Kime muhalif denir; kime iltisaklı denir?

AKP-MHP faşizminin elindeki iki politik silah “terörist PKK” ve “terörist Cemaat” iddialarından imal edilmiştir.

CHP’yi “terörist PKK” silahıyla esir alıyor.

AKP içi muhalefeti de “terörist Cemaat” silahıyla tasfiyeye yöneliyor.

Henüz bu iki silah yalnızca HDP ile Cemaat saflarında yıkıcı sonuçlar doğursa da, şimdilik CHP ve yeni parti girişimlerine doğrudan yöneltilmemiştir. Ama yöneltilecektir.

Faşist rejim “PKK terörü” silahıyla CHP tabanındaki demokratik eğilimin CHP’ye egemen olmasını önlüyor, bu partinin Ergenekonla iltisaklı kesiminin, HDP’yle ve sosyalistlerle “işbirliği” yanlısı CHP’lileri tasfiye amaçlarına güç veriyor.

Babacan ve Davutoğlu ise daha şimdiden “FETÖ’cülük” şantajının hedefine alınmıştır. Sözcü Gazetesi 150 bin kişilik bir sözde “FETÖ’cü” listesiyle yeni bir “cadı avı” başlatılacağını yazdı bile. Hedefe alınan bu kitlenin yeni kurulacak partiye destek verecek olan eski AKP’lileri, akademisyenleri, sanatçıları, sendikacıları kapsayacağı çok açık.

Tüm muhalefetin, CHP’nin, Saadet’in ve yeni kurulacak partilerin ve HDP’nin önünde şu soru duruyor:

Faşist rejim “silahlanızdırılsın mı, yoksa kovboy filmlerindeki “kelle avcısı” gibi bu silahları kullanmaya devam mı etsin?”

Faşizm söz konusu olduğu zaman, ona kim muhalefet ediyorsa o kimse muhalefetin parçasıdır. Burjuva parlamenter rejimde muhalif partiler hem iktidar partisini, hem de birbirlerini zayıflatmak, hükümete kendi partilerinin gelmesi için her türlü yola başvururlar. Tek başlarına hükümete gelmeyi başarsalar da, birbirlerini yedikleri için iktidar partisi kazansa da bu kavga gürültü pek ciddi bir sonuç doğurmaz. “Gelecek seçimlere bakarlar.”

Faşizmde “gelecek seçimler” şöyle dursun, “bugün olmadı, yarına bakalım” bile denemez. Çünkü faşist eşkiyanın “yarın ne yapacağı belli olmaz.” Kaybedilen her saat faşizmin güçlenmesine yarar.

O halde faşizm koşullarında muhalefet birbirini değil, faşist rejimi “silahsızlandırmalıdır.”

Erdoğan’ın elinden “PKK terörü” ve “Cemaat terörü” silahlarını alamazlarsa, muhalefet partilerinin tümü bu silahların hedefinden kurtulamaz.

Çünkü bu silahlar ne yalnızca PKK’yi, ne de yalnızca Cemaat’i hedef alıyor. Türk devleti “PKK terörü” silahıyla PKK’yi bitiremeyeceğini ama içerideki muhalefeti dağıtabileceğini biliyor. “Cemaat terörü” silahını ise tasfiye ettiği Cemaat’in cesedine sıkmak için değil, AKP’den ayrılanlara sıkmak için elinde tutuyor.

Bu silahların acilen susturulması şarttır.

Nasıl?

Çözüm sürecini PKK’nin değil Ergenekonla anlaşan Erdoğan’ın bozduğunu ve savaşı yeniden PKK’nin değil, Erdoğan’ın başlattığını;

Cemaat’in tasfiyesine bahane edilen 15 Temmuz darbesini, Cemaatçileri provoke ederek, tuzağa düşürerek bizzat Erdoğan’ın tezgahladığını;

Cesaretle ilan ederek.

Bu ilan edildikten sonra Erdoğan’ın iki yanından sallanan bu iki silah, bir anda kuru/sıkı tabancaya dönecektir. O yine de sıkacaktır. Muhalefet buna karşı “gürültüyü kes, savaşı da sen başlattın, darbeyi de sen yaptın” diyecektir.

İşte o zaman ister “PKK terörü” yutturmacası, isterse “Cemaat terörü” palavrası ile HDP’ye, CHP’ye, Saadet’e ve yeni kurulacak partilere karşı yapılan ve muhalefete devam ederlerse yapılacak olan her türlü tutuklamaya ve saldırıya bu silahlardan korkmadan karşı çıkmak mümkün olacaktır.

Faşizmle mücadele, aynı zamanda onun elindeki tüm silahlarla, “ırkçılıkla”, “dincilikle”, “fütühatçılıkla” olduğu gibi, “PKK terörü ve Cemaat terörü” silahlarıyla da mücadele edilmeden, bu silahlar etkisizleştirilmeden başarıya ulaşamaz.

Elbette CHP’nin, Saadet’in ve “yenilerin” bir gün içinde PKK ve Cemaat ile ilgili görüşlerinden ve tutumlarından vazgeçmeleri beklenemez. HDP’den de vaktiyle Cemaat’in kendisine karşı yürüttüğü ve bugün de o yürütülen saldırıların devamı olarak süren “siyasi soykırımları” unutması da istenemez.

Muhalefet şu gerçekçi konumu paylaşmalıdır: Muhalif olan partilerden ya da hareketlerden hangisine karşı kullanılırsa kullanılsın “PKK’cilik” ya da “FETÖ”cülük iddialarını tüm muhalefet ağız birliği ile ve aynı kararlılıkla, treni sallayarak değil, tam istim faşizmin üstüne sürerek reddetmeli, her türlü “iltisak” yutturmacısını kesin bir dille mahkum etmeli, bu silahları asla birbirlerine karşı kullanmamalı, her saldırıyı tüm muhalefete yapılmış saymalı ve şöyle demeliler:

“Hepimiz birimiz için, birimiz hepimiz için!”

Derler mi?

Şu ana kadar demediler. Kimisi belli ki asla diyemeyecek. Demeyene de halk “muhalif” demeyecek… ”Erdoğan’la iltisaklı” diyecek…

Örnek: İyi Parti. Onun adını “muhalefet sözlüğümden” ihraç ettim. Yerine, Berlin’deki “Yeni Toplumsal Sözleşme” toplantısına katılan ve şimdi ihraç edilen İyi Partili’nin adını yazdım.

Yazarın diğer yazıları