Komutan Diyar Xerîb‘e de pusu kurdular!..

Pusucu bunlar. Mertlik, yanlarından geçmedi.

Maganda yalakalığı ile Ermenilere yaltaklanıp onları tuzağa çektiler. Oradan tecrübeliler.

Dalkavukça yalanıp Kürtlerin etrafında döndüklerinde, “bin yıldan beri kardeşiz” diyorlar. Oysa pusuculuk ve tuzaklarla dolu tanışıklıkları, yüz yıllık bile değil…

En son, Süleymaniye’nin yiğit evladı, komutan Diyar Xerîb’e pusu kurdular. “Xerîb’e min, delalê min” Kürdistan’ın, “teyrê baz”larından biriydi. Kaybı Kürdistan’ın kalbinde derin yara. Acısı büyük.

Ama o, bir ilk değil. Son da olmayacak. Çünkü bu, “uzayıp giden namus günü nehri”dir. Yer alanların herkes, birer damla. Geçmişte, darağaçları kurarken, dağların kuytuluğunda insanları kurşuna dizerken de, “sonları geldi” diye zafer naraları atmışlardı.

Çünkü bunlar, can almayı, ruh söndürüp ocak köreltmeyi, meselelerin nihai halli sanıyorlar. Ermeniler ve öteki halkların davasında, “yamyamlık”la sonuca ulaşmayı başardılar da.

Ama Kürtler, “çetin”di ve “çetin” çıktılar. Kürtlerinki, yüz yıllık bir direniş destanıdır.

Nitekim, Kürt hareketinin önderlerinden Cemil Bayık, Amerikan Washington Post gazetesinde yayımlanan makalesinde, şöyle diyordu:

“Türkiye Cumhuriyeti, 1923 yılında kurulduğundan beri Kürtler, vatandaş olarak tam bir tanınma (var olma) için, mücadelesi veriyorlar. Ancak, baskı ve ayırımcılığın sayısız şekli ile karşılaştılar.”

Bu, kitaplara sığmayan bir meseleyi iki cümleciğe sığdırmaydı. “Bizi bitiremediler” demekti.

Oysa Fransa ve İngiltere’nin “Lozan Anlaşması”na yazıp ellerine verdiği anlaşma metninde, sorunların çaresi yazılıydı. Onurlu insanlar için, dönülemez bir namus ve haysiyet sözü olan anlaşmanın altında, temsilcileri İsmet İnönü’nün de imzası vardı.

Ama Ermeniler, Pontuslular, Asuriler, Keldaniler soykırımından gelen ve ellerinden hala kan damlayanlar için, elbette namus sözünün bir anlamı olamazdı. Onlar için, söz herhangi bir yerlerinden çıkmış yelden ibaretti. Ve öyle oldu…

Zaman kaybetmeden baskına, Kürt avına çıktılar. Muhasaraya alıp savunmaya geçme zorunda bıraktıkları Şeyh Said’i de, Osmanlı düzenini geri getirmeye adanmış bir Sultan hayranı, “şeriatçı” ilan ettiler. Bununla Batı desteğini yedekleyip vur ha vur ettiler.

 Şeyhi astıkları gün, davul dömbelek eşliğinde göbek atarak, zaferlerini kutladılar. Oysa, idam sehpaları Kürt soykırımında, bir başlangıçtı. Başsız, öndersiz kalmış kalabalıklara daldılar.

Kürt yazar Mahmut Alınak dün, soykırımın Zilan kesidinden iki fotoğraf yayımladı. Genç, ihtiyar, kadın, erkek ve bebeklerden oluşan bir cesetler tarlası…

Bu manzara, Türk’ün gururuydu. Türk gazeteleri, insan olanı insanlıktan çıkaran bir kırımı, Türkün şanlı destanı olarak sunuyordu:

“Zilan harekatında imha edilen eşkıya miktarı, 15 binden fazladır. Zilan deresi cesetlerle dolmuştur.”

Bebekler, savunmasız insan kalabalıkları eşkıya, tepeden tırnağa silahlı, yamyamları da tiksindiren katiller, has insandı.

Ve yamyamlık orada kalmadı. Zamanımızda, Kürt şehirlerini altına aldı yamyamlık.

Oysa Zilan’dan sonra, İran ve Ruslar (Stalin rejimi) yardımıyla Ağrı Dağı’nı ele geçirdiklerinde gazeteleri, “Kürdistan hayalinin sonu” kadrajıyla çıkmışlardı. Dersim’de, Hitler’e ilham veren katliamlardan sonra Atatürk, “çıbanı kopardık, attık” diye övünmüştü.

Oysa, övünmeleri palavradan ibaretti. Kürtlerin canından can aldılar, ama soyunu kurutamadılar. Çünkü, dipten gelen bir direnç kütlesiydi, onlar. Zamanımıza akan nehir oldu, dirençleri…

Komutan Diyar Xerîb, bunlardan biriydi. Onu da pusuya düşürdüler. “Xerîb’e min, delalê min”ı şehit ettiler. Sonra yamyamların şenliği düzenleyip sevindiler.

Oysa, Xerîbler bir nehirdi. Ezelden geliyordu.

Xerîb, Ağrı Dağı’nın doruklarında gürleyen İhsan Nuri Paşa’nın devamıydı. İpin gölgesinde, “torunlarım beni utandırmayacaktır” diyen Şeyh Said’ın namus soyundandı…

Nehir akıyor. Kürtler acı çekiyor ama, bugün dün değildir.

Bugün Türkler, bir o yana, bir bu yana segirtip Kürtlerle dayanışma içine girenlere “Nota”lar yağdırıyor. Biri Fransa’ya ise biri Amerika’ya, öteki Birleşmiş Milletleredir.

Kürtler vardır, bugün. Ve bu, komutan Xerîb’lerin fedakarlığı sayesindedir. Daha ötesi, dört parçada, Kürdistan davası için, bir ve beraber olanlar sayesinde…

Yazarın diğer yazıları