Komplo tümden yenilmedi

‘’15 Şubat Uluslararası Komplonun amaçları ve planları geriletilmiş bulunuyor. Boşa çıkartılmış oluyor. Fakat komplonun tümden yenilip tarihin çöp sepetine atılamadığı da açık bir gerçektir.’’

PKK Yürütme Komitesi Üyesi Duran Kalkan, Uluslararası Komplo’nun amaç ve planlarının geriletilip boşa çıkarıldığını fakat tümden yenilip tarihin çöp sepetine atılamadığını söyledi. Kalkan, Öcalan şahsında Kürdistan halkını hedef alan 15 Şubat Uluslararası Komplo’nun yaklaşan yıl dönümü vesilesiyle yaptığı değerlendirmenin ikinci bölümünü paylaşıyoruz.

‘’Bölgede en büyük kavganın enerji kaynakları üzerinde yaşandığını biliyoruz. Aslında Önder Apo’ya karşı uluslararası komplo sürecindeki çatışmalar, pazarlıklar da enerji kaynakları üzerinde oldu. Önder Apo’nun Rusya’dan çıkartılması, Rusya’yla Türkiye arasındaki ‘Mavi Akım Projesinin’ pazarlığı sonucunda gerçekleşmiştir ki, bugüne kadar gelen Türk-Rus enerji ilişki ve ittifakının temelinde aslında bu vardır. Dikkat edilirse bugüne kadar çeşitli alanlarda hem enerji kaynaklarını hem de yollarını birlikte oluşturma, işletme temelinde Rus-Türk ilişkileri geliştirilmeye çalışılıyor. Yine Doğu Akdeniz’de nasıl bir kavganın sürdüğü ortadadır. Libya’dan, Irak’a, Kürdistan’a kadar nasıl bir kavga içinde olunduğu açıktır. Bunların hepsinin altında enerji kaynaklarına ve yollarına hâkim olma, denetleme, onlar üzerinden çıkar sağlama mücadelesi vardır. Bugün de bu mücadele ve kavga devam ediyor. Aslında bu çerçevede Kürt sorunu denen sorun kullanılıyor. Bu nedenle kimse bu sorunun çözümünden yana olmuyor. Bazıları zor bir sorun, çatışmalıdır, içine girmemek gerekir diyorlar, ama gerçek öyle değildir. Aslında çıkar mücadelelerine hizmet ettiği için sorunu çözümsüz kılıyorlar, yaşatıyorlar. Çünkü en köklü böl-parçala-çatıştır-yönet politikası burada uygulanıyor. Mevcut durumda Kürtleri kendilerine çok yönlü bağladıkları gibi, Kürtler üzerinde diğer milliyetçilikleri de bağlıyorlar. Aslında Kürtleri onlar üzerinde bir sopa ve yine Türk-Arap-Fars milliyetçiliğini Kürtlere karşı bir sopa gibi kullanarak herkesi güçsüz düşürüp sisteme bağlıyorlar. Bu gerçekliklerin iyi görülmesi lazım.

‘Önder Apo tüm hesapları bozdu’

Bu temelde komplo belli aşamalardan geçti. Ona da bakmak gerekli. 9 Ekim 1998 ile 15 Şubat 1999 arası Önder Apo’yu imhayı öngören bir saldırı süreciydi. Komplocu yöntemlerle vurmayı hedefliyorlardı. Aslında Önder Apo dikkatli ve duyarlı davranarak, Yunanistan’dan geri dönmeyip Rusya ve Avrupa’ya açılarak bu planları bozdu. Ardından 15 Şubat komplosunu gündeme getirdiler. Önder Apo’yu TC’ye teslim ederek idam ettirmek istediler. Buna yönelik de Önder Apo bu durumu Kürtlere karşı yapıldığı kadar Türkiye’ye, Türkiye toplumuna, hatta mevcut Türk devletine karşı yapıldığını da analiz etti, değerlendirdi. Türkiye kamuoyunu her düzeyde bu temelde bir bilinçlendirme ve sorgulama içerisine çekti. Bunun sonucunda idam amacında olanların planlarını boşa çıkarmayı başardı. 11 Ocak 2000’de Ecevit Hükümeti idam kararını uygulamaya koymayacağını açıklayarak aslında bu süreç de aşılmış oldu. Ama tabi idam kararını uygulamamak Önder Apo’yu imha amacından vazgeçmiş olmak anlamına gelmiyordu. Fiziki imhadan vazgeçiliyordu ama ideolojik, siyasi imha İmralı işkence ve tecrit sistemi içinde yürütülmek isteniyordu. Önder Apo tarihte eşi-benzeri az bulunur bir tecrit, psikolojik baskı ve işkence altına alındı. Umut ediyorlardı ki, o koşullarda Önder Apo çalışamaz, düşünemez, herhangi bir düşünce üretemez, dolayısıyla PKK’yi yönlendirecek düşünce sistemi ortaya çıkmaz. Bunun sonucunda PKK kendini yenileyemez, yeniden yapılandıramaz, dağılıp gider. Oysa Önder Apo bütün bu hesapları da bozdu. Zor koşullarda insanüstü bir çabayla, yoğun bir araştırma-inceleme yaparak uluslararası komployu, dayanaklarını ve aşılma yöntemlerini değerlendirdi. Komploya karşı mücadele yöntemlerinin teorisini, programını, strateji ve taktiklerini ortaya çıkardı. Kapsamlı bir düşünce yoğunluğu yaşadı ve Kürt sorununun ‘Demokratik Ortadoğu ve Özgür Kürdistan’ projesini formüle etti. Böylece bu formülasyonla İmralı çürütme politikasını da başarısız kıldı. Ardından Tayyip Erdoğan Yönetimini komployu yönetme, yürütme ve başarma amacıyla görevlendirdiler. İslam kardeşliği çözümünü bu temelde dayatmak, Müslüman Kürt toplumunu Önderlik ve partiden koparmak istediler. Önder Apo bunu da paradigma değişimiyle, devlet artı demokrasi programıyla, demokratik konfederalizm çözümüyle boşa çıkardı. Başta Kürt sorunu olmak üzere bütün sorunların çözümünü devletçi-iktidarcı paradigma dışında ekolojiye ve kadın özgürlüğüne dayalı demokratik toplum projesi paradigmasıyla çözmeyi öngören projesini geliştirdi. Bu biçimde AKP’nin İslam Kardeşliği oyununu da boşa çıkardı.

2005 tarihli MGK toplantısı

2002-2004 arasında ABD dayanaklı, KDP-YNK destekli PKK’yi bölüp-parçalamayı hedefleyen bir iç provokatif saldırıyı harekete dayattılar. Önder Apo tasfiyeciliğe karşı ideolojik mücadeleyi de geliştirerek tasfiyeciliği tasfiye etmeyi sağladı. Böylece AKP projesi de başarısız kılınmış, boşa çıkartılmış oldu. Bunun sonunda 23 Ağustos 2005 tarihli TC Milli Güvenlik Toplantısında Genel Kurmay tarafından yeniden PKK’ye karşı topyekûn faşist-soykırımcı özel savaş konsepti planlandı. Bu bir NATO planıydı. Bugüne kadar da bu konsept temelinde yoğun bir imha ve tasfiye saldırısı yürütülüyor. İmralı’da ağır tecrit ve işkence uygulanıyor. Gerillaya karşı sürekli bir savaş hali yürütülüyor. Kadın ve gençlik hareketleri üzerinde, Kürt halkı üzerinde yoğun bir baskı ve katliam var. Rojava ve Başûrê Kürdistan’a dönük işgal saldırıları, yurtdışındaki yurtsever halkımız üzerinde baskılar var. Söz konusu saldırılar günlük darbeyle yürütülür ve yönetilir hale geldi.

2009’da Erdoğan yönetimi demokratik siyaset partisi olan Demokratik Toplum Partisini kapatarak demokratik siyasi mücadele koşullarını tümden ortadan kaldırdı. Ortaya tıpkı 12 Eylül darbe dönemi gibi bir dönem çıkardı. Böylece topyekûn faşist-soykırımcı saldırıyı gündemleştirdi. Bu TC devleti günümüzde de AKP-MHP faşist iktidarı tarafından yürütülüyor. Fakat dar yaklaşılmamalıdır. Söz konusu konsept bir NATO konseptidir. ABD öncülüğünde hazırlanmış bir konsepttir. TC’nin yürüttüğü bu topyekün faşist-soykırımcı imha saldırılarına tüm NATO sistemi destek vermektedir. Bu temelde karşılıklı bir birlerinden faydalanıyorlar. İlişki ve aralarındaki çıkar mücadelesinde bu durumu kullanıyorlar. Bunu görmek gerekiyor.

Yani hiç kimse TC savaşı yürütüyor da NATO, Avrupa, Amerika bu savaşa karşı çıkıyor dememeli. Yine TC yürütmüyor, savaşa karşı çözümden yanadır da, ABD ve NATO bunu dayatıyor, savaş sürüyor, böyle de dememek lazım. İki taraf da Kürt sorunun varlığından yanadırlar. Bu temelde Kürt soykırımının yürütülmesinden yanadırlar. Bunu kendi aralarındaki çıkar çatışmasının bir aleti olarak kullanıyorlar. Buradan bir çıkar sağlıyorlar. Dolayısıyla bu sorunu ve ondan kaynaklı çatışmayı sürdürmek istiyorlar.

AKP-MHP’de somutlaşan şoven-milliyetçi Türk faşist zihniyet ve siyasetinin yeminli Kürt düşmanı olma gerçeği zaten ortadadır. Fakat ABD’nin, NATO’nun, özellikle 2015’den bu yana çatışmaları özellikle yoğunlaştırdıklarını da görmezlikten gelmemek gerekir. Çünkü gerçekten de dünya savaşının 3. döneminde, yani 2010’dan itibaren gelişen, Arap Baharı denen süreçten ABD’nin yararlanıp bölgeye müdahale etmesi sürecinde söz konusu çatışma ilginç bir pozisyon aldı. Küresel sermaye sistemi Ortadoğu’daki ulus devlet statükoculuğunu parçalayabilmek için El-Kaide, İhvani-Müslimin gibi radikal çete güçlerini daha da geliştirmeyi ve harekete geçirmeyi gerekli gördü. Özellikle Mısır’da, Libya’da, Suriye’de mevcut statükoculuğu parçalayabilmek için bu çerçevede yeni bir güç olarak DAİŞ çeteciliği ortaya çıktı ve önemli bir gelişme kaydetti. Böyle azgın bir saldırganlığı denetleyebilmek için kapitalist modernite sistemi Kürtlere, özellikle de radikal, devrimci, özgürlükçü Kürtlere, PKK etkisi altında olan Kürt hareketlerine muhtaç kaldı. Onlarla ilişkiye mecbur oldu. Özellikle Rojava’da DAİŞ’e karşı mücadele içerisinde böyle bir taktik ilişki-işbirliği durumu ortaya çıktı.

Bu tabi oldukça önemli, yeni gelişmeler yaratan ilginç bir olaydı. Bazı çevreler sadece bunu gördüler, DAİŞ’e karşı mücadele ortaklığına baktılar. Bu ortaklık temelindeki mücadele kuşkusuz Kürt Özgürlük Hareketini geliştirdi. Hem Rojava’da etkinliğini arttırdı, hem de dünyaya yaydı. Bunu önlemek, bu etkiyi zayıflatmak, buna dayalı Ortadoğu’da demokratikleşmeyi geliştirecek, dört parçada zafer kazanmış bir Kürt özgürlük devriminin gelişimini engellemek için ABD, AKP-MHP faşizmini örgütleyerek ve onlarla ittifak yaparak PKK’ye karşı daha yoğun bir saldırı yürütmelerini sağladı. Aslında AKP başta çok çatışma yanlısı değildi. 2015’ten itibaren, 7 Haziran seçiminde ve Kobanê’de yaşadığı yenilgi sonucunda onlar da savaş yanlısı oldular. Ama böyle bir süreçte özellikle ABD’nin ve benzeri güçlerin AKP yönetimini PKK’ye karşı saldırıya fazlasıyla yönelttiklerini, teşvik ettiklerini, söz konusu saldırıyı desteklediklerini de hiç gözden Irak tutmamak lazım. Bununla tamir edilemez bir Kürt-Türk düşmanlığı yaratmak istiyorlar. Kürtlerle Türkleri birlikte yaşayamaz duruma getirmek istiyorlar. Aslında 15 Şubat komplosunun hedefi de buydu. 24 Temmuz 2015 tarihinden itibaren Erdoğan yönetimi üzerinden geliştirilen Kürt katliamlarının 15 Şubat komplosunu devam ettirme, 15 Şubat komplosunun amaçlarını gerçekleştirme saldırıları olduğunu iyi görmemiz lazım. Böylece siyasi olarak birliği korunuyor gibi görünse de aslında Türkiye’yi içten onarılamayacak düzeyde parçalamaya çalışıyorlar. Daha sonra dıştan da parçalayabilirler. Unutmayalım ki, 3. Dünya Savaşı Ortadoğu’ya yeni bir kapitalist modernite müdahalesi, saldırısı oluyor. Bu ABD öncülüğündeki müdahaleyle yürüyor. Nasıl ki 1. Dünya Savaşı’ndaki müdahaleyle Ortadoğu’yu 25 parçaya böldülerse şimdi bu 3. Dünya Savaşı denen müdahaleyle de elli, altmış parçaya bölmek, Ortadoğu’yu dilim dilim doğramak istiyorlar. Ortadoğu’da hiçbir ideolojik-siyasi irade, güç bırakmamaya, böylece zenginlik kaynaklarını tümüyle yağma ve talan etmeye, sömürmeye çalışıyorlar. Bu kapitalist modernite sisteminin Ortadoğu projesidir. ABD’nin tanımladığı Büyük Ortadoğu Projesinin özü budur. Başarabilirlerse gerçekleştirmek istedikleri budur. Böyle bir saldırganlığa karşı 21 yıldır hareketimiz ve halkımız Önder Apo öncülüğünde tarihi bir mücadele yürütüyor. Dikkat edilirse baştan beri Kürt varlık ve özgürlük iradesi Önder Apo’nun duygusudur, ruhudur, bilincidir, iradesidir. Önder Apo öncülüğünde gelişen örgütlenme ve mücadeledir. Uluslararası komplo karşısındaysa bu tamamen böyledir. Komplocu yöntemleri de, idamı da, İmralı çürütme politikasını da, provakatif tasfiyeci saldırıları da, AKP oyunlarını da en fazla bozan Önder Apo’nun direngen, bilinçli, planlı, örgütlü, özgürlük amaçlarına bağlı, son derece disiplinli ve yaratıcı duruşu ve tarzıdır.

Komplo başarısız kılındı

Önder Apo, Kenya’da ilk saldırıyla karşılaştığında cepheden ret edici bir tutum takınma pozisyonuna girdiğini, fakat daha sonra komplonun amaçlarını değerlendirerek aslında bu tutumun doğru olmayacağı, nihayetinde komploya hizmet edeceği yargısına vararak bunu değiştirip komploya karşı içten mücadele etme tutumunun içerisine girdiğini belirtti. Komployu anlama, çözümleme, teşhir etme ve onu ruhta, duyguda, düşüncede aşarak komployu ve dayandığı küresel kapitalist modernite sistemini, onun da dayandığı iktidarcı devletçi sistemi tümden parçalayacak ve yenilgiye uğratacak bir mücadeleyi ortaya çıkarmayı doğru ve gerekli gördüğünü ifade etti. 21 yıldır da böyle bir anlayış ve çizgi temelinde son derece yaratıcı yöntemlerle her türlü zorluğa karşı insanüstü bir direnişi geliştirerek örgütlü ve disiplinli bir biçimde yaşamaya çalışarak bu mücadeleyi yürütmektedir. Dikkat edilirse Önder Apo bu temelde şimdiye kadar komplonun başarısını önledi.

Komplo aslında bir günde Önder Apo’yu imha etmeyi hedeflemişti, şimdi 21 yıl doluyor. Hala başarısızdır. 15 Şubat komplosunu yapanlar altı ayda PKK’nin tasfiye olacağını değerlendirmişti. Şimdi 42 altı ay geçti, PKK dimdik ayaktadır ve Kürt Özgürlük Mücadelesine öncülük etmeye devam ediyor. Kürdistan Özgürlük devrimini zafer yolunda ilerletiyor. Bu mücadeleyi Kürdistan sınırlarının dışına taşırarak, hatta küresel bir özgürlük ve demokrasi hareketi haline getirmiş bulunuyor. Bütün bunlar önemli bir gelişme düzeyidir. Dikkat edilirse komplo başarısız kılınmıştır. Komplocu planlamalar boşa çıkartılmıştır. Fakat şu da bir gerçektir ki, komplocu güçler de amaçlarından, hedeflerinden hala vazgeçmiş değillerdir. Her bir planları boşa çıktıkça yeni planlar hazırlayarak Kürt soykırımını tamamlamak amacıyla komplocu saldırılarını sürdürmektedirler. Bugün de söz konusu saldırılar bu temelde devam ediyor. Tarihi bir mücadele yürütülmüş olmasına rağmen 21 yıl gibi uzun bir sürede, en azından siyasi düzeyde komplocu yapının tümden yenilip tarihin çöp sepetine atılamamış olması bir eksikliği, yetersizliği ifade ediyor. Önder Apo ‘PKK altı ay doğru savaşabilse yenemeyeceği güç yoktur’ dedi. Evet, komplonun amaçları ve planları geriletilmiş bulunuyor. Boşa çıkartılmış oluyor. Fakat komplonun tümden yenilip tarihin çöp sepetine atılamadığı da açık bir gerçektir. Bu da mücadeledeki hata ve eksikliklerin sonucunda oluyor. Komployu yeterince anlayamayan, komploya karşı doğru tarz, üslup ve yeterli tempoyla başarılı mücadele edemeyen ideolojik, örgütsel, pratik duruşların sonucu olarak ortaya çıkıyor, bu da onların zayıflığını gösteriyor.

Bu temelde bir 15 Şubat yıldönümünde komplo gerçeği üzerinde daha çok yoğunlaşmak, Önderlik ve şehitler çizgisinde daha çok eleştirel-özeleştirel yaklaşıp dersler çıkararak komploya karşı mücadeleyi daha etkili, başarılı ve sonuç alıcı bir derinlikte yürütür hale getirmek gerekiyor. Bu da hareketimizin, tüm yoldaşların, yurtsever halkımızın temel görevi olmaktadır.

Komplo 9 Ekim 1998 ya da 15 Şubat 1999 günü ortaya çıkmış bir durum değildir. Kendi başına müstakil bir olay değil, tam tersine Kürt sorununun gerçeği olan Kürt soykırımını tamamlama amacıyla bağlantılıdır. Kürt sorununu ortaya çıkaran, Kürt soykırımını yürüten güçler tarafından örgütlenip yürütülüyor. Dolayısıyla 1. Dünya Savaşı’ndan itibaren ortaya çıkmış bir sorun ve olay oluyor. Kapitalist modernite sisteminin küresel hegemonik hale gelme tarzıyla bağlantılı bulunuyor. Toplumsal olarak Kürt varlığını her düzeyde bitirmeyi, Kürtleri Türkleştirmeyi, ulusal yok oluşa, başkalaşıma uğratmayı hedefliyor. Gerçekten de dört başı mamur bir soykırım saldırısı, böyle bir sorunun ortaya çıkarılışı ve bu temeldeki soykırımcı saldırılar Kürdistan dörde bölündükten sonra 1. Dünya Savaşı’ndan sonra her parçada planlı ve örgütlü bir biçimde geliştirildi. Bunları biliyoruz. TC devleti bunu Kuzey Kürdistan’da bir biçimde yürüttü. Doğu Kürdistan’da İran devleti benzer bir biçimde yürüttü. Biraz arkadan takip etmek üzere Irak ve Suriye devletleri kısmen farklı ama özü benzer biçimlerde yürütmeye çalıştılar.

Soykırım projesi

Bu soykırım zihniyeti ve siyasetini en önde uygulamaya koyan TC devleti oldu. Bu temelde Şark Islahat Planı gibi kapsamlı bir soykırım projesi hazırladı. Son derece kendini örgütlü ve planlı hale getirdi. Çeşitli komplo yöntemleriyle Kürdistan’ı parça parça işgal etmek ve Kürt direncini tümden kırarak kültürel soykırımın zeminini yaratmak için siyasi-askeri saldırıya geçti. Bu saldırılara karşı Kürtler 1925’ten itibaren farklı bölgelerde, tıpkı 19. yüzyılda olduğu gibi direndiler. Sömürgeci-soykırımcı devlet saldırılarını bölgeler düzeyinde ve farklı zamanlarda hedeflediği ve planladığı için direnişler de bölgesel düzeyde oldu. İlk planlı saldırı Bingöl, Amed hattına yöneltildi. Burası Kürtlüğün kuşkusuz merkeziydi. Kürt toplumsallığının yoğunlaştığı alandı. Amed tarihsel olarak da hem toplumsallığın hem de iktidar ve devlet sistemlerinin Kürdistan’ı da aşan bir düzeyde merkezileştiği bir sahaydı. Burada Kürt ulusal değerleri çok yüksek düzeyde gelişmişti. TC sömürgeciliği-soykırımcılığı böyle bir merkeze ilk elden saldırarak ve oradaki Kürt iradesini ve gücünü ezerek diğer bölgelere yönelme stratejisi izledi. Dolayısıyla ilk saldırısını bu sahaya yöneltti.

Buna karşı da Kürt toplumu Şeyh Sait İsyanı denen büyük bir direniş geliştirdi. Bu direniş Bingöl-Amed hattında kısa süreli olarak etkili de oldu. Fakat iyi örgütlenemedi, iyi yönetilemedi. Çok hazırlıklı değildi. Sömürgeci güçler çeşitli komplolar, hileler, ajan faaliyeti yürüttü. Kürtler bunu fark edip açığa çıkaramadılar. Sonuçta bu direniş ezildi. Sömürgeci-soykırımcı saldırı başarılı oldu. Biliniyor daha sonra 1930’larda Serhat alanına, 1934’ten sonra da Kürdistan’ın kalesi konumunda olan Dersim sahasına sömürgeci-soykırımcı saldırılar yöneltildi. Kürt sorunu temelinde Kürt soykırımını gerçekleştirmek için 1. Dünya Savaşı’ndan sonra TC eliyle Kürdistan’ın kalbi konumunda olan Amed-Bingöl hattına yöneltilen sömürgeci-soykırımcı saldırı 1925 yılının Şubat ayının ortalarında gerçekleşti. 13 Şubatta çeşitli provokasyonlar oldu. 14-15 Şubat’ta soykırımcı saldırılar ve buna karşı direniş somutluk kazandı. 1. Dünya Savaşı ardından soykırımı gerçekleştirmek amacıyla Amed’e ilk saldırı Şubat ortasında gerçekleşmişti. Kürt varlığını ve özgürlüğünü sağlamak üzere Önder Apo’nun örgütleyip geliştirdiği direnişe karşı son sömürgeci-soykırımcı saldırı da uluslararası komplo temelinde Önder Apo’yu hedeflemek üzere 15 Şubat 1999’da gerçekleşti. O da bir Şubat’ta oldu, Şubat’ın ortasında! Önder Apo bu ilk ve son sömürgeci-soykırımcı saldırı gerçekliğini değerlendirerek 15 Şubat’ı Kürt Soykırım Günü olarak tanımladı ve ilan etti.

15 Şubat işte Amed’e, Şeyh Sait Önderliğine yöneltilen saldırının günüydü, aynı zamanda Önder Apo’ya yöneltilen saldırının günüydü. Soykırım saldırılarının somut ifadesi oluyordu. Zaten halkımız uluslararası komplo ardından bugüne ‘Kara Gün’ demişti. Önder Apo Ermeni Soykırım Günü’ne yaptığı çağrışıma binaen 15 Şubat’ı Kürt Soykırım Günü olarak tanımladı. Bu böylece ilan da edildi. 15 Şubat, yani şubatın ortası gerçekten de Kürt soykırımını ifade ediyor. Soykırım amaçlı Kürdistan’a faşist-soykırımcı-sömürgeci zihniyetin saldırı örgütleyip yürüttüğü gün olma özelliği taşıyor. Bu önemlidir, anlamlıdır. Soykırım gerçeğini doğru anlamak, ona karşı mücadele etmenin gereklerini, yollarını, yöntemlerini bulabilmek açısından böyle bir tanımlama önemlidir. Bu bir tür somutlaştırma oluyor. Soykırımın somutlaştırıldığı çeşitli veriler vardır. ‘15 Şubat Kürt Soykırım Günü’nde Kürdistan’a yüz yıldır yöneltilen soykırım gerçeğinin yeni bir somutlaştırılmasını ifade ediyor. Böyle anlamak, değerlendirmek ve bu temelde de soykırımı çözümleyip ona karşı yurtseverlik mücadelesinin derin bilincine ve pratiğine ulaşmak gerekiyor. n ANF/BEHDİNAN

YARIN:

Belçika Yargıtayı’nın kararı

Yazarın diğer yazıları

    None Found