Kıbrıs: Küçük ada, büyük sorun

1974 yılında, Türkiye’nin “Barış Harekâtı” adını verdiği askeri müdahale ile garantörü olduğu Kıbrıs’ın kuzeyine girerek adayı ikiye böldü. Sadece toprakları değil toplumları da ikiye bölündü. Kuzeyde bulunan Rum halkı adanın güneyine, güneyde bulunan Türk halkı adanın kuzeyine göç etmek zorunda kaldı. Lozan ile birlikte, Türkiye ve Yunanistan arasında yapılan “nüfus mübadelesine” benzer, adanın her iki yakasında iç içe yaşayan halklar birbirinden koparıldı. Kaybedilen sadece toprakları ve evleri değildi, yüzyıllardır birlikte yarattıkları kültür ve yaşam da yok edildi. 1974’ten beri BM ve uluslararası toplumun tüm çabalarına rağmen adanın iki yakası bir araya gelmedi. Bir çözüme ulaşılamadı.

Kıbrıs, bölünmüş haliyle, 2004 yılında Avrupa Birliğine üye oldu. Türkiye’nin itirazlarına rağmen, fiilen bölünmüş bir ülke olarak AB’ye katılan Kıbrıs’ın “tümü” AB toprağı sayılmakta, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti tanınmadığı için, adanın kuzeyinde bulunan Türk nüfus Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşları olarak kabul edildikleri için aynı zamanda AB vatandaşlarıdır.

1974’ten bu yana “çözüm” bulunamayan Kıbrıs sorunu her zaman uluslararası gündemdeki yerini almış, çözüm konusunda yıllardır sonuçsuz kalan “müzakereler” yürütülmüştür. Adanın kuzeyinde kurulan KKTC’yi Türkiye ve Pakistan dışında başka bir ülke tanımamıştır. Bu nedenle adanın kuzeyi Türkiye ile “mutlak” bir bağımlılık ilişkisi içinde bu “tecrit” koşullarında varlığını sürdürme çabası içinde olmuştur. Uzun süren belirsizlik ortamı nedeni ile Kıbrıslı Türklerin büyük bir bölümü başta İngiltere olmak üzere başka ülkelere göç etmiş, Türkiye’den “gönderilen” taşıma nüfus ile adanın demografik yapısı zaman içinde “kökten” değiştirilmiştir.

AB üyesi “bölünmüş” Kıbrıs Doğu Akdeniz’de bulunan hidrokarbon yatakları, Kıbrıs’ı yeniden uluslararası “çekişmelerin” odağına oturttu. Türkiye’nin Kıbrıs açıklarındaki Münhasır Ekonomik Bölge bulunan hidrokarbon yataklarında hak iddia etmesi, Kuzey Kıbrıs adına bu bölgelerde bulunan gaz yataklarından “pay” istemesi sorunu daha da karmaşık hale getirmiştir. Kıbrıs’ın kuzeyine ilişkin “çözüm” çabaları bu yeni gelişme ile başka bir boyut almıştır.

Hiç bir zaman Kıbrıs Türk halkını “kendi kaderini belirleme” konusunda yalnız bırakmayan Türkiye, şimdi de Kuzey Kıbrıs’ta iplerin “kimin” elinde olduğunu kanıtlarcasına, açık müdahalesinin sürdürmektedir. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yapılacağı Kuzey Kıbrıs’ta Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın bir röportajında çözüme ilişkin sözleri, Türkiye’de başta hükümet olmak üzere ırkçı-milliyetçi çevrelerin “linç” kampanyasına dönüştü.

Kuzey Kıbrıs’ta, 26 Nisan 2020’de Cumhurbaşkanlığı seçimi var. Halen Cumhurbaşkanlığı görevini yürüten Mustafa Akıncı yeniden aday. Mustafa Akıncı Kıbrıs sorununun, Kuzey ve Güney yönetimlerinin bir “federasyon” çatısı altında birleşmelerini savunuyor ve bunun için müzakereler yürütüyordu. BM gözetiminde Ocak 2017’de İsviçre’nin Cenevre kentinde başlayan ve daha sonar Crans Montana’da devam eden müzakerelerde Kıbrıs Türklerini Mustafa Akıncı temsil ediyordu. BM ve garantör ülkeler Türkiye, Yunanistan ve Büyük Britanya’nın katıldığı ve Ada’daki iki toplum liderleri ve temsilcilerinin katıldığı görüşmelerde yine herhangi bir çözüme ulaşılamadı.

Mustafa Akıncı, Ada’nın her iki toplumunu “siyasi eşitlik” temelinde birleştiren, iki toplumlu, iki bölgeli bir federasyon çatısı altında Ada için en iyi çözüm olduğuna inanan bir siyasetçi. Bu düşünceleri de yeni değil. Önceki seçim kampanyasında da dile getirdiği görüşler. İşte Mustafa Akıncı şimdi bu görüşleri nedeni ile AKP-MHP ortaklığı ile linç edilmek isteniyor. Türkiye’ye “bağlı”, gelecekte “ilhaka” varacak bir siyaset izleyen Ada’nın sağ siyasetçileri, AKP-MHP desteğinde Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde sonuç alabilmek için Akıncı’ya karşı ırkçı-milliyetçi kampanyayı köpürtmek istiyorlar.

The Guardian Gazetesine bir röportaj veren Mustafa Akıncı bilenen görüşlerini dile getirmiş, Hatay göndermesi ile Türkiye’nin olası bir “ilhak” girişiminin sorunu daha da karmaşık hale gelebileceği yönünde görüşlerini açıklamıştı.

AKP-MHP iktidar blokunun üstenci ve hegemonik yaklaşımları Ada’da çözümü olanaksız kılarken, Kıbrıslı Türklere karşı kullandıkları onur kırıcı “besleme” ifadesi, Kıbrıs sorununa da nasıl yaklaştıklarının kanıtı olarak hafızalara kazındı.

AKP-MHP iktidar blokunun Kıbrıslı Türklerin iradesine karşı başlattıkları saldırı, Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’ya yönelik linç kampanyası, Ortadoğu’da uyguladıkları başarısız dış politikanın Kıbrıs ve Doğu Akdeniz’de de istikrarsızlık ve çözümsüzlük dışında başka bir sonuç ortaya çıkarmayacaktır.

Yazarın diğer yazıları