Kılıçdaroğlu ne yapmaya çalışıyor?

Çok zor bir dönemden geçiyoruz; fakat bir o kadar da kafamız net; artık daha fazla neyle muhattap olduğumuzu biliyoruz. Aslına bakarsanız bu bilinç bize politika oluştururken önemli avantajlar da sağlıyor. Bu saatten sonra hiç bir şey bizi şaşırtamaz; belki gelişmelere istediğimiz ölçüde yön veremeyebiliriz, bu biraz belirli bir zamanda biriktirdiğiniz güçle ilgili bir şey; fakat bir daha asla etrafımızda olup bitenleri şaşkınlıkla izlemeyecek politik olgunluğa da eriştik, bunu çok önemsemek lazım!

Örneğin biz artık AKP ve Erdoğan’ın kim olduğunu ve nasıl bir Türkiye istediğini hiç bir kuşkuya yer bırakmayacak kadar net biliyoruz; bu bilgi bize Erdoğan karşısında muazzam bir üstünlük sağlıyor.

İktidarının ilk yıllarında sanki AB taraftarıymış; Kıbrıs ve Kürt sorunu gibi Türkiye’nin temel meselelerinde çözüm istiyormuş gibi davranan Erdoğan ve partisi AKP zaman içinde aslına rucu ederek; cumhuriyetin kuruluşundan günümüze kadar süre gelen inkar ve imha siyasetini Cumhurbaşkanlığı Sistemi adı altında kurumsallaştırdı.

Biz artık başta Kürtler olmak üzere kendisine muhalefet eden bütün çevreleri yok etmeyi önüne koymuş bir rejimle karşı karşıya olduğumuzu çok net biliyoruz. Muhattap olduğumuz durum seçimle iş başına gelmiş bir partinin kendi politik programını hayata geçirme çabasını çok çok aşmaktadır. Başta Kürtler ve Aleviler olmak üzere bütün toplumsal farklılıkları yok etmeyi önüne koymuş bunun için her şeyi tek elde toplamış, bütün kurumlarını buna göre yeniden organize etmiş bir rejimle karşı kaşıyayız.

Erdoğan da bu rejimin en tepesindeki insan olmaktadır. Bu oyunda herkesin bir rolü var. Erdoğan bu süreçte kitleleri harekete geçirme ve motive etme rolünü üstlenmiş gözüküyor. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ise hem sağdan hem de soldan ortaya çıkması muhtemel tepkileri sistem içinde tutma rölünü üstlenmiş durumda…

Güya çok sert muhalefet ediyormuş gibi gözüken Kılıçdaroğlu ve ekibi her başı sıkıştığında Erdoğan’ın yardımına koşmuşlardır. CHP’nin sözüm ona budalalıkları olmazsa ne Erdoğan daha baştan itibaren başbakan olabilirdi, ne Selahattin Demirtaş cezaevinde olurdu, ne de tek adam rejimi bu kadar kolay inşaa edilebilirdi.

Fakat biz artık biliyoruz ki; bütün bu olanlar başta CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu olmak üzere CHP’li siyasetçilerin budalalığı ile izah edilemez. Yıllar önce Baykal’la başlayan Erdoğan’ı iktidara taşıma siyaseti; Kılıçdaroğlu ile Erdoğan’ı ne pahasına olursa olsun iktidarda tutma olarak devam etmiştir/ediyor.

En kritik dönemlerde her defasında Erdoğan’a payanda olan CHP ve Kılıçdaroğlu bunu sadece basiretsizliğinden yapmamaktadır; tam tersine CHP’nin de dahil olduğu devletin bütününde mevcut rejimin Kürtlere, Alevilere ve diğer muhalif kesimlere karşı kullanılması noktasında bir konsensüs oluşmuş durumdadır. Kılıçdaroğlu ve partisi de burada kendilerine verilen görevi yerine getirmektedirler.

Milyonlarca Kürt ve Alevi seçmenin başta İstanbul olmak üzere birçok büyük metropolde Erdoğan Rejimine haddini bildirme noktasına ikna olduğu bir süreçte “Ozan Arif; Neşet Ertaş ve Pir Sultan kadar değerlidir!” sözü öylesine söylenmiş bir söz değildir.

Bütün siyasi gözlemcilerin yaklaşan belediye başkanlığı sürecinde özellikle başta İstanbul olmak üzere bütün büyük metropollerde HDP seçmeninin tutumunun belirleyici olduğunun altını çizdiği bir dönemde Kılıçdaroğlu’nun bir kaç tane ırkçı oy için milyonlarca Kürt ve Alevi seçmeni küstürmeyi göze alması akılla anlaşılır bir şey değildir.

Kaldı ki; İYİ Parti ve CHP kimin nereden aday olacağı konusunda çok uzun bir süredir kılı kırk yaran bir çalışma yapmaktadırlar ve tabanları da CHP/İYİ Parti birlikteliği konusunda önemli ölçüde ikna olmuş durumdadır. Yani burada başta İstanbul olmak üzere birçok önemli merkezde kritik olan CHP ve İYİ Parti’nin seçmeninin tutumundan çok HDP seçmeninin tutumunun ne olacağı ve onların bir biçimde AKP aleyhine sandığa gitmeye ikna edilmesidir.

Fakat artık biliyoruz ki; Kılıçdaroğlu da dahil Türk Devleti henüz Erdoğan sonrasına hazır değil ve savaş siyasetini Erdoğan eliyle sürdürmeye devam etmek istiyor. Biz barış taraftarları da taktiğimizi bu gerçeği esas alarak belirlemeli ve inadına aday çıkardığımız her yerde başarılı olmak için çaba sarf etmeli, hem Erdoğan hem de Kılıçdaroğlu gericiliğine politik olarak haddini bildirmeliyiz.

Yazarın diğer yazıları