Kemalist siyaset ve sanatın devletle yol ayrımı

İktidarlar her dönem en çok sanatçıların oynayacakları muhalif rolden, baskılara karşı gelişebilecek direnişlere öncülük edilmesinden korkmuşlardır. Bu nedenledir ki her türlü yolu deneyerek sanatçıların bu rollerini oynamalarını engellemeye çalışmışlardır. Kimileri satın alınarak, kimileri korkutularak, kimilerinin gönüllü olarak sürgüne gitmelerini sağlayarak bu rolün oynanması boşa çıkarılmıştır. 

Bir neo-diktatörlük inşasında doludizgin ilerleyen Türkiye’deki mevcut iktidar ve ortakları da aynı yöntemleri deniyor ve geliştiriyorlar. Türkiye cephesinde artık neredeyse iktidarın yapıp ettiklerine sesini çıkaracak, iki cümleyle itiraz edecek üç beş sanatçı bulmak imkansız hale gelmiş durumda. 

İslami kesimde tutucu ideolojik karakteri gereği zaten sanatsal ve entelektüel üretim adına çok fazla şey yaratılması söz konusu değildi. Ülkücü milliyetçi kesimdeki entelektüel ve sanatsal üretim de hamasi bir takım hezeyanlar içeren üretimler dışında bir yere varabilmiş değildi. Türkiye’nin sanatsal iklimini bir bütün olarak besleyen ve büyüten sol tendanslı sanatçılar ve entelektüeller olageldi hep. Jakoben bir aydınlatma hareketi olarak yukarıdan aşağıya toplumu değiştirme iddiasındaki Kemalist gelenek de bu anlamda Türkiye sanatsal üretim, düşünsel gelişim dünyasına bütün hastalıklı yanlarına rağmen önemli hizmetlerde bulunmuş ve pek çok sanatçı çıkarmıştır. 

Bugün gelinen yer itibariyle Kemalist aydınlanmanın tüm damarları kesilmekteyken, Kemalizm’in tüm kutsallarına ciddi bir saldırı geliştirilmekte ve bu kutsallar her geçen gün itibarsızlaştırılmaktayken, Kemalist sanatçı ve aydınlardan bu duruma karşı ciddi bir direniş ve muhalefetin ortaya çıkmadığını görüyoruz. Bu elbette ki Kemalist ideolojiye içkin olan devleti koruma refleksiyle malul olmasıyla çok yakından ilgili bir durum. Devleti koruma refleksi, insan hakları, demokrasi vb. evrensel değerlerden taviz vermeye çok kolay götürebilmektedir Kemalist aydınları. Hele ortada Kürtlerle ilgili bir durum söz konusuyken tüm çelişkiler bir yana bırakılıp ciddi bir söz ve eylem birliğine gitmeleri mümkün olabiliyor. Bugün CHP’nin bir siyasal parti olarak yaşanan bu vahim durum karşısında, ideolojik varlıklarının, tüm kutsallarının, bir siyasi parti olarak tüm varlık nedenlerinin iktidar tarafından ortadan kaldırılmakta olduğu koşullarda bile içine girdiği eli kolu bağlı olma durumu da yine bu devleti koruma refleksiyle çok doğrudan ilintilidir. 

Fakat CHP’nin de sol Kemalist aydın ve sanatçıların da farkında olmadıkları şey korumak ve yıkılmasını engellemek refleksiyle sahip çıktıkları devlet artık Kemalist inşa sürecinden geçmiş ve tüm kurumsallaşmasını bunun üzerine tamamlamış olan devlet değil. Mevcut iktidar tüm Kemalist aydınlanma ve kurumsallaşmayı büyük bir hoyratlıkla dağıtmakta ve yerine kendi Türkçü-Selefi İslam iktidarının kurumsallaşmasını büyük bir hızla inşa etmektedir. Mevcut iktidar ile eski Kemalist iktidarlar arasındaki ortak yanlar ise uyguladıkları baskı yöntemlerinin aynılığı ve milliyetçi karakterlerinden ibarettir. Ancak mevcut iktidar, milliyetçiliğini Selefi İslam ile tahkim ettiği için, Kemalist seküler milliyetçiliği de  düşmanlaştırmakta ve öteki kategorisinde ele almaktadır. 

Tüm buralara bakıldığında cumhuriyetin kuruluşundan itibaren tüm halkların, tüm farklı gurupların eşit ve ortak yaşamını savunmuş Türkiyeli sol, sosyalist enternasyonalist siyasetçi, sanatçı ve entelektüellerinin esas aldığı gibi tüm mağdur kesimlerle ve büyük bir direniş, mücadele ve güçlü bir paradigmal öncülüğe sahip olan Kürtlerle kuracakları ahlaki ve vicdani ittifaktan başka bir kurtuluş yolu yoktur. Kemalist siyasetçi, aydın ve sanatçılar devletle kurdukları milliyetçi bağı ve devletin kurucusu olduklarına dair egemen kibri sorgulamak, bu ayak bağından kurtulmak zorundadırlar. Aksi takdirde bu ülkede farklı yaşam biçimlerine, inançlara, renklere ve Kemalizm’in düşünü kurduğu aydınlanmaya ve seküler yaşam tasavvurlarına dair geriye en ufak bir şey kalmayacak. 

Yazarın diğer yazıları