Kerkük’e saldırıların arka planı

Musul operasyonu 7’inci gününe girdi. Koalisyon güçlerinin desteğiyle başlayan operasyon, Irak ordu güçleri ve peşmerge güçlerinin ilerleyişiyle devam ediyor. Operasyonun ilk aşaması Musul’un etrafının temizlenmesiyle tamamlanacak ve daha sonra şehir merkezine doğru ilerleyiş sürecek. Operasyona hangi güçlerin katılacağı yoğun bir tartışma ve pazarlık konusu oldu elbette. Musul üzerinden hak iddia eden ve Musul’un eskiden Türkiye’nin sınırlarına dahil olacağı yönünde nidalar atan cumhurbaşkanıyla Irak hükümet yetkilileri arasında polemiklere varacak düzeyde karşılıklı açıklamalar ve restleşmeler yaşandı. Sonuçta Irak, Türk ordusunun yardımını istemediğini ve Musul operasyonuna katılmasını kabul etmeyeceğini net bir şekilde açıkladı. 

Türk Cumhurbaşkanı Tayip Erdoğan 14 Ekim günü Konya’da yaptığı bir konuşmada Musul operasyonuna katılma talebini dile getirirken, “Eğer koalisyon güçleri Türkiye’yi almak istemezse B planımız devreye girer. O da olmazsa C planımız devreye girer” demişti. Bu konuşmadan sonra adeta iç ve dış siyasette ipini koparmış olan Erdoğan’ın B ve C planlarını nasıl devreye koyacağını herkes merakla, bir yandan da kaygıyla bekler oldu. Bu bekleyiş çok da sürmedi aslında, Rojava’da desteklediği çetelerle birlikte Efrîn Kantonu’na saldırmaya başladı. 

Bu açıklamadan hemen sonra 22 Ekim sabahına Kerkük’e yönelik DAİŞ çetelerinin gerçekleştirdiği  saldırıyla uyandık. Kentte eşzamanlı saldırılar gerçekleştiren DAİŞ çeteleri, merkezde bulunan önemli bazı mahallelerde kontrolü ele geçirmeye çalıştı. Henüz resmi açıklanmasa da aralarında peşmerge, güvenlik güçleri ve sivillerin de bulunduğu 72 kayıp ve 200 yaralı son üç günün bilançosu.

Eş zamanlı saldırıların gerçekleştiği mahalleler daha çok Kürt, Arap ve Kakai inancına mensup halkların yaşadığı mahallelerdi. Yoğun çatışmalar ardından bu mahallelerin kontrolü yeniden güvenlik güçleri ve peşmergelerin denetimine geçse de, ilk saldırıdan sonra başka mahallelerde yeni saldırıların geliştiğine tanıklık ettik. Kentte tam kontrol sağlandı denilecekken, bir başka yerden saldırılar gelişti. Anlaşılan Kerkük’te sular durulacak gibi değil.

Bu saldırıların gelişmesinin arkasında yatan gerçek ve güçlere dair belli iddialar da gündemde yer almaya başladı. Kerkük merkezde her ne kadar DAİŞ çetelerinin uyuyan hücrelerinin olduğu ve bu hücrelerin harekete geçmeye başladığı söylense de, yabana atılmayacak ve aslında parçalar bir araya getirildiğinde iddia olmaktan çıkan başka gerçekler de var.

Türk devletinin aslında uzun süredir Kerkük’ün bazı bölgelerine istihbarat birimlerinden tutalım, birebir desteklediği güçleri yerleştirdiği iddialardan bir tanesi. Bir ikinci iddia ise, peşmerge ve gerilla güçlerinin önemli bir savunma hattı oluşturduğu Kerkük’ün güneyine düşen ve DAİŞ çeteleriyle bir kilometre mesafede bulunan Newafil köyüne yönelik menşei belirlenemeyen uçakların hava saldırısı ve bu saldırının Türkiye’ye ait uçaklar tarafından yapıldığı. Hava sahası Irak Hükümeti ve koalisyon güçlerinin kontrolünde. Irak Hükümeti ve koalisyon güçleri yanlış hedef vurmuş olsalar bile bu konuda bir açıklama yapmak durumundalar. Ancak resmi ağızlardan yapılan herhangi bir açıklama yok. Bir diğer iddia ise DAİŞ çetelerinin Kürtlerin yaşadığı Leylan nahiyesine bağlı Seyrentepe köyüne helikopterlerle indirildiğidir.

Türk devletinin Başurê Kürdistan’daki varlığından rahatsız olan Kürt halkı, Türk askerlerini bölgede istemediğini, buradaki varlığının Kürt halkının birliğine zarar verdiğini ortaya koyduğu tepkilerle göstermişti. Başur Kürdistan halkı hala bu konuda ısrar ederken, Tayyip Erdoğan’ın “bölge halkı bizden yardım talep etti” yönündeki söylemlerinin, bölge üzerindeki planlarının üstünü örtmek için söylenmiş bir yalan olduğu ortada. DAİŞ ile işbirliğini PKK düşmanlığı ve karşıtlığına tercih eden Türk devleti, Kürt gerillasının halkını ve topraklarını savunmasından da oldukça rahatsız. Kendisinin Başurê Kürdistan’da bir işgalci olarak durduğu aymazlığının üstüne halk tarafından davet edilen ve 2014 yılından bu yana DAİŞ ile en ön cephede mücadele eden HPG ve YJA STAR gerillalarının bölgedeki varlığını adeta karnından konuşarak kabul etmeyeceğini söylüyor.

Herkes DAİŞ çetelerinin Kerkük’e yaptığı saldırıyı konuşur, tartışır ve bu saldırı bölge ve dünya basınında geniş yer bulurken, havuz medyası saldırı haberini “Kerkük’te PKK provokasyonu” manşetiyle duyurdu. DAİŞ’in vahşi ve karanlık gerçeğini saklayan Türk devleti ve medyası, saldırıyı vermekten çok, PKK gerillalarının neden Kerkük’e gelip DAİŞ’e karşı mücadele yürüttüklerinden, neden halkını savunduklarından duydukları rahatsızlığı dillendirir oldu. Gerilla en ön cephede. Bu gerçek Türk devletini çılgına çevirse de Başurê Kürdistan halkı ve peşmerge güçleri gerillaya güven duyuyor, varlığı umut kaynağı onlar için. Gerilla ne Kerkük’ten, ne Şengal’den ne de halkını ve ülkesini savunduğu diğer yerlerden çekilecek gibi görünüyor. 

Yazarın diğer yazıları