Komplo ve işgale karşı alanlara!

Halk önderi Öcalan’a yönelik komplonun üzerinden 21 yıl geçti. Komplo ilk etapta halkın kahramanca direnişiyle, gençlerin fedaice eylemleriyle püskürtüldü. Komploculardan Amerikalı birisi “Bu kadar tepki beklemiyorduk” diyecekti. Onlar halkın teslim olacağını ve direnişin ezileceğini sanıyorlardı.

Üzerinden zaman geçtikçe komplonun boyutları ve amaçları daha iyi anlaşılıyor.

Öcalan “Türkiye beni bahane ederek Suriye’yi işgal edecekti. Suriye’den başlayıp bütün Ortadoğu’yu Lübnanlaştıracaklardı. Suriye’yi terk ederek bu büyük savaşı engelledim.” Diyordu. Öcalan o günden beri oluşturduğu yeni paradigma ve ateşkeslerle demokratik, barışçı, siyasi çözüm yollarını açmaya çalıştı. Ancak bu çabalar her seferinde her türlü gericiliğin işbirliğiyle sabote edildi. Öcalan’ı esir alan uluslararası gericiliğin amaçlı onu siyaset dışı bırakarak Kürdistan ve bölge halklarını birbirine kırdırıp köle olarak kullanmaktı. Ancak Öcalan izlediği politika ve yeni paradigma ile bunu boşa çıkardı.

Bunun üzerine Erdoğan şahsında ırkçı- sömürgeci gericilik yıllardır uykusunu kaçıran ve her fırsatta düşmanlığını gizlemediği Rojava’yı işgale başladı. Efrîn işgali bunun ilk adımı oldu.

9 Ekim komplosunun 21. Yılında “Fırat’ın doğusu”nu işgal girişimi başladı. Buna karşı konulmaz ve saldırı püskürtülemezse işgal planları Halep, Kerkük, Musul’a kadar uzanmaktadır. Hatta daha önce ilan ettikleri gibi Şam’da namaz kılma hayalleri bile hortlayabilir.

Erdoğan bütün halk düşmanı gerici işgalci eğilimleri arkasında toplamış bulunuyor. Bu potansiyeli hem başta Kürdistan Özgürlük Hareketi olmak üzere iç muhalefeti ezerek susturmak hem de işgalci planlarını yayabildiği kadar yaymak için kullanacaktır. Seçimlerle bir daha asla koruyamayacağını bildiği iktidarını sürdürmenin tek yolu gerilim, kışkırtma ve savaştır. Bu amaçla ordusuyla, camisiyle, siyasi partileriyle oluşturduğu savaş ve işgal cephesiyle saldırmaktadır.

Erdoğan bu işgal hamlesiyle öncelikle bütün muhaliflerini susturmuştur. “Millet ittifakı” dağılma sürecine girmiştir. AKP içi muhalefet sahaya çıkmadan teslim olmuştur.

Tek ve gerçek muhalefet odağı olarak Meclis’te HDP kalmıştır. Ama zaten fiilen ve resmen devre dışı bırakılan Meclis ne işe yarar, ne kadar açık kalır bilemeyiz. Bu durumda Meclis dışı muhalefetin tüm kolları ve HDP birleşerek işgale-savaşa karşı barış ve demokrasi cephesini oluşturmak zorundadır. Ama bu da yetmez. Bölgedeki ve dünyadaki işgal-savaş karşıtı tüm güçlerin harekete geçmesi şarttır. Vietnam devrimi, Küba devrimi böyle kazanmıştır. Kobanê direnişi de böyle kazanmıştır. Özgürlüğü için ayağa kalkan Kuzey ve Doğu Suriye halkları bütün ezilen halkları ve insanlığı da ayağa kaldıracaktır.

Bölgede taşların yerinden oynadığı açık olarak görülüyor. Artık hiçbir güç bu taşları eski yerine koyamaz. Önemli olan halkların iradesinin ne ölçüde sürece damga vurabileceğidir. Emperyal ve sömürgeci güçlerin yeniden paylaşım çabalarına karşı halkların özgürlük direnişi savaşmaktadır.

Mücadele sadece Kürtlerin, Kürdistanlıların değil tüm dünya halklarının özgürlük mücadelesidir. Tüm insanlığın mücadelesidir.

Bu mücadelede halkların karşısında, Erdoğan çetesinin yanında olanları insanlık suç ortakları olarak kabul edip yargılayacaktır. Bütün ülkelerde alanlara çıkan milyonlar bu sürecin başlangıcı ve ilanıdır.

21. yılda tüm komploculara ve işgalcilere en iyi cevap verilmelidir.

Yazarın diğer yazıları