Komutan  Egîd ile son gece

Akşam her gün aynı saatte olduğu gibi radyoyu açtılar, küçük radyo Cafer arkadaşın elindeydi. Harun arkadaşla birlikte ayaktaydılar. Hepimiz için ilk ve tek haberdi: ‘Apo’nun sağ kolu Egîd kod adlı Mahsum Korkmaz…’ duyar duymaz hepimiz hepimiz sersemledik…

Kürdistan gerillası denilince ilk onun adını ve elinde silahıyla ayakta duran sluetini hatırlarız. 15 Ağustos atılımının komutanı Mahsum Korkmaz (Egîd) kısa yaşamına bir gerilla efsanesini sığdırdı. Gabar dağında Mahsum Korkmaz’ın yaşamını yitirdiği 28 mart gecesini yoldaşları Sarı İbrahim, Gürcan ve Selim anlattı.

FEVZİ AYDIN (Selim):

‘’1986 bahar atılımı için çeşitli ve kapsamlı eylem planlarımız vardı. Planladığımız bu eylemleri peş peşe gerçekleştirip Gabar’dan Cudi’ye geçecektik. Bizim Guina’daki karakolun kaldırılması eyleminin keşfini Harun, Hayri, Zana ve Bozan’la birlikte yapmıştık.

Zivinga Şikaka bahçelerinin bulunduğu Pavan’a gittik. Burada daha önce cezaevinde ajanlaştırılan Behrem Üner üzerimize ateş açtı. Çatışmak zorunda kaldık. Çatışma sonunda köylülerin tümü yedi kişi öldü. Devletten alınan 7 G1 silahını kaldırdık.

Düşman bu gelişmenin ardından alanda olağanüstü yığınak yaptı. Bütün köylere karakol kurdu arazinin bütün stratejik noktalarını tuttu. Planlamadaki eylemleri için erzak ve teknik malzemelere ihtiyaç vardı. Düşman alanı öyle sıkı tutmuştu ki, değil eylem için günlük ihtiyaçlarımız için bile günlük erzak çıkaramıyorduk.

Askerler üzerimize gelemiyor, buna karşın bütün köyleri geçiş hatlarını ve stratejik noktaları tutarak bizi hareketsiz kılıp dar bir alana sıkıştırmaya çalışıyordu. Planladığımız bahar eylemlerini erzaksız ve malzemesiz gerçekleştiremedik. Bu durumu aşmak için alan değiştirip Gabar’dan Cudi’ye geçme kararı alındı.

Egîd arkadaş bu kararı Meydin ile Deşta Lala arasında bir yerde bize duyurdu. Cudi’ye geçeceğimizi söyledi. ‘Geçiş sırasında bir sorun olursa buluşma noktamız burasıdır’ dedi.

Meydin yakınlarındaki bu noktaya denk arazide grubun öncüsü sürekli bendim. Cudi’ye Deşta Lala arazisinden geçecektik. Ben Deşta Lala arazisinde gruba öncülük edebileceğimi söyledim. Egîd arkadaş ‘Sen hep öncüydün. Burada arazi kendi arazileridir. Hızlı yol almamız gerekir. Sende biraz dinlenirsin’ dedi. Böylece Deşta Lala’dan Abdurrahman benim yerime yürüyüş kolunun öncüsü oldu. En az 30 kişiydik. Yürüyüş kolu mesafesi 10-15 metreydi.

Bu yürüyüş düzeni içinde Meydin, Deşta Lala ve Derşev köyleri arasında uzanan geniş bir vadiye doğru inmeye başladık. Yürüyüş kolunun önü vadiye ulaştığında karşı sırttan asker geçtiği haberi geldi. Egîd arkadaşın talimatı ile durduk; havanın kararmasını bekledik. Bekleme sırasında Egîd arkadaş bana takılarak: ‘Fevzi Aydın! Ne diyorsun? Şu TC askerleri ile çatışmayalım mı?’ Bende büyük bir istekle her zaman ki yanıtımı verdim. ‘Çatışalım heval!’

Hava kararınca yeniden harekete geçtik. O gece hızla Gabar’dan Cudi’ye geçmek istiyorduk. Bir süre yürüdük. Öncümüz Abdurrahman yolu çıkarmakta zorlanarak bizi arazi de dolaştırmaya başladı. Bazı izlere rastladık. Egîd arkadaş izleri inceledikten sonra uygun bir yerde mola verilmesini istedi. Gece karanlık, hava soğuktu. Günlerdir ciddi hiçbir şey yememiştik, yorgunduk. Ateş yakıp ısınarak dinlendik.

ABDULLAH BAYIK (Gürcan):

27 Mart 1986 gününün akşamüzeriydi. Gabar’da Meydin’in hemen üzerinde ‘Deşta bira’ noktasındaydık. Egîd arkadaş, Yaşar’ı, Celal’i ve beni yanına çağırarak: “Bu gece Berkeber’e geçeceğiz. Siz önden çıkın, keşif yapın. Çok dikkatli olun. Bir şey görürseniz, geri dönüp gelin.

Deşta Bira’daki noktamız ile Egîd arkadaşın bizimle buluşmak için verdiği nokta arası yaya olarak yarım saatti. Araziyi dürbünle keşfettik. Egîd arkadaşın buluşma yeri olarak verdiği tepeye çıktık ve orada onları bekledik. Bir süre sonra arkadaşlar geldiler. Egîd arkadaş burada bir süre bekleyeceğimizi söyledi. Hava kararırken harekete geçtik. Grup öncümüz bizim köyden Abdurrahman’dı. Hatırladığım kadarıyla  Ferhat, Xırxıla Kemal, Faik, Selim, Egîd arkadaş, Harun, Cafer , Sarı İbrahim, ben ve benden sonra Bozan vardı.

Tepeden vadiye inmeye başladık. Yürüyüş kolumuzun önü vadiye indiğinde biz hala sırttaydık. Sırtın üzerinde bir yerde önden: “Karşı sırtta asker var” denildi. Egîd arkadaşın talimatıyla yerde mevzilendik. Düşman gücü hemen karşımızdaki sırtta bize çapraz, yürüyüş halindeydi. Arazideki konumumuza göre saldırı üstünlüğü düşmana aitti. Konumumuzdan dolayı biz onlara saldıramazdık. Düşman gücü kendi yürüyüş hattında kaybolduktan sonra biz de ters yönde Sipivyan’a doğru hareket ettik. Sipivyan, Meydin, TRT tepesi üçgeninde bir yerde mola verdik. Akşam dokuz-on suları olmalıydı.

Orada Selim arkadaştan sonra nöbete ben çıktım. Nöbet sırasında köpek havlamaları duydum, bu beni rahatsız etmişti. Nöbet boyunca bütün dikkatime rağmen bu aralıklı köpek havlamalarından başka bir şey duyup, hissetmedim. Nöbet dönüşünde ateşin başında Egîd arkadaşa: Nöbetim boyunca aralıklarla köpek havlaması duyduğumu söyledim. Egîd arkadaş köpek sesinin yönünü sordu. Ben bunu arazide izah ederken, ateşin başındaki öteki arkadaşlar duyduğum köpek havlamaları için, köyden geliyordur, dediler. Ben ısrarla, hayır köyden değildi.

Ateş başında süren bu tartışmaları Egîd arkadaş dinlemekle yetindi. Gece saat bir sularında hareket ettik. Geçtiğimiz alan karla kaplıydı. Yürüyüşe geçerken Egîd arkadaş, herkes yanındakini tanısın. Yürüyüş mesafesi on metredir. Öncüler ve yürüyüş düzeni aynıdır. Eğer bir pusu durumu olursa, kopanlar için buluşma noktamız bu nokta ya da Deşta Bira’dır, dedi.

Donmuş kar üzerinde yürüyorduk. Bir ara Egîd arkadaş, arazideki izleri inceledi. İzler tazeydi. TRT Tepesinin yan tarafında tamamen donmuş karla kaplı dik bir sırtı tırmanmaya başladık. Bu tırmanışın bir yerinde şiddetli bir patlamayla bulunduğum yerden savrularak yere düştüm. Uğradığım basıncın etkisinden kurtulup toparlanınca hemen yanımdaki kayalığa mevzilendim. Aynı kayalıkta İbrahim (Sarı) arkadaş ile Bozan da mevzilenmişti.

RAMAZAN TOPTAŞ (Sarı İbrahim)

Pusuya düşmüştük ve pusudaki düşmanla içiçe girmiştik. Önümüzde büyük bir kayalık yükseliyordu. Düşman önümüzü kesen bu kayalıkta pusuya yatmıştı. Saat gece yarısından sonra 2-3 suları olmalıydı. Çatışma sırasında bulunduğum siperden ön hatlara bakarken Selim ile Hayri’nin donmuş karın üzerinde parende atarak aşağı vadiye doğru çekildiklerini gördüm. Bir süre sonra onlardan biraz daha ilerde Egîd arkadaşa benzeyen uzun parkeli birinin daha kar üzerinde parende attığını gördüm. Bu arada, daha sonra akademi sahasında Ferhat (Ömer Kaya) yanıma geldi. Ben grubu korumak için bir süre daha çatıştım. Bu süre içerisinde yanımda duran Ferhat çatışmıyordu. Nedenini sordum. Mermisi bitmiş. Bir pusuda bütün mermileri bir anda yakmak olacak iş değildi. Gerilla açısından bu kuralsızlıktı. Üstelik huzursuz ve heyecanlıydı… Çatışma fazla sürmedi. Sanırım en fazla 20 dakika yarım saat sürmüştü. Bizde donmuş karın üzerinden parende atarak aşağı vadiye indik. Vadide arkadaşlar toplanmıştı. Orada Metin (Kalender İlhan) arkadaşın yaralı olduğunu gördüm.

FEVZİ AYDIN:

Bu sırada Egîd arkadaş yanıma geldi. ‘Selim sen misin?’ diye sordu. ‘Benim heval’ dedim. Bana, ‘Ben arkadaşların yanına geçiyorum. Belli bir mesafeden sonra sende gel, dedi ve yanımdan ayrıldı. Ardından silahımı göğsüme bastırıp donmuş kar üzerinde yuvarlanarak Egîd arkadaşın peşinden gittim. Bütün bunlar olurken çatışma sürüyordu. Donmuş kar üzerinde yuvarlanıp kayarak aşağı vadiye kadar indim. Vadide toparlanıp kalktığımda hemen önümde bir köpekle karşılaştım. Bir an bu köpeği vurmak geçti aklımdan. Sonra kendi kendime ne istiyorsun bu zavallı hayvandan diye caydım. O köpeklerin her birinin bir binbaşıdan daha değerli özel eğitimli köpekler olduğunu sonradan öğrenecektim tabi.

Vadiden biraz ilerledim. Hayri ile karşılaştım. Hayri ile birlikte biraz daha ilerleyince birine daha rastladık. Bu grup öncümüz Abdurrahman’dı. Abdurrahman vadinin içinde ayakta dimdik hareketsiz ‘sîpîndar’ gibi durmuştu. Dikildiği yerde sıtması tutmuş hastalar gibi titriyordu. ‘Haydi gidelim Abdurrahman’ dedik, yine yanıt vermedi. Kilitlenmiş gibiydi. Abdurrahman’ı orada bırakıp vadinin içinde biraz daha yürüdük, Harun arkadaş ile karşılaştık. Harun’un arkasında vadiye inen bütün arkadaşlardan oluşan kalabalık bir grup vardı. Geri dönüp Abdurrahman’ı da kolundan tutup gruba getirdik. Burada sayım alındı. Egîd arkadaş ile Lezgin’in aramızda olmadığı anlaşıldı. Metin arkadaş dizinden yaralıydı.

Egîd arkadaşla buluşmak üzere daha önceden belirlenen buluşma noktasına hareket ettik. Ama Egîd arkadaş yoktu.  Beklemeye başladık. Öğle oldu, gelmedi. Akşam oldu yine gelmedi…

ABDULLAH BAYIK:

O gün bizim için dünyanın en uzun günü oldu. 28 Mart 1986 günü. Egîd arkadaş ile Lezgin’i beklerken aynı zamanda her an düşmanı da bekliyorduk. Yüreğimiz ve parmağımız tetikte Egîd arkadaşı, Lezgini ve düşmanı beklediğimiz o uzun 28 Mart 1986 gününü, Egîd arkadaşın yokluğunun her an artarak, yoğunlaşan ağırlığı altında ezilerek tükettik… 28 Mart günü hava karardı, akşam oldu. Egîd arkadaş ile Lezgin gelmediler. Düşman da gelmedi.

FEVZİ AYDIN:

Akşam her gün aynı saatte olduğu gibi radyoyu açtılar, küçük radyo Cafer arkadaşın elindeydi. Harun arkadaşla birlikte ayaktaydılar. Hepimiz için ilk ve tek haberdi: ‘Apo’nun sağ kolu Egîd kod adlı Mahsum Korkmaz…’ duyar duymaz hepimiz hepimiz sersemledik…

Egîd arkadaşın şehadetinden sonra Cafer arkadaş grup sorumlumuz oldu. Moralimizi ve disiplinimizi yitirmiştik.

ABDULLAH BAYIK:

28 Mart günü akşam saat on dokuz. Deşta Bira’da radyodan duyduklarımız karşısında kanımız donmuştu. Hiçbirimizden ne bir ses ne de bir hareket… Harun ve Cafer arkadaşlar yabancı ajansları, BBC’yi, Amerika’nın sesi vb. kanalları aradılar. Zaman içinde bu kanallardan da aynı haberi aldık.

O akşam Deşta Bira’da aldığımız şehadet haberinin şokunu tanımlayacak görüntüler ve sözler belleğimde yeterince net değildir. Ortalık karanlıktı. Şehadet haberinin ilk sonucu kesin bir sessizlik ve hareketsizlik oldu.

Uluslararası kanallardan aynı haberi aldıktan sonra aramızdaki derin sessizliği Harun arkadaş bozdu. Elinde radyosu haberleri arayarak uzun süre ayakta durduğu yerde: Naaşını düşmana bırakmamalıydık, dediğini anımsıyorum.

Gece ilerleyen saatlerde Selim arkadaşın: Egîd arkadaşa layık, ona sadık gerillalar olarak intikamını almalıyız… Xırxıla Kemal arkadaşın, ‘Keşke onun yerine ben şehit düşseydim’ dediğini anımsıyorum.

 HABER MERKEZİ

Yazarın diğer yazıları

    None Found