeri gücü kalmıştı. Büyük alanlar boşalmıştı, boş alanlar ve araziler haline gelmişti. Gerilla bu imkanlardan yararlanarak Kuzey Kürdistan’da gerilla hareketini geliştirebilmek için bu alanlarda kamp kurma, pratik eğitim yapma, hazırlanma çalışması yürüttü.

Habur’dan tutalım Esendere’ye kadar hem Güney hem Doğu Kürdistan sınırında 82-83 kışında belli noktalarda PKK kampları oluştu. Bu ülkeye geri dönüştü. 12 Eylül faşist askeri rejimine karşı Lübnan-Filistin sahasında yürütülen eğitim ve hazırlıkların silahlı direnişe dönüştürülmesini hedefliyordu. PKK gerillaları bu yönlü her fırsatta çalışma yürütüyorlardı, halkla ilişki kuruyor coğrafyayı tanıyorlardı. Botan’ın belli sahalarında Uludere-Çukurca-Şemzinan hattında bu yönlü ilk ilişkiler 82-83 kışında sağlandı. 83 baharında Nisan başında Lolan alanında PKK’nin pratik yönetimi bir toplantı yaparak kuzeyde yürütülmesi gereken çalışmaları planladı ve o planlama doğrultusunda Botan, Zağros ve Serhat hattında gerillayı geliştirmek üzere ilk gerilla grupları bu sefer Güney ve Doğu Kürdistan’dan Kuzey Kürdistan içlerine sevk edildiler. Böyle bir çalışma önce Güney Kürdistan sınırından yürütüldü, yazla birlikte Doğu Kürdistan sınırından da yürütülür oldu.

İşte böyle bir ortamda TC’nin ilk sınır ötesi operasyon denen sınırı geçerek resmiyette Irak toprakları olarak bilinen topraklara saldırısı 25 Mayıs 1983 tarihinde gerçekleşti. Habur çayının doğu yakasında oldu. Beş kilometre kadar Güney Kürdistan topraklarına Türk ordusu girdi. Habur sınırı üzerinde KDP ile Irak Komünist Partisinin kampları vardı. Yekmale’nin karşısındaydılar, suyun bir tarafında TC karakulu, karşısında KDP ve Komünist Parti’nin karakolları vardı. PKK ile ilişkilerinden dolayı Türk devleti KDP’den biraz rahatsızlık duymuştu.

Diğer yandan sınır ticareti, kaçakçılık denen çalışmalar çok oluyordu. Özellikle o zeminlerde hiç durmamıştı ve bu yönlü yoğun bir ticari faaliyet vardı. 82-83 kışında bir iki sefer kaçakçı denen tüccarlarla Türk ordusu arasında çatışma oldu. Hatırladığım kadarıyla bir seferinde iki asker öldü, birkaçı da yaralandı. Kenan Evren buna çok öfke duymuştu, ağır suçlamıştı. PKK’nin ülkeye dönüp sınır boylarında yerleştiği bilgileri de vardı. Bu da zaten TC devletinin geleneksel üslubu ve anlayışı biçiminde her şeyi ihanete ve teröre bağlıyordu. Kısaca devlet PKK’nin sınır boyuna dönüşünden haberdar olmuştu, rahatsızdı. KDP ile ilişkilerden de rahatsızdı.

KDP ise sınırın sıfır noktasına karakollar kurmuş kamplar oluşturmuştu, Türk ordusu onları geri itmek istiyordu. Aslında ilk operasyon KDP’ye karşı oldu. KDP ve Irak Komünist Partisi’nin Habur boylarındaki kamplarını 5 kilometre güneye attılar. KDP her şeyi attı geri çekildi ve hiç direnemedi, belli bir zarar da gördü. Böylece Kenan Evren yönetimi de “sınır boylarını terörden temizledik” yönünde ilanda bulundular. Bu 3-4 günlük bir saldırıydı. Türk ordusu sonra geri çekildi. Askeri sonucu; KDP ve sınırın sıfır noktasındaki KDP kamplarının biraz daha güneye itilmesi oldu. Nitekim KDP önce Zendura vadisine daha sonra Zap’a kadar sınırdan geri çekildi. PKK ise bu hareketliliği silahlı direnişi geliştirmek, hazırlıklarını güçlendirmek için bir fırsat bildi ve kendi gerilla gruplarını Botan’ın değişik alanlarına sınırdan geçirdi. Botan ve Zağros alanındaki ilk pratik çalışmalar ve hazırlıklar 83 yılı boyunca yürütülen çalışmalar temelinde gerçekleştirildi.

KDP’nin açıktan saldırıları 85’in sonundan itibaren başladı. Bu saldırıların amacı PKK’yi sınır hattından çekmek miydi?

1982 güzünden itibaren aslında Güney Kürdistan’da önemli bir gerilla ve peşmerge yoğunlaşması oldu. KDP Rojhilat Kürdistan’dan Güney’e geçiyordu. PKK’de Rojava Kürdistan’dan Başur’a geçiyordu. Farklı yönlerden aynı zemine gelindi. Birbiriyle yakın ilişkiler içerisinde kamplar kurarak gerilla ve peşmerge üslenmesi gerçekleşti. Söz konusu ilkeli anlaşma sonucunda ilişkiler iyiydi, ciddi bir gerilla ve peşmerge kaynaşması oldu. Kürdistan tarihine, özgürlük mücadelelerine, dünya devrim tarihlerine ilişkin PKK gerillası eğitimli ve bilinçliydi. Peşmergenin bilinç ve maneviyat ihtiyacını karşılamada önemli bir rol oynuyorlardı. KDP’nin peşmerge gücü de pratikte tecrübeliydi. Hep dağda yaşamışlardı. Permerge konumunda kalmışlardı, dolayısıyla daha çok tecrübeli ve becerikliydiler. Karşılıklı birbirlerine güç verdiler. Önemli bir ilişki dayanışma ve kaynaşma oldu. Bundan PKK’de belli ölçüde faydalandı, zarar gören yanları oldu mu, bu değerlendirilebilir, ama daha çok da KDP yararlandı. KDP gücünün doğal bir eğitimi, moral güç kazanması, özgürlüğe güveninin artması gibi bir durumu yaşadı. Yoksa 75 yenilgisini yaşamışlardı, 5-6 yıl mülteci olmuşlar her şeylerini kaybetmişlerdi, umutları ve inançları azalmıştı, ama Kürdistan’ın en büyük parçası olan Kuzey Kürdistan’dan fedai çizgisinde bir gerilla örgütünün varlığını görünce özgürlük mücadelesinin gelişeceğine ve başarı kazanacağına dönük KDP’nin peşmerge gücü bundan büyük bir cesaret ve güven aldı, umut kazandı. Öncelikle bu gerçekliği vurgulamakta fayda var.

KDP yönetiminin bu gelişmelere biraz kapıları açma durumu oldu. Fakat PKK etkisi gelişiyor diye biraz da rahatsızlık duydu. Bilinçlenen kesimden belli bir korku duyuyorlardı. Bu durum 15 Ağustos 1984 Gerilla Atılımıyla taçlanınca, Eruh ve Şemdinli’de faşist-sömürgeci TC devletine karşı Kürdistan Özgürlük Direnişi başlayınca, bu durum Güney Kürdistan’daki peşmerge gücü üzerindeki etkisini iki-üç kat arttırdı. PKK’ye dair Kuzey Kürdistan’daki özgürlük mücadelesinin gelişimine, başarısına dolayısıyla bütün Kürdistan’ın özgür olacağına dair umut ve güvenleri daha çok arttırdı.

Kısaca gerillanın belli bir etkisi olmuştu. KDP yönetimi biraz bundan korkarak bu etkiyi zayıflatmak ve uzaklaştırmak istedi. Önemli bir yanı buydu. Önce ‘pratikleri yok tecrübesizler, hepsi gençler dolayısıyla biz bunları yutar ve KDP içerisinde eritiriz’ diye umut ediyorlardı. Fakat tersinin geliştiğini, PKK gerillasının peşmergeyi bilinçlendirip moral ve zihniyet bakımdan güçlendirdiğini görünce bundan rahatsızlık duydular. Bunun zayıflamasına istediler.

Diğer yandan ise TC’nin baskıları vardı. Güney Kürdistan tümüyle özellikle Behdinan sınır hattı KDP denetimindeydi. KDP’nin pratik olarak Botan ve Zağroslardaki aşiret güçleri üzerinde etkisi çok fazlaydı, doğal örgütlülük gibiydi. Neredeyse bütün aşiretler KDP’ye vergi verir pozisyondaydılar. 15 Ağustos Atılımı temelinde Botan ve Zagros’ta gerilla direnişi gelişince, Botan ve Zagros gençliği PKK’ye katılıp gerilla saflarında birleşince o örgütlülüğü de kaybetti. KDP hem kendi peşmergeleri üzerindeki PKK düşüncesinin etkisinden hem de Botan ve Zagros’ta PKK örgütlülüğünün gelişmesinden korku ve ürküntü duydu. Ona karşı çıkmak istedi.

PKK örgütleniyor, toplumun desteğini alıyor, gençliği kendisine katıyordu. Bu KDP’nin doğal etkinlik alanlarını daraltıyordu. Bunu hazmetmedi, kabul etmedi. Kendisi çalışıp gelişme sağlatamıyordu da, ama bir başka örgüt olmazsa tek örgüt kendisi olsa ne olursa olsun toplum kendisine muhtaç oluyordu. Ama PKK alternatifi gelişince toplum ona muhtaç olmaktan kurtuldu. PKK örgütlülüğünün Kürt toplumunun derinliklerinde gelişmesi oldu. Esas bunu hazmetmedi, bunu engellemek istedi. Birinci etken çok büyük ölçüde TC baskılarıydı. İkinci etken peşmerge üzerindeki etkileriydi. Üçüncü etken, Botan-Zağros hattındaki örgütsel gelişimiydi. Protokolü bozarak TC ile ilişki içerisinde PKK güçlerine saldırarak aslında bütün bu durumların önünü almak istediler, hem de TC’den destek almak istediler. Bunun karşılığında TC kendilerini kabul etti. Yani TC’den güç almak için PKK güçlerine karşı saldırı içerisine girdiler.

Diğer yandan toplumdaki etkilerinin tümden yok olup herkesin PKK’ye katılımını bu biçimde engellemek istediler. Mevcut ilişki-ittifak temelinde ulusal demokratik çizgi çerçevesinde PKK ile ilişkileri daha çok geliştirip Kürdistan Ulusal Kongresini hedefleyerek, bütün diğer Kürt örgütlerini de katıp Kuzey’de, Güney’de Kürt sorununu çözecek, Kürt toplumunu ayaklandıracak bir mücadele içerisine girmek yerine; gelişmekte olan PKK’nin ideolojik-askeri gücünü zayıflatarak bunun karşılığında TC ile ilişkiye girerek hem PKK’ye karşı mücadele etmenin pirimi olarak TC’den güç aldılar hem de PKK’nin gelişmesini sınırlandırarak PKK karşıtlığı temelinde kendi varlıklarını sürdürmek istediler. Yurtseverliği, ulusal demokratik anlayışı geliştirip bütün partilerin ortak güçlenmesi temelinde bir gelişme çizgisi değil de PKK gelişimini engelleyerek, daraltarak, askeri gücünü darbeleyerek, PKK’yi zayıflatarak KDP’nin varlığı ve gelişimini sağlamak istediler. Bu yanlış bir çizgiydi. İç çatışmaları geliştiren, sömürgeciliği güçlendiren bir çizgiydi. Nitekim sonuçları bu temelde de rol oynadı.

DEVAM EDECEK

Yazarın diğer yazıları

    None Found