Kökümüze göz diken kayyumlar!

Despot sistem ve araçları halkın iradesine silah, cop, tayzikli su, zorbaları ve yine bütün güçleri ile saldırdı. Karşılarında düşman varmış gibi hınçla tekmeliyor, yumrukluyor, copları halkın kafasında patlatıyor, panzeri halkın üzerine sürüyor ve şiddette sınır tanımıyor. Yazık, yazıklar olsun size! Kürt halkına, halklara ve o güzelim topraklara yazık ki barış ve kardeşliği görmeyecek; sevinç halayları çekmeyecek gibi. Halkın en az yüzde altmışının iradesi ile seçilen yöneticiler ve belediye meclis üyeleri zorbalıkla dışarı atılarak yerine yönetenlerin emirerleri geliyor. Yani milyonlarca insana deniliyorki ‘Sen de kim oluyorsun, ben seni tanımıyorum, sadece benim dediklerim olacak! Benim dediklerimi yapmaz isen öldürürüm!’ Bu baskı ve irade tanımazlığın genelde de Kürt halkının etrafında döndüğünü herkes görüyor. İktidarı, ana muhalefeti ve diğer siyasi partileri görünürde bir demokrasi tiyatrosu oynarken içten içe bunu onaylıyor ve destekliyor. Çünkü ırkçılık aşısı, Kürt korkusu ve paranoyası hepsine şu veya bu şekilde bulaşmış.

Bu ırkçılığı, Kürt düşmanlığını ve ayrımcılığı görmeyen, sisteme bağlı olan bir avuç işbirlikçi Kürdün de er veya geç göreceğine, onları terk edeceği gün bu zulmün de minimize olacağına eminim.

Hal böyle iken, bu sistemin Kürtlere dayattığı şey sadece ve sadece kölelik! Çünkü, sen bu halktan vergi alacaksın, çocuklarını askere alıp, ateşin üzerine süreceksin ve öldürteceksin ama kendi kedini yönetmesine, yaşamı, geleceği, eğitimi, yaşamak istediği çevre vs. üzerinde söz sahibi olmasına mani olacaksın! Buna müsade etmez isen köleliği dayatıyorsun demektir. Bunu yaparsan diktatör, zorba, despot veya sultan olursun; bunun başka tanımı olamaz. Madem böyle, çık meydana, açıkça adını koy, heryere kendi adamlarını tayin et, halkı seçim ve sandık oyunu ile oyalama.

Bilinçlenen Kürt halkının, cemaatlerin yemliği yapılan İstanbul’u ellerinden çekip alması, bütün zorbalıklara ve hilelere karşı iradesini ortaya koyarak, eski kayyumları kovmasını içine sindiremeyen despot sistem böylece halktan öç alıyor ve yerelde söz sahibi olmasını istemiyor. Yani ‘köle kalmaya devam et!’ demek istiyor. Yoksa, halkın seçtiği belediye yönetimi halk adına karar verecek, halkın çocukları kendi dilleri ile kreşlere gidecek, belediye halka kendi anadilini öğrenmesi için imkanlar yaratacak, kurslar açacak; sinema, tiyatro, dergi, gazete, kadın ve düşünce evleri açacak ve bu halk kendi gerçeğini yakından tanıma fırsatı bulacak… Bu toplumun kökten yeniden dirilmesini, aydınlanmasını, geleceğini kendi ellerine almasını sağlayacak. Halka köleliği dayatan bu sistemin tabiki buna tahammülü olmuyor. Halkın parasını/vergisini toplayıp ona silah olarak yöneltmeyi, çocuklarını askere-polise alıp ona karşı kullanmaktan başka birşey düşünmüyor. Kürtler bunları daha önce de binlerce kez yaşadı ve biliniyor. Bu sistemden ve zorbalarından beklentisi yok.

Bizim beklentimiz, kendimizden! Madem bu despotlar köklerimizi kurutmak istiyor, bizim de elbet yapacaklarımız olmalıdır. Sistemi yönetenler, en başta, Kürtlerin dilsel, kültürel ve ulusal elementlerine göz dikmişler ve onları kökten kazımak istiyorlar. Madem böyle, bu zulme karşı bizlerin kültürel alanda yapacakları olmalı. Kısaca, onların dayatmalarının tersini yapmak zorundayız! Nedir bunlar? Onlara inat Kürtçe (Kurmancî ve Kirmanckî) konuşmalıyız; bilmiyorsak hemen kursa gidip öğrenmeliyiz; bunun artık bahanesi olmamalı. Dershane mi yok? Evlerimiz, parklarımız ve dağlarımızı dershane yapmalıyız. Zorbalara öyle bir ders vermeliyiz ki, bu şehirlerde anadilini bilmeyen kalmamalı. Çocuklarımız için seyyar tiyatrolar oluşturmalıyız, sokak sokak gezip kendi ana dilleri ile tiyatro seyretmelerini sağlamalıyız. Okul boykotlarını tekrar gündeme getirmeliyiz. Çocuk kitaplarını bedava mahalle aralarında dağıtmalıyız. Fonlar oluşturup Kürt sinemasını geliştirmeliyiz. Kısaca, bir halk eğer özgürlüğünü eline almak istiyorsa bunun karşısında hiçbir güç duramaz, geliştireceği binlerce çeşit karşı etkinlik ile düşmanın ona giydirmek istediği kefeni yırtmasını bilir.

Demokratik protestolar ve sivil itaatsizlik etkinlikleri öyle sistematik yayılmalı ki, bu halka düşmanlık muamelesi yapanlar yaptıklarına pişman olsun ve ayakta kalacak takatleri kalmasın. Bu halk bunu yapacak güçtedir.

Yazarın diğer yazıları