‘Keleşin’ başındaki gerilla her dilden konuşmakta!..

Üçüncü Yol, gerek dünya sistemi içinde, gerekse Türkiye sistemi içinde her zaman var olan ve birbirine muhalefet eden iki sistem gücünün dışında olmaya deniyor.

Ama bu tanım basitleştirilmemeli. İlk bakışta Üçüncü Yol “yedi düvelle ya da tüm sistemle” şartları olsun ya da olmasın “kelle koltukta” kavga edilecekmiş hissini doğuruyor. “Üçüncü Yol” yanlısı olmayı, bu basitleştirmeden hareketle, vaktiyle köy kahvelerinde çok sık rastlanan “muhalif Ahmet Efendi” gibi bir kişilik sanabilirsiniz.

Oysa politik mücadele sadece “cephe cepheye savaş” değildir. Uzlaşmalar, tavizler, geri çekilmeler, yeniden taaruza geçmeler, “sınıfa karşı sınıf” konumundan hareket etmeler; olmuyorsa en geniş cepheler, yeniden uzlaşmalar ve ilanıhaye karmaşık bir süreçtir. Devrimi mi yaptınız? Çok iyi. Ama yine politikanın bu gel gitli yolundan gitmek zorundasınız. Düşman varsa, savaş da var, uzlaşma da var. Kendi gücüne ya da sınıfına güvenmek de var, en sallantılı, tereddütlü, geçici güçlerle ittifaklar da var.

PKK tarihi, benim anladığım kadarıyla, işte bu karmaşık politik mücadelenin bütün farklı yöntemlerini, düşmana meydan okumakla, onunla masaya oturmak da içinde her türlü taktik hamleyi gerçekleştirme tarihidir. Şimdi HDP’nin “stratejik oy” yöntemiyle AKP yenildi. Yenilmeseydi ne Babacan ve ne de Davutoğlu ortaya çıkamazdı. Demek ki, Kürt Özgürlük Hareketi nasıl Ortadoğu’da DAİŞ’i yendiyse, Türkiye’de de Saray rejimini parçaladı. Belli ki Babacan parti kuracak. Bunun sonu büyük olasılıkla AKP’nin TBMM’deki çoğunluğunu ve seçmen kitlesinin bir kısmını kaybetmesi olacak.

Bu durumda Üçüncü Yol ne yapacak?

Bunu kavramak için “kimlerin” ne yapacağına bakmak iyi olabilir.

“Üçüncü Yol”u kabadayılık sananlar, ya da ellerinde tek bir mantar tabancası olmadığı halde, herkese aynı anda savaş açmak gibi anlayanlar “Al Babacan’ı Erdoğan’la birlikte koy çuvala, salla salla vur duvara” diyecek. Dediler bile.

Ya da Üçüncü Yolu “feci halde Leman” gibi anlayıp, Babacan partisini “umudumuz Karaoğlan” haline getirenler de ortaya çıkacak. Kendi gücünden habersiz olanlar, kurtuluşu Babacan’ın AKP’yi devirmesinde görecek ve bir ara kimi solcuların, sonunda Ecevitçi olması gibi kuyruğa takılacak. Takılmalar başladı bile.

Eğer devrimcinin sağlam bir programı yoksa… Bu yetmez o programı içselleştirmiş milyonlara dayanmıyorsa… Kendini savunacak yöntem, biçim, araç ve gereçe sahip değilse… Onun önünde işte bu iki yoldan başka yol kalmaz. Ya bu zayıflığı yüzünden “gök yüzünü fethe çıkacak” (çıkar gibi yapıp evinde oturanlar da cabası) ve yenilecektir, ya da sistemin muhalif sistem partisinden medet umacaktır.

Üçüncü Yol, yalnız küresel çaptaki “kutuplaşmada” ve Türkiye’deki “laik-dinci kutuplaşmada” bir alternatif olmak değil, bu iki ideolojik savrulma karşısında da ilkesel ve esnek bir duruş almaktır.

Karşımıza çıkan olasılıklar aynı anda hem riskleri, hem de imkanları kendi içinde barındırıyor. O nedenle PKK Önderi Öcalan’ın son kısa notlarında dile getirilen “esneklik” tavsiyesi ve Üçüncü Yol vurgusu sanılandan çok daha önemlidir. Bu notlar PKK tarihinin bir özetidir.

Rusya Saray’ın bir bacağını kapmış; ABD öteki bacağından yakalamış. Çekiştiriyorlar. “Caaart” diye ikiye ayrıldığının sesi Babacan’dan geldi bile.

Bu durumda “son kavgaya” hazırlanmak “kavgacılıkla” olmaz. Kenarda durup, “iki yoldan” birinin “zaferini” beklemekle de olmaz.

Çözüm sürecini diriltmenin imkanları büyüyor.

Bunlar birbirleriyle dalaşırken, krizden çıkış yolunu göstermek, “bırakın bu dalaşmayı ülkenin geleceğine bakın, halk demokratik bir anayasa istiyor, merkezden bıktı, yerellerin özerkliğini özlüyor, çünkü yerelde o var, devlet aradan çıksın, halk kendi işini kendisi yapsın” demek, kısaca ikisi de aynı yola çıkacak olan “dalaşma” yerine diyalog yolunu seçmek, işte bu,  Üçüncü Yol demek oluyor. Ve işte bu, sistem içinde kalmak değil, bu krizli ortamda “son kavgaya” hazırlanmaktır.

Üçüncü Yol, sistem içi iki yola karşı, sistem dışı yoldur. Ama “sistem içinde” mücadele vermektedir. O nedenle hem mücadele edecek, hem de herkesle konuşacaktır.

Babacan’la da..

Hatta Erdoğan’la bile…

Ünlü laftır: Hem sakız çiğnemek, hem de yolda yürümek gibi…

Konuşmayı bilmeyen, savaşmayı da bilmez… Bilin ki, kalaşnikofun başında, konuşan gerille var….

Üstelik demokratik ulusun bütün dillerinde konuşmakta…

Yazarın diğer yazıları