‘Kendi’ devletinin Rojava’yi işgaline sessiz

Üçüncü dünyacı milliyetçiliğin sosyal şoven biçimini savunanların başını çekenlerden biri de TKP.

TKP, Erdoğan faşizminin Suriye işgaline elbette karşı: “Suriye’den elinizi çekin”! başlıklı bildiriyi, doğudaki işgalin ilk günü 9 Ekim’de yayınladı. Fakat bildiride, Rojava’ya işgalin adını bile anmayarak, yalnızca başka bir ülkenin Suriye’nin egemenliğini ihlal etmenin protestosunu yaptı o kadar.

Bu birinci olarak Rojava-Kuzey Suriye’de yaşayan halkların Suriye Arap burjuva devletinin ilhakı altında yaşamaları gerektiği savunusudur.

İkinci olarak, Arap ulusundan da olsa, Engels’in en demokratik cumhuriyetlerde olması gerektiğini vurguladığı gibi, her il halkı özgürce kimlerle birlikte merkezi bir devlet altında yaşayacağını kendisi karar vermeli. Ve yine Engels’in vurguladığı gibi merkezi devleti savunuyor olmak tutarlı demokratlar ve komünistler açısından, her ilin en geniş özerkliğini savunma ve gerçekleştirmeye çalışmakla çelişmemeli. Bu ikincisini savunmayan bırakın komünist olmayı tutarlı demokrat bile olamaz.

Komünistler proletarya iktidarında sovyet-konsey-komün vb gibi örgütsel biçimlerle her il ve ilçede halkın seçtiği meclislerin yerel işlerde yönetim yetkisini kullandığı en geniş özerkliği savunurlar. Bunu elbette yalnızca proletarya veya emekçi halk iktidarı altında değil, burjuva iktidarları altında da bu özerkliği kararlıca savunurlar.

Komünist lafızı kimseye bırakmayan TKP ve yazarları, Kürt ulusu ve ezilen ulusal toplulukların kendi kaderlerini özgürce tayin hakkını/ulusal hak eşitliğini ve her il halkının özerkliğini katıca ve keyfice reddetmekle komünizme en büyük zararı veriyorlar. Tutarlı demokrasi savunucucu bile olamıyorlar.

Çok uluslu “üçüncü dünya” devletlerindeki ezilen ve sömürge ulusların kendi kaderlerini tayin hakkını “gerici” ve “emperyalizme yarıyor”la suçlayarak, kendilerini ezilen ulus ve topluluklara demokrasi mücadelesi gibi ağır bir yükten kurtaran TKP yazarları, esasen “üçüncü dünya devletleri”ni savunmanın militanlığını üstleniyorlar.

ABD iktidardan indirmek için saldırırsa, Erdoğan gibi eli kanlı bir faşisti bile, ABD karşısında savunmak gerektiğini K. Okuyan göğsünü gere gere savunmuştu. Sonra Rojava’ya işgal döneminde TKP yöneticilerinden A. Güler, Şam’da Dünya Barış Konseyi ve Dünya Demokratik Gençlik Federasyonunun Şam dayanışma ziyaretinden sonra Baasçı “yoldaş başkan” “yoldaş bakan”ları övgüye boğan tefrika yazdı. (bknz, Suriye’de Zafere Doğru, Suriye’de Nihai Zafer Mi?, 14-21. 11.19, haber.sol.org.tr)

Her iki yöneticisinin tutum ve açıklamaları, TKP’nin antiemperyalizminin esasının “üçüncü dünya devletleri”ni emperyalizm karşısından savunmak olduğunu yeniden kanıtlıyor.

Güler, Suriye rejiminin, övgüyü hakeden “önderlik” olarak, esasen Suriye halkına dayandığı için savaşı kazandığını vurguluyor. Suriye rejiminin “birleştirici yurtseverlik” niteliğinin, “laiklik ve yurtseverlik” ilkelerindeki kararlılığının, “dünya kapitalizmi”yle doku farklılığı göstererek, halkçılığı sergilediğini öve öve bitiremiyor. Bu yolda kaçınılmaz olarak kamu ve devlet ekonomisine ağırlık verecekleri vaadi, anlaşılan Güler’i, Baas’ın sosyalizme de yönelebileceğine dair biraz umutlandırmış.

İki küçük kaygısını bu tefrikaya ekliyor. Birincisi, Baas birleştirici yurtseverliğinin yine de “oportünist” davranabileceği, dolayısıyla düşmanlarıyla sermaye alışverişine girebileceği. Sıkı komünistliğini burada göstererek, girmemesi gerektiğini vurguluyor ve TKP kitlesine farkımızı koruyalım onlar halkçı zafer kazandı ama nihai sosyalist zaferi sağlayamayabilirler diye seslenme ihtiyacı gösteriyor.

Diğer küçük kaygısı ise Rojava Kürlerine ilişkin. Baas halkçı zafer kazandı, “Suriye Baas’ı belki hiç olmadığı kadar çok kültürlü ülkesinin bütünlüğünü temsil eden bir yurtseverliğin taşıyıcısıdır.”(aynı tefrika). Fakat şu “Kürt ulusalcılığı” engel:

“Kürt ulusalcılığı ABD emperyalizmiyle ittifak halindeyken Suriye yurtseverliği nasıl erdemli bir karakterde sürdürülecek?”(aynı tefrika)

Baas Arap milliyetçiliğine halka demokrat davranacağına çok inanan TKP yazarları, ezilen Kürtlerin halkçılığına inanmıyor. Çünkü TKP’nin antiemperyalizmi esasen “üçüncü dünya devletleri”ni emperyalist saldırı karşısında korumak.

Söze savaşa karşı tutumla başlamıştık. TKP “kendi” ulusal devletinin Rojava işgal savaşına “Suriye’den elinizi çekin” diyerek de olsa mücadele yürütmeye niyetli değil.

8. Kongresi’nde (2007), emperyalizm Türkiye’yi parçalayıp bölmek istiyor, buna karşı mücadele merkezi görevdir tespiti koyan partiden başka bir şey beklenemez. Ayrıca Güler aynı tefrikasında Erdoğan-Putin’le Alman, Fransız emperyalistlerinin İstanbul buluşmasından ümitli olduğunu dile getirerek de, savaşa karşı mücadele yolunu izlemeyeceklerini bir kez daha kanıtlıyor.

Yazarın diğer yazıları