Kirli işlerin örtüsü yapılan Türk bayrağı

Bayrağın Türkiye’de olduğu kadar çirkinliklere, kötülüklere, baskıya ve sömürüye alet edildiği başka bir ülke yoktur. Kim bir kötü işini örtmek isterse vatan bayrak edebiyatı yapar. En başta da başka toplulukları baskı altında tutmak ve ezmek için bayrak kullanılır. Türkiye; baskı, zulüm ve sömürü için bayrak dalgalandırılan bir ülkedir. Özellikle on yıllardır Kürtlere karşı bayrak sallanmaktadır.
Türkiye’de vatan, millet, Sakarya edebiyatı çok fazladır. Siyasal partiler bayrak yarışı yapmaktadırlar. Böylelikle toplulukların gözü kör edilmektedir. Tarih içinde din, iman ve mezheplerle insanların gözü kör edilerken, 17.yüzyıldan itibaren kapitalist modernitenin vatanı Avrupa’da milliyetçilik ve bayrak ile insanların gözü kör edilmeye başlanmıştır. Bu vatan millet Sakarya edebiyatı bir hastalık gibi Ortadoğu’ya da sokularak toplulukların gözü kör edilmeye çalışılmıştır. Bu nedenle Ortadoğu’da da halklar boğazlaşması yaşanmıştır. Bundan en fazla da Kürtler zarar görmüştür.
Mezhepçiliğin gözünün ne kadar kör olduğunu Ortadoğu’da görmekteyiz. Irak ve Suriye’de nasıl bir insanlık dışı ve vahşetin yaşandığına her gün şahit olmaktayız. Milliyetçilik ise mezhepçilikten daha fazla gözü kör olan insanlık dışı vahşetlerin sorumlusu bir zihniyettir. Bunu en somut olarak Türkiye’de de görüyoruz. Türkiye, Türk ve Sünniliği milliyetçiliği ve mezhepçiliği iç içe geçirerek sadece Türkiye içindeki değil, bölgedeki tüm halklar için de bir tehlike haline gelmiştir.
Türkiye’de mezhepçilik ve milliyetçiliğin en tehlikeli sonuçlarından birini yakın tarihimizde Maraş katliamında ve Sivas Madımak’ta yakılan insanlar ve insanlık gerçeğinde gördük. Türkiye’de halklara düşmanlıkla derinleştirilmiş milliyetçilik bizzat devlet tarafından şekillendirilmiştir. Bu bir devlet politikasıdır. Şovenizm ve gericilik ayakta tutularak Türkiye içindeki halklar yok edilmek istendiği gibi, Ortadoğu’daki diğer halklar için de bir tehlike halinde tutulmaktadır. Son on yıllardır ise özellikle Kürtlere karşı bir saldırı aracı olarak kullanılmaktadır. Şimdi bu saldırganlık Kürtlerle dostluk yapan, Kürtlere yakınlık duyan tüm insanlara ve topluluklara karşı gösterilmektedir. Özellikle de Türkiye’deki Türk, Çerkez, Laz ya da başka halklardan Kürt dostlarına düşmanlık yapılmaktadır. Hatta Kürtlerden daha fazla dostlarına düşmanlık yapılmaktadır.  Buna en son örnek, Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununu çözümünü isteyen HDP’ye yönelik Türkiye’nin her yerinden saldırıların gerçekleşmesidir. Bu saldırılar kesinlikle Gladio olarak tanımlanan, devlet ve toplum içinde illegal örgütlenmiş devletin kültürel soykırımcı zihniyetiyle şekillendirilmiş çeteler tarafından yapılmaktadır. Bu çeteler Urla’da, Fethiye’de, Ordu’da, Aksaray’da bayraklar ellerine tutuşturularak HDP’lilere saldırmışlardır. Bu saldırılar devlet yetkililerinin hoşgörüsüyle karşılaşmaktadırlar. Öyle ki, devlet yetkilileri saldırganların sırtları sıvazlanmaktadır. Başka bir yerde küçük bir gösteriye saldırtılan polis ve asker bu faşist çeteleri cesaretlendirmektedir. Bu tür olaylardan anlıyoruz ki devletin asıl sahibi bu saldırgan çeteler ve arkasındaki güçlerdir.
Ertuğrul Kürkçü, "bayrak ulusal bir değerse böyle kullanılamaz” demiştir. Ulusal değer demek, sağıyla soluyla herkesin sahiplendiği değerdir. Yani bir düşünce ya da inançla anılmayacak değerlerdir. Her düşünce ve inancın sahiplenerek bizim diyebileceği bir değerdir. Türkiye’de ise bayrak öyle kötü biçimde kullanılmaktadır ki, birçok inanç, kimlik ve düşünce sahibi tarafından sahiplenilmesini zorlaştırmaktadır. Bayrak, milliyetçiliğin, şovenizm ve Kürt düşmanlığının sembolü haline getirilince birçok insan bu bayrağa nasıl sahipleneceğim demektedir. Böylece bayrağa en büyük kötülük yapılmış olmaktadır.
Türk bayrağı Kürtlere karşı kaldırılıyor; Kürtlere saldırıda Türk bayrağı sallanıyor, ondan sonra Kürtlerin bayrağa sahip çıkması isteniyor! Ermeniler ve başka Hıristiyan topluluklara saldırıldığında da Türk bayrağı sallanıyor, sonra da bayrağı seveceksiniz deniyor. 1950’li yıllarda 5-6 Eylül olayları sırasında Yahudi ve Hıristiyan topluluklara saldırılırken de Türk bayrağı dalgalandırılmıştır. Türk bayrağı Türkiye içindeki en çirkin, kötü ve vahşi olaylar sırasında kullanılmaktadır. Türkiye’de Türk bayrağı milliyetçilik, vahşilik ve insanlık dışı olaylarla özdeşleşmiştir. Bu en başta da bu bayrağı sevenler ve dalgalandıranlar tarafından sorgulanmalıdır.
HDP’ye her yerde Türk bayraklarıyla saldırılması, aslında Türkiye’nin demokratik birliğine karşı olunduğunun açık kanıtıdır. "Biz Kürtlerle eşitlik, kardeşlik temelinde demokratik birlik istemiyoruz, bizim istediğimiz tek şey Kürtlerin teslim olarak kültürel soykırımı kabul etmeleri, yani Türk olmayı kabul etmeleridir” denilmektedir. Kürtlerin soykırıma uğramaktan ve Türkleşmekten başka seçenekleri olmadığı bir daha ortaya konulmuştur. HDP’ye saldırıların anlamı budur. Çünkü HDP’ye Kürtleri bir toplum olarak kabul ettiği ve Kürtlerin toplumsal haklarının tanınması için mücadele ettiğinden dolayı saldırılmaktadır.  Kuşkusuz bayrağın bugüne kadar saldırganlığın sembolü olmasında AKP genel başkanı Tayyip Erdoğan’ın her yerde "tek bayrak” demesinin rolü çok fazladır.  Erdoğan kadar hiçbir TC Başbakan’ı tek bayrak, tek devlet, tek millet, tek vatan diyerek şovenist ve milliyetçi kültürün oluşmasına hizmet etmemiştir. Bu konuda MHP genel başkanı Devlet Bahçeli’den daha ‘başarılıdır’.  Tek tekleri kafalara kazıyan Erdoğan olmuştur. Bunları söylerken zaten tam bir faşist lider gibi zevk duymaktadır.
Okmeydanı’nda öldürülen gencin babasının konuşması Başbakan’ın nasıl bir toplum ve kuşak şekillendirdiğini ortaya koymuştur. Bazıları AKP’li olan bu babanın söyledikleri sanki anlamlıymış gibi bir saptırma içinde olmuşlardır. Çünkü konuşmanın tamamını değil de bir cümlesini yansıtmışlardır. Halbuki konuşmanın tamamı tam şovenist ve milliyetçi bir konuşmaydı. Açıkça bu vatanı böldürmeyiz, bu ülkeyi sadece Türk milleti yönetir, başkalarının bu milleti yönetmesine müsaade etmeyiz demiştir. Okmeydanı’nda öldürülen gencin babası çok şovenist bir konuşma yaparak Fethiye’de HDP’ye saldıranlarla aynı zihniyet kodlarına sahip olduğunu ortaya koymuştur. Bunu yaratmada da Başbakan’ın tek millet, tek vatan, tek devlet, tek bayrak sloganının rolü belirleyicidir.
Türkiye’de şovenizm ve milliyetçilik normalleştirilmeye çalışılmaktadır. Faşizm sevimli gösterilmeye çalışılmaktadır. Bunun iki örneğini yakından görüyoruz. Birincisini iki Ermeni’nin MHP’den İstanbul Belediye meclis aday olması, diğeri de eskiden yüzüne sol maske takan ve şu anda Türkiye’nin en has faşisti olan Doğu Perinçek ve tayfasının söylemleridir.
MHP’li iki Ermeni aday IMC’ye çıkarılarak faşizmin ve MHP’nin toplumdaki algısı değiştirilmeye, kafalar bulandırılmaya ve toplumlar faşizme karşı ideolojik olarak savunmasız hale getirilmeye çalışılmıştır. İki Ermeni çıkıyor, atalarının soykırıma uğratılmasını unutarak, soykırıma uğratılan Ermenilerin kemiklerini sızlatacak biçimde MHP’nin ne kadar insan ve halklar dostu parti olduğunu anlatıyorlar. Öyle ki, MHP’nin Hocalı protestolarındaki Ermeni düşmanlığı bile inkar ediliyor. Türkiye’deki Ermeni düşmanlığını MHP tarafından canlı tutulduğu görmezlikten geliniyor. Bu, açıktan açığa tehlikeler karşısında toplumların gözüne perde çekmektir. Hem de iki Ermeni’nin bunu yapması, bir Ermeni’nin de MHP’yi sevimli göstermeye çalışan iki Ermeni’yi IMC’yi çıkarması tamamen bir gaflettir.  Ne diyelim, Yarabbim bunları da mı görecektik!
Eskiden solcu bilinen, hatta kendisinin solcu olduğunu iddia eden Doğu Perinçek ise Türkiye’nin yeni faşist lideri olma iddiasındadır. Bu faşist sapık Rusya, İran ve Çin’i yanına alarak Kürtleri ve Ermenileri bu Ortadoğu’dan bitiririm diyor. Stratejisini ve dostlarını Kürtleri ve Ermenileri bitirme üzerine kurmuştur. Ulusal televizyonda ‘yeni Turan peşinde koşmak gerekir’ diyor. Doğu Perinçek denen faşistin tek ideolojisi vardır, tek amacı vardır, o da Kürtleri kültürel soykırıma uğratmak ve Ermenilerin kökünü kazımaktır. Bir zamanlar Ergenekoncular Kürtleri yok etmek için Avrasyacı olma şantajını kullanıp ABD ve Batının desteğini alıp Kürtleri yok etmek istiyordu. Şimdi Doğu Perinçek de Ergenekoncuların bu politik stratejisini benimsemiş görünüyor. Her ağzını açtığında Kürtleri tehdit ediyor. Perinçek Kürtlerin kendi kimliğine sahiplenmesine, Kürt diline sahiplenmesine öfkeleniyor. Kürdistan’ın Türkleştirilememesinin öfkesini yaşıyor. Tam 1990’lı yıllarda Kürt köylerini yakan, binlerce faili meçhul cinayet işleyenlerin Kürtlere yönelik öfkesini ortaya koyuyor. Kürt düşmanlığında bayrağı 1990’lı yılların Mehmet Ağar, Tansu Çiller ve Doğan Güreş’in elinden almış bulunuyor. Türk bayrağı altında Kürtlere soykırım yapmaya hazırlandıklarını ilan ediyor.
Perinçek faşistlikte neden bu düzeyde istekli ve neden faşizmi şu anda dünyada en yüksek düzeyde temsil eden bir zat durumundadır? Bunu sadece siyasal ve sosyal nedenlerle açıklamak zor. Bunun psikolojik nedenleri olmalı. 1980’li yıllar sonu 1990’lı yılların başında yükselen Kürt Özgürlük Mücadelesini yedeğine alarak, ona dayanarak partisini etkili kılmak istiyordu. Bu nedenle o dönemde Kürdistan’daki baskılar Doğu Perinçek’e bağlı 2000’e doğru dergisinde işleniyordu. Mehmet Şenol gibi şehit düşen yurtsever devrimci gazeteciler burada çalışıyordu. Ancak Doğu Perinçek ne yaptıysa Kürtleri yedeğine alma ve kandırma politikasında başarısız kaldı. Ama bir süre Kürt Özgürlük Hareketi’ne de hizmet etmiş oldu. Herhalde şimdi bu hizmetin bedeli olarak Kürt düşmanlığında öncülük yaparak yeni efendilerine kendini affettirmeye çalışmaktadır. İlker Başbuğ’un cezaevinden çıkarken Doğu Perinçek’in ismini özellikle zikretmesi bunu gösteriyor. Anlaşılıyor ki Doğu Perinçek yeni hizmetleri nedeniyle faşist ve Kürt düşmanı çevreler tarafından içlerine alınmıştır. Kürtler artık kendileriyle uğraşanları tarihin çöp sepetine atmaktadırlar. Doğu Perinçek de Kürtlerin tarihin çöp sepetine attıklarının yanında yer alacaktır. Buna layık bir kişiliktir de.

Yazarın diğer yazıları

    None Found