‘Komutan’ Quto’nun taktiği Ya da ‘Huuu komşuuuuuu’!

Kürdistan halkının iradesine karşı yapılan darbeye tepkiler ülke çapında ve yurtdışında giderek büyüyor. Kürdistan’da bu darbeye karşı eylemler nereye doğru gidiyor?

“Silahsız gerilla taktiği”ne doğru…

Evet. Kayyum işgaline karşı silahsız halk, devletin “basınçlı su, gaz, plastik mermi” tekniğine karşı yeni bir “taktik” geliştirmeye başladı. “Cephe savaşına” benzer, “büyük kitlelerle” kentin “bilinen” ve devlet tarafından denetim altında tutulan alanlarını zorlamak yerine, “her evin kapı önünü” küçük “aile” birimleriyle eylem alanına çevirmeyi deniyor.

Quto bana telefonla anlattı:

Kürdistan’ın devlet denetiminde olmayan “sakin” sokaklarından birinde, beyaz tülbentli bir anne, evinin kapısını açıyor, “devletin sokağına” bile adım atmadan, kendi evinin eşiğinde şöyle bir duruyor ve karşı komşusuna sesleniyor. Karşı kapıdan bir diğer beyaz tülbentli anne kapıyı aralıyor. Birbirlerine ses duyurmak için başlıyorlar bağıra çağıra konuşmaya. Önce hal hatır soruyorlar. Sonra pahalılıktan söz açıyorlar. Derken biri “irademe dokunma” diye haykırıyor. Karşı komşu da ona uyuyor. İki beyaz tülbentlinin bağırışları üzerine yen kapılardan beyaz tülbentli başlar uzanıyor, yukarı katların pencerelerinden başlar aşağıya sarkıyor. İki, derken dört, on beyaz tülbentli anne “irademe dokunma” haykırışlarıyla sokağı inletiyor. Onlar böyle bağırışırken, eteklerinin arasından, vaktiyle taş atan çocuklara benzer, saçları traşlı oğlanlar, örgülü saçlı kızlar, beş on çocuk sokağa fırlıyor, ortalık alacakaranlık, sokakta bir şamata. Teneke bulan çocuklar tenekelere, evden yürütebilmişlerse tencerelere, tavalara kaşıkla, kepçeyle başlıyorlar vurmaya.

O sokaktaki kıyameti yan sokaktakiler duyunca, o sokak da karışıyor. Derken her sokak bir sonraki sokağı ayağa kaldırıyor. Düdükler, ıslıklar, zılgıtlar gırla gidiyor.

Belki yüz kere göz altına alınan evin erkekleri, yavaş yavaş üstlerindeki ürküntüyü atıyor, beyaz tülbentli annelerin, genç kadınların, çocukların hemen arkasından, önce hafif seslerle, sonra hançerelerini yırtarcasına haykırıyorlar: “İrademe dokunma”…

TOMA’lar, kirpiler, kasklı, silahlı, gazlı, sulu, plastik mermili polis grupları koşturuyor. Tam sokağın başına geliyorlar ki sokak bomboş. Herkes “mevzilere” çekilmiş. Sokakta bir kaç tur atıp tam çekilirken, yan sokakta cayırtı kopuyor. Bağırış, çağırış: İrademe dokunma… Polis taburu koşturuyor. Sokağı terk edip, öteki sokağa yöneldiğinde bir de ne görelim, boş sokak yine ıslıklarla, düdüklerle, zılgıtlarla, çocuk avezeleriyle yıkılıyor. TOMA’lar, Kirpiler, Özel Kuvvetler o sokak senin bu sokak benim kan ter içinde koşturuyor. Hangi sokağa girseler “sessizlik”, ortalıkta in cin top oynamakta. Hangi sokaktan çıksalar, sokak canlanmakta. Ne yapacaklarını bilemez oluyorlar.

Sokak “tek bir kayıp” bile vermiyor… Gözaltılar, vurmalar, kırmalar yok. Nasıl olsun? Beyaz tülbentli anne bir zılgıt çekiyor. Baktı ki “poles”, hoooop başını kapıdan içeri çekiyor. Gözcü çocuk “poleeeesss” diye bağırdığında çocuklar sokakta başlıyorlar ip atlamaya, top oynamaya… Aralarında benim en yakın dostum Quto. Çaktırmadan gülüyor. Sanırım sokağın çocuklarını o sevk ve idare ediyor. “Sas” dediğinde çocuklar avazları çıktığı kadar bağırıyor. “Poleeesss” dediğinde birisi kaleye geçiyor, diğerleri topun peşine takılıyor.

Öyle bir an geliyor ki, polisin henüz girmediği kentin bütün sokakları öyle bir gürültü yapıyor, öyle sloganlar atıyor ki, şehrin on kilometre ötesinden uğultular duyuluyor. Bir sokak “poleeesss” işareti alır almaz susunca, yüz sokak ortalığı ayağa kaldırıyor.

O sokaktan o sokağa koşturmaktan polis helak oluyor, TOMA’ların, Kirpilerin benzini tükeniyor. Ortada ne “dağıtılacak”, “su işkencesiyle”, “gaz işkencesiyle”, “plastik mermi işkencesiyle” yıldırılacak, yaralanacak, mahvedilecek bir kitle var, ne “tutuklanacak eylemci”. Sokakta evler haykırmakta. Evleri tutuklayamazsın. HDP binasını kuşatabilirsin, kentin bütün alanlarını işgal edebilirsin. Ama sokaklar?… Sokaklara güç yetiremezsin. Hele işgale kalktığın bir sokak susup, “mevzilerine” çekildiğinde, sen tam “susturdum” dediğin sırada mahallenin on sokağı çılgınca haykırışa geçtiğinde, ne yapacağını, ne edeceğini şaşırırsın.

Sanırım işler buraya doğru gidiyor. Her evin eşiği bir eylem yeri, her sokak bir “sivil itaatsizlik” alanı olmaya başlıyor.

Silahsızlar. Ama sesleri var. Tenekeleri, tencereleri, tavaları gani…

Allah şahidim olsun, ben bu “Kürt zekasına” bayılıyorum…

Quto “Veysi aba, daha bu başlangıç” diyor… “Ne demek istiyorsun?” diye sorduğumda, kulağıma fısıldıyor.

Ne mi fısıldadı?

Söylemem. Bizim iki kişilik örgüt sırrımızdır…

Yazarın diğer yazıları