Körleşme ve direniş

Jose Saramago’nun Körlük isimli kitabı; araba kullanmakta olan bir adamın, yeşil ışığın yanmasını beklerken ansızın körleşmesini ve bu körlüğün başvurduğu doktoradan başlayarak bir salgın hastalık gibi bütün kente yayılmasını anlatır. Hastalık öldürücü olmasa da tüm etik değerleri yok etmeyi başarır. Toplum görmeyen gözlerle cinayetlere, tecavüzlere tanık olur. Ayakta kalabilenler ancak güçlü olanlardır. Günümüz Türkiyesini anlatan bu tablo çok daha derin travmalalar eşliğinde halklar arasındaki uçurumu derinleştiren bir işlev görüyor maalesef. Bugün Kürt halkına ve kazanımlarına karşı gelişen körlüğün bir hastalık gibi nasılda tüm topluma yayılabildiğine ve çürütebildiğine bir kez daha tanık oluyoruz.

31 Mart 2019 yerel seçimleri öncesinde AKP-MHP faşizminin, iktidar olanakları ile seçmen iradesine yeniden el koyma planını tüm çirkefliği ile yürüttüğü sır değil. Ülkenin her yerinde sahte seçmen kayıtları, kayyum atama hazırlıkları, çetelerin çağrıları, siyasi soykırım operasyonları, Kürt halkına yönelik imha siyaseti, grev yasaklamaları, ekonomik krizi örtme çabaları, tüm bunlar AKP-MHP faşist blokunca iktidarlarına meşruluk sağlayacak bir sahne olarak dizayn edilmişti.

AKP, sandıkta kaybetmemek için kendi bekasını “milletin bekası” olarak lanse etmiş, halkların kazanımlarını gasp etmeyi, olası bir itiraza karşı da paramiliter faşist çetelerini harekete geçirmeye ise uzun zamandır hazırlanmaktaydı. Faşist rejim, muhalefeti olası bir sistem dışı arayışa karşı kutuplaştırarak, iktidar muhalefet ilişkisini kendi istediği biçimiyle şekillendirmişti. Bu siyasal atmosferde Cumhur ittifakı ve ona muhalefet olarak dizayn edilen Millet ittifakı, sermaye sınıfının iki yüzü gibi işlev görmüştür. Bu iki blokun da gerçek ifadesi; ezilenlerin, Kürtlerin, Alevilerin, kadınların kazanımlarını yok etmek üzerine dizayndı. 16 yıllık AKP iktidarında, CHP muhalefetinin pratiği ise defalarca aynılık göstermiştir. CHP Merkezi sınır ötesi işgal tezkereleri, vekillerin tutuklanması, Yenikapı ruhu, 1 Kasım sonuçlarındaki teslimiyeti ve benzeri dönemlerde rejimin meşruluğuna koltuk değneği olmuştur. Kanımca bugün de CHP’nin izlediği siyaset iktidara lazım olan muhalefet normlarını yaratmak gibi bir ifade kazanmıştır. Son kayyum darbesi karşısındaki pasif tutumları körleşmiş siyasetlerinin en çarpıcı yansıması olmuştur.

Kuşkusuz körleşmiş çoğunluğa karşın Türkiye’nin ezilen halkları 1 Kasım seçiminden bu yana yapılan tüm seçimlere, ekonomik kriz, savaş, baskı ve yasaklarla, yerel seçimlere ise Kürt illerinde halk “tecride ve faşizme karşı direniş” gündemi ve açlık grevleri ile karşılık vererek girmiştir. 31 Mart’ta yerel seçimler bu direnişin gerçekliğinde gerçekleşmişti. Geçtiğimiz zaman diliminde son Kayyım darbesinden sonra alanlara çıkan kadınlar tarafından atılan sloganlar ise oldukça derin toplumsal bir mesajlar içermiştir. ‘Korkmuyoruz, susmuyoruz, itaat etmiyoruz!’ Cümlesinde özetlenen ve halkın yıllardır birikmiş kin ve öfkesinin hıncıyla yaşam bulan bu slogan kadının direniş ruhunu, direngen damarlarını sokaklara taşımıştır. Bu sloganlar kadınların ağzından çıksada halkların ortak iradesini barındıran, körleşmeye karşı bir anlam taşımıştır.

İşte yaşanan toplumsal körleşmeyi kadınların direniş ruhuyla alt etmek bu gün en acil görevlerden biri olarak tüm muhalif kesimlerin önünde durmaktadır. Toplumun kılcal damarlarına yayılacak bir direniş kültürünü geliştirmenin yolu ise toplumsal körleşmeyi tedavi edecek mücadele dinamikleri yaratmaktan geçmektedir. Herkesin ‘ben ne yapabilirim ki’ kolaylığından sıyrılarak yaşanan vahşeti en yakınından başlayarak topluma anlatması ve faşist diktatörlüğün kanlı yüzünü teşhir etmesi, dipten gelen bir dalga gibi büyütüldükçe farklı bir dünyanın mümkün olduğuna inanan kuşaklar yetiştirilebilir. Yani körleşmenin bulaşıcılığı kadar direnişde bulaşıcıdır. Yeter ki  kendi görmediklerimizin muhasebesi kadar bize karşı takınılan Körlük’lerin de muhasebesini yapabilelim.

Yazarın diğer yazıları