‘Kim yaptı, lan?’

Uzun söz bir yana, bir bölgeyi tımarhaneye çeviren "İttihat ve Terakki" ırkçılığının tabelası yok, ama değiştirilemez görüşleri, iktidardadır. Son 1 Mayıs da İttihatçılığın yaşayan devlet ruhu, dipdiri dolaşan kanlı hayaletidir.

TC, İttihatçıların kanlı çayırında, onların görüşleri üzerinde inşa edilmiş gecekondudur, çünkü.
İttihatçıların ilk eseri, kanda dans ile Osmanlı yönetimini ele geçirmektir. İkinci faciası, Almanya’dan aldıkları 25 milyon altın karşılığında, kiralık asker kesilerek dünya savaşını başlatan cepheyi açmalarıdır. Bugün, NATO ve Amerikan yardımı karşılığında fukara Araplara mezhep savaşına girişmeleri, Kaddafi’nin katlinde görev almaları gibi…
1914’de dünya savaşı için cephe açarken, Türklüğü dünyaya yayıp, kendi uydurmaları Türkün ana yurdu "Kızıl Elma ülkesini" feth ile Türk imparatorluğunu kurmayı hayal etmiş, Ruslara saldırma hamlesine geçmişlerdi. Fakat idrak, akıl ve mantık bu ya, Rus ülkesinin kışın, Napolyon’un ordularını yutacak kadar don olduğundan habersizdiler.
Gerçi onlar, "Türk üşümez, Türk acıkmaz, Türk’e bitlerin yaydığı uyuz ve diğer tekmil salgın hastalıklar vız gelir, tırıs gider" diyorlardı, ama askerler yine de yiyen, içen canlıydı. Sarıkamış’a yığdıkları yüzyirmi bin kişilik askerin ise ayakları çarıklı, sırtı pamuklu, karınları açtı. Onun için önce bitlendiler. Bitlerin yaydığı salgınla uyuz oldular. Salgın hastalığa tutuldular. Sonra 90 bini, bir gecede donup buz, cemed kesildi.
Neden sonra, olanların sefaleti duyulunca, basın, tıpkı son 1 Mayıs’tan tekrarladığı terane ile "skandal, dünyaya rezil olduk, bu bir vahşet" yaygarasına geçmiş, suçlular, şaşkının "aaa, kim yaptı" rolüne geçmiş, çok sonra, "alçaklar, hainler, namussuzlar" deyimleri kar tapu gibi karşılıklı fırlatılmıştı.
Türk ırkçılığının kendine yakışan ikinci büyük hamlesi, "Ermeni kırımı" idi. Kırımın plancıları, usta mimarları, tetikçi, kamalı katillerin komutanları, sonra "insani kılıflı" rolüne çıkınca, dönüp yatıklarına tükürdüler. "Namussuzlar, alçaklar, katiller, hainler" özdeyişini bir kere daha top gibi ortalıkta döndürüp, "kim yaptı, lan?" bağırtılı kesildiler. Hatta tuttukları bir kaç kullanılmışı, tek suçlu diye ipe bile gönderdiler.
Evlatları ise, yüz yıl sonra "valla biz yapmadık, abi" demedi…
İşledikleri suçların ağırlığı altında kaçışıp dağılınca, geride kalan B takımı, "adam görünme" sahnesinde, onlara söverek, düşmanlarından destek aldılar. Sonra arazilerine gecekondu kurup Tanrısı oldular. Irkçı ideolojileri de "Atatürk ilke ve inkılapları."
İttihatçı ruh gereği, herkes Türktü. İtiraz eden Kürtlerin kanıyla Dicle, Fırat ve tekmil kolları, çemleri kızıl, kurtulabilenleri, "bin yıllık kardeş" yaptılar.
Delilerin bekçilik ettiği tımarhaneydi, bu. Baş deli, tımarhanenin Tanrısı…
"Türk tipi demokrasi"de, Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlılık yemini zorunluydu.
Böylece, İttihatçı ırkçılığı, babadan oğula yerine, partiden partiye geçerek, Türk dünyasında yer yüzü değişmezi olarak kaldı. CHP’den sonra DP, AP, ANAP, bugünkü AKP, MHP’yi de içine alan koalisyonlar, tek başına AKP ve de tekmil askeri darbelerle hep iktidarda…
İktidar dönemeçlerinde Ermeniler kırılıyor, Karadeniz Rumları, Trakya Yahudileri süpürülüyor, Kürtler eritilerek kendilerine benzetilmeye çalışılıyordu.
 6-7 Eylül’de İstanbul, İzmir yeni baştan temizlenmesi, 1970’lerde Yavuz Selim’in ruhu dolaştırılarak Erzincan, Malatya, Maraş, Çorum’da yeni baştan "Sünni Hanifi"ye devşirilmesi çabaları, otorite kurma adına İttihatçı ırkçılık deliliğinin tımarheneden kaçışıydı.
Türk medyası, bunlara "skandal, cinayet, rezalet, vahşi kırım" diyordu. Dedikçe, ustalar, geriden ses verip, "namussuzlar, alçaklar, katiller, hainler" nakaratını tazeliyor, "kim yaptı, lan?" diye soruyorlardı.
Faşizmde olur böyle şeyler. Çünkü devlet tekçi ve kutsaldır, faşizmde. Tepeyi ele geçiren kişi, hem devlet, hem de kendini Tanrı sanan bir deli olarak iki kere kutsal, emrine karşı çıkan herkes de suçludur.
 Türk rejimi, bu bakımdan sağlamdır. Cinayetler, sokak, meydan işkenceleri kesintisiz olarak kuşaktan kuşağa devrediliyor çünkü.
1 Mayıs’ta, İstanbul’da olanlar budur. İttihatçı ruh tımarheneden çıkmış, iradesi, otoritesine karşı çıkanlara gerekeni yapmıştır. Türk medyası da, yüz yıllık bir tekrarla "skandal, rezalet, cinayet" manşetlerini raflardan indirmiştir.
Kutsal ırkçılığın beyinlere çakılması için, her zaman Türkler yakılıp, kurşunlanacak değil ya, yeri geldiğinde onlar için ölüm kanunları, kırım kararları alanlar pay sahibidir.
Nitekim içerideki generaller, Kürtler için hazırladıkları kanunlara esir düştüler. CHP’liler de Kürt, kontenjanından pay aldılar. Yani kendi tedarikleri, bazen "öz be öz Türk"lere dönüyor. Bunun adı da Türk tipi demokrasidir.
 Çünkü bu, "yapma, sen de bulursun dünyası"dır. 
 

Yazarın diğer yazıları