Kerkük sosyolojisi ve gerilla

Son günlerde Irak devlet ordusunun, Kerkük ve çevresindeki, Irak anayasasına göre “tartışmalı bölge” olarak tanımlanan coğrafyaya yaptığı müdahalede, Federe Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin hükmü, KDP ve YNK’ye bağlı peşmerge güçlerinin direnişsiz geri çekilmesi toplumsal bir travma yaratmıştır. Kürtlerin DAİŞ’e karşı mücadelesi uluslararası bir yankı yaratmasına rağmen, yerel halk egemen siyasi partilerin hesaplarından dolayı kendisine ihanet edildiğini ifade etmiştir.

Kerkük ve çevresi çok zengin bir tarihe sahiptir ve günümüzde özellikle de çok dilli, çok dinli, çok kimlikli olması ile tanılır. Örneğin Daquq gibi bir kente ulaşan insana ilk söylenen şeylerden birisi: “Burada herkes üç dil konuşuyor. Kürtçe, Arapça, Türkmence.” Kürtler, Araplar, Türkmenler yanı sıra başka kimlikler ayrı ayrı mahallelerde yaşamıyor, çünkü evleri yan yana. Halkların arasında evlilikler normal olarak karşılanıyor. Aslında demokratik ulus kavramının burada en doğal hali yüzyıllarca yaşanmış bir yerdir.

2015’de Güney Kürdistan’da yaptığım sosyolojik alan çalışmamda çok kısa bir süre Kerkük ve Daquq’ta geçirdim. Kakai Kürt, Sünni Arap, Şii Türkmenlerin evlerinde misafir oldum. Halkların ne kadar içiçe yaşadığını gördüğümde ne kadar hayran kaldıysam, aynı zamanda bölgenin devlet yapıları ve istihbaratların da varlığını hissetmemek mümkün değildi. DAİŞ’in hücreleri, Türkiye’nin MİT’i ve onun Türkmenlerin üstündeki etkisi, İran’ın Şii milisleri, Irak ordusunun kanunsuzluğu, peşmergenin tedirginliği atmosferi etkiliyordu.

Öte yandan gerillanın varlığı.

Halkın en umutsuz günlerinde, 2014’te gerçekleşen, Şengal, Musul, Tel Afar gibi yerlerde baslayan DAİŞ’in Irak’taki katliamları sürecinde, HPG ve YJA Star’ın dağlardan şehirlere inip, konvoylarla karşılanması tarihi görüntüler arasındaydı. Bölgede geçirdiğim o kısa sürede gerilla 1 yıldır bölgede kalmış, tanınmış ve sevilmişti. En çok ilgimi çekenlerden, çok kimlikli Kerkük’te gerilla sadece Kürtlerin militanları olarak görülmemesiydi. Özellikle Arap kesimi de onları benimsemişti.

Yaşlı, Arap bir kadın beni evine çok sıcak bir şekilde ağırlamıştı. Tüm çocukları ve torunları toplanmıştı. Ailesinin bir kısımı DAİŞ’e destek vermişti, kendi evi de üç defa bombalı saldırıya uğramıştı. Yaşlı kadın hikayesini anlatıyordu, kızına yazdırıyordu. “Bizimle resim çek ama sadece annene gösterebilirsin” demişti. Kendisinin Hac’da aldığı bir eşarbını bana hediye etti. Meğerse ailesini korumak için kendi evine çok yakın olan gerillaların yanına hiç gitmiyormuş. Ama torunlarının eline bir kaç günde bir ekmek dolusu bir torba verip, gerillalara yolluyormuş.

Eskiden KDP’nin bir peşmergesi olan genç Kakai bir Kürt bana rehberlik yaptı Daquq’ta. O dönemde maaş alabilmek için YNK’nin peşmergeliğini yapan ama yürekli olarak PKK’nin gençlik çalışmalarında yer alan bu gencin yorumları çok ilgimi çekmişti:

“Biz burda PKK’den çok etkileniyoruz. Kadın ve erkek arkadaşların arasındaki yoldaşlık ilişkileri bizi çok etkiliyor, bizim toplumdaki durumdan çok farklı. Bir de toprak, petrol, para için savaşmıyor gerillalar. Sadece yurtseverlik duygularından dolayı bizi savunmaya geldiler. Herkes kaçarken, onlar geldi yanımıza. Ama bir de Federe Kürdistan hükümetinin yetkilileri lüks içinde yaşarken, halkın parasını yerken, PKK’nin nasıl, hangi koşullarda yaşadığını görüyoruz. Bizim gibi, yer sofrasında zeytin, peynir, ekmek yediklerini görüyoruz. Halk bunların farkında”.

Kerkük’te YJA Star gerillası Şehit Gulan Gulveda ile röportaj yapmıştım. Güney halkının HPG ve YJA Star’a duyduğu sevgi ve ilgiyi şöyle yorumlamıştı: “O kadar tutucu olmalarına rağmen kadına karşı, kızlarına karşı rahatlar. Kızlarını yanımıza gönderebiliyorlar. Zarar gelmez diyorlar, bir güven yaratılmış gerillanın dürüstlüğünden dolayı. Mesela geçenlerde bir taburun bulunduğu bir alanda arkadaşlar yeri boşaltıyorlar, ordan ayrılıyorlardı. Halk bunalıma giriyordu, her gün gelip, analar, kızlar, adamlar ‘Nereye gidiyorsunuz? Gitmeyin! O kadar akrabalarımız gitti, DAİŞ başımıza geldi ama biz bu kadar etkilenmedik, sizin gitmenizi istemiyoruz’ dediler. O derecede bir bağlılık gelişiyor. Çünkü yıllardır yetkililer sadece kendi iktidarı için, yararlanmak için politika üretmiş. Bu halk için gerçekten politika yapılmamış. Şimdi gerillanın çıkarsız, temiz, yaşam tarzı, o demokratik yaşam biçimi, bakış açısı, onu görünce o insanların yaşama umudu, yaşama sevgisi farklılaşıyor, gelişiyor. Ve bağlılık da çok yoğun gelişiyor burda.”

Bu konuda Güneyli bir YJA Star gerillası şunları söylemişti: “İnsanlara muazzam bir umut ulaştı. Örnek: Armanç arkadaş Kerkük’te ağır yaralanmıştı, bir kaç gün komadaydı. Biz bir grup gerilla arkadaş onları görmeye gittik. Ben çok hastane gördüm, ben Güneyliyim. Her gün halkıma bakarak çok büyük umutsuzlular görüyordum. Benim içim yanıyordu. Kendi çocuklarını bu kadar devrime veren bir halk nasıl bu kadar yorulabildi? Umutsuz kalabildi? O gün o hastaneye gittiğimizde o halk bizi, gerilla elbiselerini gördüğü zaman yüzlerindeki gülüşler, o umut, duruş, sevinç yağıyordu. Müthişti! Öyle bir tabloyu hiç görmemiştim bu ülkede. Ve bu tablo Kerkük’te yaşanıyordu.“

Güney halkının siyaset kavramı tamamen egemen siyasi partiler tarafından işgal edilmiş durumda. Toplumsal örgütlülük, kitlesel eylemsellik ulaşılmaz, tarihe gömülmüş ütopyalar gibi geliyor birçok kesime. O kadar direnmiş, baş kaldırmış bir halkın liderleri demokrasiye, kendi örgütlük tarihlerine, halkın değerlerine ihanet ederek sürekli kendi çıkarıları için siyaset yürütmüştür.

Şengal’in 2014’deki katliamından bir kaç hafta önce de, Mesud Barzani bağımsızlıktan bahsediyordu. Ne kadar bağımlı, iradesiz bir yönetimin olduğu halkını savunmasız bırakmasından belli olmuştu. O zaman da, Abdullah Öcalan’ın paradigmasını yaşamsallaştıran savaşçılar Êzîdî halkını kurtarmaya gelmişti.

Gerçekleştirilen referandumun dayattığı “Özgürlük devlettir” iddiası aynı siyasetin iflasını tekrardan gösterdi. Öz savunmasını, iradesini, ekonomisini, siyasetini kendi gücü ile örgütleyemeyen bir Kürdistan’ın “Özgürlük” konseptinin ne kadar kısıtlı olduğu ortaya çıkmıştır.

Kürdistan tarihindeki ihanet ve direniş diyalektiğini iyi çözümlemeyebilmek için dolayısıyla yoğun bir sosyolojik bakış açısını geliştirmek şarttır. Anlamlı bir özgürlük felsefesini geliştirmek için, toplumsal örgütselliğin ön planda olması gerekiyor. Ve aynı zamanda en umutsuz anlarda da halkın örgütlenme potansiyeline inancın olması gerekir.

Onun için belki Reqa’da kadın savaşçıları özgürlük bayraklarını sallarken, Güney Kürdistan’ın erkek egemen, bölgesel ve uluslararası güçlere göbekten bağlı ve bağımlı, devletçi siyasi partileri halkının kanı ile edindiği değerlerini direnişsiz bir şekilde teslim etti.

Güney halkını yıllardır alternatif özgürlük kavramları ve pratikleri ile tanışmıştır. 

Ve bunları kolayca unutmaz.

Yazarın diğer yazıları