Kitleselleşen faşizmin sıradanlaşan zulmü

Kürt olmak, ölmek için de yeterli bir gerekçe. Evet, Kürt olmak; cenazenin günlerce sokaklarda kalması, buzdolaplarında saklanması, yetmiyor bir mezarlığa alınmaması için yeterli bir gerekçe. Zira faşizm potansiyel katil yetiştiriyor, durmaksızın vahşet üretiyor. Çok değil daha geçtiğimiz bir kaç gün içinde Sakarya’da Kürtçe konuştukları ve Kürt oldukları için bir baba ve oğul silahlı saldırıya uğradı. Kadir Sakçı yaşamını yitirdi. Oğlu Burhan Sakçı ise ağır yaralandı. O kadar çok vahşet, o kadar çok zulüm, o kadar çok insani değer yitimini içeren haber alıyoruz ki artık bunların etkisi kısa bir süre sonra yaşandığı anın şiddetinde gelişmeyebiliyor. Daha büyük şiddetle gelen yeni haber çarçabuk o vahşetin eskimesine yol açabiliyor. Gerçek şu ki AKP-MHP faşizminin bu ülkede uyguladığı ayrıştırıcı, kutuplaştırıcı ve düşmanlaştırıcı politikalar katliamların, katilliğin, zulmün verimli toprağı haline gelmiş bulunuyor.   

Kentlerin yakılıp yıkılması, insanların diri diri yakılması, en ufak muhalif söyleme bile tahammül gösterilmemesi, siyasal alanda tam bir nizam ve intizam dayatması, 70 bin gencin hapiste olması, on binlerce insan KHK ile işinden atılması, yüzlerce gazeteci ve yazarın tutuklu olması, Kürtçe’nin kamusal alanda yasaklanması, Kürtler “ülkeyi bölecek” söyleminin sürdürülmesi, devlet ve hükümetin medya üzerinden yaydığı nefret kültürü, düşünme ve sorgulama gücünden mahrum bırakılmış insan yığınlarından bir linç kitlesinin sürekli kışkırtılıyor olması ve daha sıralana bilinecek uzunca bir nedenler listesi en sıradan insanları bile birer katil haline getiriyor ne yazık ki. İktidarın Kürt fobisi ve düşmanlığı üzerinden yükselttiği söylem sadece ülkeyi tehlikeli bir noktaya sürüklemekle kalmıyor bir katillik potansiyeli üretiyor durmaksızın. Artık şaşırmıyoruz çünkü farklı düşünen herkesi “terörist” olarak gören, faşizmin tüm yöntem ve yaşamsal karşılıklarının oldukça sıradanlaştığı bir ülkeden, Türkiye’den bahs ediyoruz.

Siyaset bilimci Dr. Lawrence Britt 20. yüzyılın gördüğü en tipik faşist rejimleri inceleyerek faşizmin 14 karakteristik özelliğini tespit etmiş; Bunlar; güçlü ve sürekli milliyetçilik, İnsan haklarının aşağılanması ve hor görülmesi, düşmanların/günah keçilerinin birleştirici bir neden olarak tanımlanması, ordunun ve militarizmin yüceltilmesi, cinsel ayrımcılığın şahlanışı, kitle iletişim araçlarının kontrol altına alınması, ulusal güvenlik takıntısı, din ve yönetimin iç içe geçmesi, özel sermayenin gücünün korunması, emek gücünün baskı altına alınması, aydınların ve sanatın küçümsenmesi, suç ve cezalandırma ile baskı altına alma, insan kayırma ve yozlaşmada sınır tanımama ve hileli seçimler başlıkları altında sıralanıyor. Tüm bu başlıkların fazlalığıyla geçerli olduğu Türkiye’de insanlar giderek ırkçılığa daha fazla bulandırılıyor. Giderek daha fazla sus pus oluyor, içsel bir öfke biriktiriyor, nefret çoğaltıyor. Giderek karşılaştığı sosyal ve politik felaketleri daha fazla normal görüyor, daha fazla suni gerekçelere bağlıyor. Giderek daha fazla acımasızlaşıyor. Giderek daha fazla zulüme ve vahşete ortak edilerek bunun tetikçisi haline getiriliyor. Nitekim Faşizmin kitle psikolojisi; dört bir yanı düşmanla çevrili Türkiye korkusu ve öğretilmiş paranoyası altında dehşet verici olayları ve ifadeleri peşinden sürükleyen bir psikolojidir.

Nihayetinde Faşist kriz orta sınıfları dağıttığında, küçük mülk sahibi milyonlarca insan mülksüzleşmeye başladığında, bu kitleler kültürel bir çöküşe sürüklendiğinde, alışıldık dini, ahlaki normlar yaşadıkları altüst oluşu açıklayamaz hale geldiğinde kitleler manipüle edilerek radikalleştiriliyor. Faşist alternatif kitleselleşmeye başladığında, milyonlarca insanın kitlesel karamsarlığının, hatta çılgınlığının gövdesi haline geldiğinde ise yaşananların tüm sorumluluğu bir iç ya da dış düşmana havale ediliyor. Türkiye’de, bu yaygın milliyetçiliğin  bütün melanetini üzerinde toplayan halk Kürtler olmuştur. Bu açıdan, faşizm düşünce dünyası dumura uğratılmış kitlelere dayanmaktadır. Bu süreç, bildiğimiz devlet aygıtının aşağıdan yukarı ve yukarıdan aşağı faşist bir temelde örgütlenmesiyle, toplumun her hücresine kadar işgal edilmesiyle elele gider. Bu nedenle, faşist hareketler, ilk adımlarını atmaya başladıklarında en zayıf, en korunaksız, en örgütsüz toplumsal kesimlere saldırarak işe başlar. Türkiye’nin son 40 yıllık tarihi bu derslerle doludur.

Faşist iktidarın bütün ülkeyi ateşe atan bu tehlikeli politikalardan, bu ayrıştırıcı nefret dilinden, bu savaş ve çatışma ısrarından vazgeçmesi gerektiği bir gerçektir, fakat çok iyi biliyoruzki faşist iktidarları bundan vazgeçirecek olanda yine halkların cesareti, başarıya dair inancı ve örgütlülüğüdür. Bu nedenle eşit ve özgür bir yaşam mücadelesinin tüm ırkçı anlayışların panzehiri olduğunun bilinciyle, kimsenin ‘ben ne yapabilirim ki’ diyerek kendini dışında tutma lüksünün olmadığı, her kesimin içinde olduğu daha büyük bir demokratik direniş hattının oluşturulması hayatidir. Bu nedenle daha fazla örgütlülü daha fazla cesaretli ve daha fazla umutlu olmanın tamda zamanıdır.

Yazarın diğer yazıları