Komplo neden uluslararası? İşte komplonun kronolojisi?

Her şey Sovyetler Birliği’nin dağılma sürecine girmesiyle başladı. ABD ve NATO „Soğuk Savaş“ta üstün gelmişti. Warşova Paktı dağılmış, Sovyetler parçalanmış, Doğu Avrupa devletleri Batı’nın hegemonyasına girmişti.

1990 başında bütün Doğu Avrupa ülkelerinde ve Sovyetler Birliği’nde kriz görülmedik boyutlara varmıştı.

O günlere kadar Basra Körfezi’nde karşılıklı mevzilenmiş ABD ve Sovyet Filoları arasındaki denge, ABD’nin İran’a ve Ortadoğu’ya müdahale niyetlerini önlüyordu. Krizle birlikte bu denge bozuldu. 13 Haziran 1990 tarihinde „Berlin Duvarı“ çöktü, Demokratik Almanya’da rejim yıkıldı ve bunun üzerinden iki ay bile geçmeden, ABD ile Britanya, diğer müttefikleriyle birlikte „Birinci Basra Savaşı’nı“ 2 Ağustos 1990’da başlattı. Önlerinde artık engel kalmamıştı.

Irak savaşının odak noktasında Güney Kürdistan bulunuyordu. Saddam’ın Sünni azınlığa dayalı rejiminin yıkılmasından sonra İran’ın bu ülke üzerinde, Şii çoğunluğa dayanarak egemen olmasını önlemenin biricik yolu Sünni ve Şii Arapları dengelemek üzere Güney Kürdistan’daki Barzani ve Talabani güçlerini desteklemekten geçiyordu. ABD Kuzey Irak hava sahasını Saddam güçlerine kapattı ve Güney’de „fiili bir Kürt devleti“ kuruldu.

Aslında Irak savaşı bitmemişti. Saddam iktidarını koruyordu. ABD „İkinci Körfez Savaşı“nın ön koşullarını olgunlaştırmak üzere harekete geçti. Bu da 8 yıllık bir hazırlığı gerektirmişti.

ABD’nin İkinci Körfez Savaşı’na hazırlık aşamasının Türkiye ayağında iki önemli engel vardı.

Birincisi, PKK’ydi. Tüm Ortadoğu’yu kapsayacak ve statükoyu alt üst edecek olan savaş sürecinde PKK’nin tüm Kürdistan parçalarında büyük bir etkinlik sağlayacağı çok açıktı. O nedenle İkinci Körfez Savaşı öncesinde PKK’nin tasfiyesi en stratejik hedef olarak seçildi. ABD, bir süre Türk devletinin PKK’yi tasfiye etmesini bekledi. Bu gerçekleşmeyince harekete geçti. Türk devletine açıkça destek vererek, Ordu’nun Suriye devletini tehdit etmesini ve Suriye’nin Öcalan’ı bu tehdit karşısında ülkeden çıkarmasını sağladı. 9 Ekim 1998’de başlayan bu Uluslararası Komplonun diğer amacı ise, Türkiye’yi İkinci Körfez Savaşına hazırlamaktı. Öcalan ve PKK ayakta kaldığı sürece, Türkiye’nin böyle bir savaşa girmesi durumunda Kuzey Kürdistan’ın „kopma“ ihtimali büyüktü. Öcalan’a karşı komployla Türk ordusuna bir „rüşvet“ verilmiş, Kemalist Ecevit desteklenmiş oluyordu.

Öcalan 15 Ekim 1999’da esir edildi.

Bazıları Öcalan’ın bu „beklenmedik teslimini“ Ecevit’in „hayretle“ karşıladığına inanmaktadır. Benim görüşüme göre hem Genelkurmay, hem de Ecevit, bu „teslimin“ hayırlı bir işaret olmadığını, ABD’nin Türkiye’yi Ortadoğu savaşına sürüklemek amacı taşıdığını farketmiş olmalıydılar. Böyle bir durumda Kuzey Kürdistan’ı elde tutamayacaklarını biliyorlardı. ABD de Kemalist çevrelerin Ortadoğu savaşına girme konusunda bir „engel“ olacağını farketmişti.

Aynı zamanda ABD Öcalan’ın İmralı sürecinde, beklenmedik bir direnç gösterdiğini ve PKK’nin iç krizini hızla aştığını da görmüştü. Hazırlığın yönü, „ılımlı İslamcı“ bir iktidarı tezgahlamaya çevrildi. Komplo’dan iki yıl sonra 14 Ağustos 2001 yılında AKP kuruldu ve başına da Tayyip Erdoğan seçildi.

Komplo süreci devam ediyordu. Genç Parti adında bir kukla parti, inanılmaz paralarla 2002 seçimlerine katıldı ve AKP ile CHP dışında bütün partiler baraj altında kaldı. ABD’nin „Ilımlı İslamcı“ partisi ezici bir çoğunluk elde etti. Ve devreye Ecevit’in „ezeli hasmı“ Baykal girdi. Verdiği destekle Yasaklı Erdoğan Siirt’ten vekil seçildi. Tarih 9 Mart 2003. Irak savaşına 11 gün var. Hemen ardından Başbakan oldu. Tarih 15 Mart 2003. Bu „acele“ sebebsiz değildi; Irak savaşına 5 gün kalmıştı. Ve Irak’a ABD’yle birlikte girmek için hazırlanan 1 Mart tezkeresi, ordunun ve Gül’ün engeli yüzünden TBMM’den geçmemişti.

Erdoğan şöyle demişti: „1 Mart tezkeresi ilk anda kabul edilip Türkiye, Irak’ta olsaydı, Irak’ın durumu böyle olmazdı. 1 Mart tezkeresi ilk anda geçseydi, Türkiye masada olacaktı“.

Irak’ın işgali 20 Mart 2003’te başladı.

Sanırım bu „kronoloji“ PKK Önderi Öcalan’a karşı gerçekleştirilen „komplo“nun neden uluslararası bir komplo olduğunu açıkça gösteriyor.

Ortadoğu halkları bugün de Öcalan’a karşı gerçekleştirilen komplonun ağır sonuçlarını yaşıyor. Türkiye halkları bu komplonun bir parçası olarak iktidara getirilen Erdoğan’ın faşizmi altında acı çekiyor.

Sonuç ise açık: Komplocular Ortadoğu’da Apocu Rojava devrimiyle ittifaka mecbur kaldı ve komplonun ikinci ayağını oluşturan Erdoğan rejimi derin bir krize girdi. Öcalan’ın ise direnişi kırılamadı, PKK tasfiye edilemedi.

Ama dikkat: Komplo devam ediyor.

Yazarın diğer yazıları