Konformist ‘Veysi bey abartma’  Quto ‘Veysi Abe az söyledin’!

Ulusal ve bölgesel çapta devrimci krizin eşiğindeyiz. Bu demektir ki, aynı zamanda da “devrimci değişimi önleyici karşı-devrim sürecinin” de içindeyiz. Hemen yarın değilse de, yakın gelecekte her şey olabilir. Uzatmaya gerek yok, bu konuda bir iki yazı yazdım.

Şu anda AKP-MHP faşist koalisyonu şiddetle sarsılıyor. Dört ihtimal var:

Faşist koalisyon yıkılmamak için “durmak yok, yola daha beter devam” diyebilir. Erdoğan TBMM açıldığında yeni “kayyım” dosyalarını açacağını bildirdi. Sıraya HDP’li vekilleri koyacaktır. Ardından HDP’yi tasfiyeyi ve “idam” cezasını getirmeyi deneyecektir. Kürdistan’ı, örneğin “savaş hali” ilan ederek seçim dışı bırakma ve seçim kanununu “600 dar bölgeli seçim”le değiştirerek, HDP’siz, ve “marjinal hale getirilmiş CHP”li bir erken seçime gitmeye kalkışacaktır.

İkinci ihtimal “devlet aklı” denilen akıl gidişin gidiş olmadığını farkettiği anda, kendi eliyle Erdoğan’ın ipini çekecektir. Derin devlette “Kemalist ve muhafazakar ayrışmasının” işaretleri bu ihtimali akla getirmektedir. İpi çekecek olanlar, Erdoğan’ın yıkıldığı anda doğacak kaos ortamında kendi iplerinin de çekileceğinden yani “radikal, devrimci demokrasi” ihtimalinden korkuya kapıldıklarında, üstlerindeki “seçimli faşizm” şalını sıyırıp, “seçimsiz faşizmi” yani “darbeyi” deneyecektir.

Üçüncü ihtimal, ABD ve AB ağır bastığı anda, aynı “devlet aklı”, Rusya ile ABD arasında oynanan oyundan vaz geçip, Batıya “teslim” olacak ve faşist diktatörlükten yumuşak iniş yoluna, yani “sistem içi Babacam-Davutoğlu alternatifine” oynayacaktır.

Bunların hepsi belirttiğim gibi “ihtimal”.

Ve “bir ihtimal daha var.” Ama “o da ölmek” değil. Devrimci demokratik değişim. Bütün bu çelişkili ortamda Kürt Özgürlük Hareketinin ve müttefiklerinin öncülüğünde, özgürlükçü müslümanların, sosyal demokratların, solcu Kemalistlerin demokratik ittifakıyla ülke selamete çıkacaktır.

Bu nasıl olacaktır? Yapılacak işler saymakla bitmez. Bu yazıda en belirleyici faktör ele alınacak.

Belirleyici faktör “Apocu çizginin kitleselleşmesi”dir.

“Eğitimci ya da pedagojik” eğilim, Apocu çizgiyi “örgüt içi” ya da “aktif sempatizanlarla” sınırlı bir “eğitim, pedagoji” konusu sayar. Kitlelerle ilgili propagandayı da “aktüel politik sorunlarla” sınırlar. Giderek bu “politik sorunlara” yaklaşım “ideolojik çalışmadan” kopar, sadece “ittifaklara” uygun hale getirilir. “İttifak politikasını” “kuyrukçuluk” haline getiren en büyük hata işte budur.

Oysa Kürt Özgürlük Hareketinin “beka” sorunu Apocu çizginin, her şeyden önce Kürdistan’da kitleselleşmesidir. PKK Önderi’nin tecrit altında susturulmasından bu yana yirmi yıl geçti. Bu yirmi yıl içinde yepyeni bir nesil, Apo’nun görüşlerinden neredeyse habersiz olarak büyüdü. Bunun sebebi, Öcalan’ın görüşlerini bütün yönleriyle ve adlı adınca yani politik, sosyal ve kültürel duruma uygulamadaki yetersizlik oldu.

Şurası çok açık: Sürekli olarak “Önderliğe övgüler”, onun görüşlerini “üçüncü yol”, “demokratik ulus”, “demokratik konfederalizm” v.s. gibi sadece “terimlerden” ibaret tekrarlamalar kitlelerin bilinçlenme sürecine hiç bir ciddi katkı sağlayamaz. Öcalan’ın “her şeyi benden beklemeyin” sözlerini hatırlayalım. Devasa Apocu çizgiyi her yönüyle, teorik, felsefi, sosyolojik, kültürel boyutlarıyla aktüel gelişmelere tatbik etmedeki yetersizlik bu çizginin kitleselleşmesini önler. Daha da önemlisi dinlerin ve klasik komünizmin yerine yarattığı “ütopya” ya da “ideal gelecek” kitleler tarafından benimsenmedikçe, militan mücadele ciddi biçimde zayıflar…

Kandil yoğun savaş yürütüyor. Buna rağmen PKK ve KCK’nin yöneticileri her fırsatta Apocu çizgiyi kitleselleştirmenin zorunluğunu kadrolara anlatıyor. Bilinmesi gerekli olan bu çizginin her şeyden önce legal alanda, o alanın hukuki durumuna ve demokratik ittifakın gerekliliklerine uygulanarak kitleselleştirilmesi temel meseledir. “İdeoloji ne gizliliğe ve ne de yeraltı örgütüne sığar”, ideolojik çizgi kitleselleşmedikçe, hareket daralır.

Bugünün karmaşık koşullarında, özellikle hareketin geniş ittifaklara, hatta uzlaşmalara haklı olarak yöneldiği koşullarda ideolojik uzlaşmazlıkla politik esnekliği sentezleştirmek hayati önem taşıyor. Düşünsel hegemonyadan söz etmiş oluyorum.

Belki sorunu abartmış olabilirim. Ama bu gibi konularda abartmak, sorunu görmezden gelmenin panzehiri sayılabilir.

Yazarın diğer yazıları