Sine Çiya’da ‘Berfîn’ zamanı

Yılmaz Güney ve Halil Uysal’ın gerçekçi, halkçı ve dağ sinemasının yarattığı gelenek Sine Çiya yönetmenlerinden Özlem Arzeba ve kolektif ruhla çalıştığı ekibiyle devam ediyor.

NÛDEM TÊKOŞER
QAMIŞLO

Yönetmen Özlem Arzeba’nın, zorluklara rağmen çektiği Berfîn filmi seyirciyle buluştu. 3 yıl önce çekilen ve 10’uncusu düzenlenen Hamburg Kürt Film Festivali’nde prömiyeri yapılan ve yoğun ilgiyle karşılanan Berfîn filmi, devlet tarafından ailesi parçalanan, babası katledilen ve annesi cezaevine giren, ilkokulda da devletin peşini bırakmadığı bir kız çocuğunun içine girdiği serüveni ve gerilla olma yolculuğunu anlatıyor.

Kürdün direnişçi ve özgürlükçü insan hikayelerinden ilham alan Berfîn filmi, direngen Kürt annelerinin yaşamına da odaklanıyor. Filmde direnen kadının hikayesi saç metaforuyla işlenmiş. Filmin ilk ve son sahnesinin suda yüzen anne ve kızın yüzme metaforu da dikkat çekiyor.

Devletin zulmüne rağmen direnmekten vazgeçmeyen Berfîn ve Besta yani anne ve kızın, dağın kalbinde, bir gece vakti savaşın ortasında, kurşun yağmuru altında yıllar sonra ilk ve son buluşma sahnesi unutulmazdı.

Berfîn filmi Batman’dan dağa uzanan bir kadın yönetmenin gözünden çekiliyor. Sanata ilgi duyan, şarkı, şiir seslendiren, tiyatroda oynadığı rollerle sahneye aşina olan, yazdığı hikaye ve kısa film senaryosundan sonra edindiği bütün birikimleri Berfîn filmiyle beyaz perdeye başarıyla aktarmış. Başından sonuna kadar kadın aklı, düşüncesi ve ruhuyla yapılan film, şiir tadında diyaloglar ve Kürdistan dağlarının sonsuz ufka sahip dağlarının bir ressam ustalığında kadraja almış. Dağlar bir kez daha Halil Uysal’dan sonra Berfîn filmiyle ardıllarına kucak açtı. Filmi izlerken sırtınız bir kapa parçasına yaslanmış, bazen bir şiir dinletisinde, bazen bir resim sergisinde bazen bir gerilla annenin sesinde bulacaksınız kendinizi.

Halil Uysal’ı “Ayna Bejnê”, “Dema Jin Hezbike”, “Zap’ın Gözyaşları”, “Beritan”, “Wenê” filmlerinin bazen kamera arkasında bazen de kamera önüne çıkarak sinemaya atılan Yönetmen Özlem Arzebayla, Sine Çiya’yı ve Berfîn filmi üzerine konuştuk.

İlk sinema hayaliniz nerede ve ne zaman başladı?
Sanatın bütün dallarına ilgim var. Sinema dışında diğer dallarla da ilgilenmeye çalıştım. Hikaye ve şiirler yazdım. Özellikle de tiyatro senaryoları yazdım ve yönettim. Hatta oyunculuk da yaptım. Sinema hayalim ise bunlarla iç içedir. Yansıtmak istediğiniz şeyler var. Yaşadığınız duygular var. Toplumsal olarak içinde bulunduğunuz bir kargaşa var. Hele ki bu kargaşayı Kürt kimliğiyle yaşıyorsanız bunu nasıl yansıtabileceğinizi iyi bilmeniz gerekir. Toplumsal ve sosyal farklılığımız var. Farklı duygu dünyamız ve davranış biçimlerimiz var. Kürt olarak yaşadıklarımızı dışa anlatmanın yollarını arıyoruz. Farklı alanlarda da kendimizi ifade edebiliriz. Uzun bir süre tiyatro ile ilgilendim. Tiyatroda oyunculuk, senaristlik ve yönetmenlik yaptım. Sinemayla da sanatsal çalışmalarımızı daha geniş kitlelere anlatmaya çalışıyorum. Sinemayla uzun bir süredir kurduğum bir bağ var.

İlk kez mi yönetmenlik koltuğuna oturdunuz?
Tiyatro da daha önce yönetmenlik yaptım. Sinemada da Wene adlı kısa filmin hem senaristliğini hem yönetmenliğini yaptım. Berfîn filmi yönetmenlik yaptığım ilk uzun metraj oldu.

Yönetmen olarak hangi sinemayı kendinize daha yakın buluyorsunuz?
Sinemanın yüz yılı geçen bir tarihi var. Biz Kürtler sinema alanında yeni sayılırız. 1800’lerin sonlarında insanlar toplumsal alt üst oluşlarını, bireysel çelişkilerini, birey-toplu çelişkilerini ve bu konuda birçok sorgulamasını sinema alanında farklı akımlarla devam ettirmiş. Toplumsal ve sistemsel sorunlar bir şekilde beyaz perdeye aktarılmış. Bizim ise bu kadar köklü bir tarihimiz yok. Sinema akımlarını, sinema tarihini, Avrupa, Asya, Yakın doğu ve Ortadoğu sinemasını ile yönetmenlerini okumaya çalıştım. Sinemaya büyük emekler verilmiş. Bu emekler soncunda sinema her geçen gün daha da gelişerek günümüze ulaştı. Toplumun yaşam biçimi, kültürü, düşüncesi bir şekilde sinema da yer bulmuş. Çıkış itibariyle de yapılan filmler dönemine damga vurmuş. Düşüncelerin değişmesine yol açmış. Bizim için toplumsal ve politik önem taşıyan sinema akımlarından etkileniyor ve onları kendime yakın buluyorum. Kürt sineması da politik bir sinema olarak güçlü bir şekilde ilerliyor.

Berfîn filminin senaryosunu yazarken nelerden ilham aldınız? Ne kadar sürede senaryo yazıldı?
Senaryo bir buçuk ayda yazıldı. Senaryoyu yazmadan önce bir hikaye kaleme almıştım. Beni etkileyen bir hikayeydi. Gerillaya giden bir kadınla tanıştım. Annesi kısa bir süre önce oda gerillayken şehit düşmüştü. Onun gibi birçok öyküyle karşılaştım. Buna benzer hikayelerle karşılaştım. Mücadeleye katılımda anne ile kız, baba ile oğul, baba ile kız, kardeşler bir şekilde bir biriyle kan bağı olan birçok insanın mücadele saflarına birlikte akıyor olmaları, birbiriyle ilişki biçimleri bunlar oldukça etkileyiciydi. Berfîn’i sadece bir kişiden yola çıkarak yazdığımız bir senaryo değildi. Buna benzer bir çok hikayenin ortaklaştığı bir senaryoydu. Gerilla yaşamlarının önce hikayesini yazdım. Sonra da senaryosunu çıkardım.

Berfîn Filmini ne zaman ve nerede çekimlerini yaptınız? Çekim sırasında karşılaştığınız sorunlar oldu mu?
Berfîn filminin toplumsal durumları ilgilendiren sahneleri Maxmur mülteci kampında çektik. Diğer bölümü de Medya Savunma Alanlarında çektik. Güvenlikten dolayı Medya Savunma Alanlarında film çekmek oldukça zordu. Set kurabileceğiniz uygun ortamın olmaması, uçak vuruşları altında bazı planları çekmeye çalışmamız oldukça zorlayıcıydı. Belirlediğimiz bir zaman dilimi vardı. Bu planlamada bazı aksaklıklar oldu. Oyuncu seçimi, mekan sorunu ve teknik sorunlar yaşadık. ‘Bu koşullarda filmi çekemezsek bir daha çekemeyebiliriz’ diye düşündük. Bu inat ve ısrarla çektik.

Çektiğiniz filmle hangi döneme ve nasıl bir konuya odaklanıyor?
Yaşanan bir sorun var. Yaşanan bir acı vardı. Devlet eliyle parçalanan bir ailenin yaşadığı sorunları vermeye çalıştık. Bu ailenin devlet tarafından yaşadığı sorunları eğitim, cezaevi, katliamla, baskıyla bir anne kız arasında geçen hikaye üzerinden vermeye çalıştık. Filmin kendi içinde mütevazi bir çizgisi var. Biraz anne ile kızın kendi içinde yaşadıkları değişim ve dönüşümü, ilişkileri, duygu paylaşımı ve bütün yaşadıklarına karşı durdukları yer ve mücadele edebilme gücü aslında kan bağıyla değil bir düşünceyle bir birleriyle sahiplenmelerini vermeye çalıştık. Aslında bu çerçevede ele almak istedik.

Oyuncuları hazırlık süreci nasıl gelişti?
Koşullarımız oyuncuları daha rahat seçmemize, eğitmemize olanak vermedi. Bir oyuncunun role adapte ve hazırlık sürecinin olması gerekir. Ama bizde böyle bir süreç yaşanamadı. Kısa bir süre içinde oyuncular hızla rollerine yoğunlaştılar. Oyuncuların çoğu gerillalardan oluşuyordu. İlk kez böyle bir tecrübeyle karşılaştılar. İlk kez kamera karşısına çıktılar. İlk kez sette bulundular. Ama her oyuncu sadece oyunculuk yapmadı. Aynı zamanda kamera arkasında da büyük emek verdi. Dar bir zaman diliminde bütün arkadaşlar ortak ruhla filmin çekiminde yer aldılar. Anne ve kızı oynayan arkadaşların sadece oyunculuk deneyimleri vardı. Onun dışındaki oyuncuların hiçbirinin tecrübesi yoktu. Oyunculuk yapan arkadaşlar hikayeden çok etkilendiler. Berfîn’in hikayesini kendi hikayelerine yakın buldular. Çünkü her Kürt ailesinin ve Kürt bireyinin bir şekilde tanık olduğu olaylardı. Berfîn ve annesinin ilişki biçimini oyuncular kendileri yaşam hikayelerine yakın buldular.

Berfîn gerilla olmaya neden karar veriyor? Anne karakterinin Berfîn üzerinde nasıl bir etkisi var? Neden saç metaforunu kullandınız?
Baba katlediliyor. Anne tutuklanıyor. Daha sonra kız çocuğunun gerillaya gidiş öyküsü var. Bu kız çocuğunun yüzleşmek zorunda olduğu bir sistem gerçekliği var. Çok küçük yaşlarda devletin zor uygulamalarıyla karşılaşıyor. Militarist bir eğitim sistemiyle, göçle karşılaşan bir Berfîn çıkıyor karşımıza. Annesinin kendisini terk etmesine anlam veremeyen bir kız çocuğu… Berfîn gerillaya gidiyor, mücadeleye katılıyor. Annesinin peşinden dağlara gidiyor. Bu bir neden olsa da ondan öte, Berfîn’in iç yolculuğunda bilince çıkardığı, kendi kavgasını verme düşüncesidir. Yaşadıklarına olan öfkesinin bir toplamında kendi kavgası için gerillaya gidiyor.
Saç metaforunu kullandık. Saç metaforunun Kürt toplumunda ve Kürt kadınları içinde özgün bir yeri var. Bununla da ilgili karşılaştığımız bazı örnekler oldu. Hala gerillada annesinin saçlarını yanında bulunduran gerillalar var. Bu bize ilham verdi. Anne ile bağlar, kızlarda her şeye rağmen yürüyor olması anlamını da çıkarabiliriz.

Filmin açılış ve kapanış sahnelerinde Berfîn ve annesinin yüzme sahnesi vardı. Özel olarak mı seçtiniz bu sahneyi?
Filmin başında ve sonunda olan yüzme sahnesinin anlamı şuydu: Hayata atılmanın hayattaki zorluklarla mücadele edebilmenin çocukken kazandırılan ilişkilerle ne kadar ilerleyebileceği ve yürüyebileceğinin bir yansımasıydı. Berfîn ve annesinin ilişki biçimi de buydu. Annenin, Berfîn’e sadece yüzmeyi öğretmesinden ziyade, Berfîn’i farkında olmadan hayata hazırlama, yaşayacağı zorlukların içinde yüzebilmesini sağlamaya dönük bir ilişki ve eğitim biçimi diyebiliriz.

Filmin müziği, montaj ve kurgu aşamalarına tam olarak istediğinizi yansıttığınızı düşünüyor musunuz?
Filmin müziğini Mahmûd Berazî yaptı. Kurgu ve montaj aşamaları uzun sürdü. Filmin seyirciyle buluşması biraz uzun bir süreyi aldı. Filme tam olarak istediğimizi yansıtma konusunda bazı yetersizlikler yaşandı. Seyirciyle geç buluşturduğumuz için üzgünüz. Yine bulunduğumuz koşullarda en iyisini yapmaya çalıştık.

Filminiz festivallerde gösterildi mi? Filminize seyircilerden nasıl tepkiler aldınız?
Filmimiz Hamburg Kürt Festivali, New York Kürt Film Festivalinde 6-7 Aralık’ta gösterime girecek. Seyircilerden bugüne kadar olumlu tepkiler aldık. Başka festivallerde gösterime girmesi içinde girişimlerde bulunduk.

Sinemanızın Halil Dağ sinemasının bir devamı olarak değerlendirebilir miyiz?
Sinemamız Halil Dağ sinemasının bir devamı. Halil Dağ’la çalışmış olmak, onunla yaşamış olmak ve aynı ortamlarda bulunmuş olmak, bazı projeleri paylaşmış olmak çok önemliydi. Bize verdiği tecrübeler ve büyük yoldaşlık değeri var. Dağ sinemasının her yerde sürdürmeye çalışacağız.

Kürt sinemasının geldiği düzeyi nasıl buluyorsunuz?
Kürt sinemasının geldiği düzey önemli bir düzey. Kürt sinemasının gelişmesi için önemli girişimler var. Denemeler yapılıyor. Kürt sineması için denemeler yapmak dahi önemli. Yaşadığımız toplumsal sorunlar yeterince sinemada işlenmedi. Kürt toplumunun gerçekliği hala sinemaya daha güçlü yansımayı bekliyor. Kürt halkının özgürlük mücadelesi ve farklı yaşam formlarının sinemaya aktarılması devrimci bir girişim. Kürt sinemasına hizmet edecek projelerin desteklenmesi gerekir. Kürt sinemasına yönelik eleştirililer de yapılmalı. Eleştiriye açık bir sinemadır Kürt sineması. Yılmaz Güney’le başlayan bir sinema geleneğimiz var. Halil Dağ’la da Kürt sineması başka bir evreye geçti. Kürt yönetmenler bulundukları Kürdistan parçalarında film çekme çabaları var. Bu çabaları önemli buluyorum.

Rojava Devrimi’nin Kürt sinemasının gelişmesinde nasıl bir etkide bulundu?
Her devrimin bir sanat dili var. Rojava Devrimi de kendi sanat dilini inşa ediyor. Rojava Devrimi sinemayı da etkiledi. Hatta dünya sinemasını etkiledi. Rojava Devrimi ile toplumun yaşadığı değişim dönüşüm, inşa edilen demokratik sistem sinemacılar tarafından ilgiyle karşılanıyor. Yabancı yönetmenlerin Rojava’ya yönelik çektiği filmler var. Ancak Rojava’yı nasıl sinemaya aktarıyorlar, nasıl işleniyor, Rojava kültürü, dili, toplumsallığının, verilen mücadelenin ne kadar yansıtıldığını düşünmeliyiz. Sadece vitrin yanıyla ilgileniyor olmak doğru değil. YPJ’li savaşçıların dışa yansıdığı kadarıyla ilgileniyor olmak tabi ki olumsuz bir durum. Yönetmenler daha fazla gerçekliğe inmeli, derinleşmeli. İç dinamikleri doğru çözümlemeli. Devrim nasıl gerçekleşti? Savaş neden yaşandı? Nedenlerini sorgulanmalı. İnşa edilen yaşam biçiminin ne olduğu doğru ele alınmalı. Sinemaya Kürt toplumun gözünden bakılmalı. Bazı filmler karşıt bir yerde durabiliyor. Asıl dinamiklere kamerayı çevirmeliyiz.

Yazarın diğer yazıları

    None Found