Köşeye sıkıştırılmış kedi pençe atar – Cihan EREN

İşgalci Türk devleti on beş günü aşkın bir süredir Xakurkê’de Başur Kürdistan topraklarını da işgal alanı haline getirmek için adına ‘Pençe operasyonu’ adını verdiği bir saldırı başlatmış. Bu ismi neden seçtiklerini de özel savaş medyalarında sık sık dillendiriyorlar. Ancak ‘pençe atma’ köşeye sıkıştırılmış kedilerin refleksidir. Bu işgal girişimine ‘Pençe operasyonu’ demeleri Türk devletinin gerilla karşısında köşeye sıkıştığının dolaylı da olsa itirafı oluyor. Allah’tan dillerinde kelime kıtlığı var. Yoksa kim bilir ne icatlarda bulunurlardı. Malum pençe Kürtçe ve Farsça bir kelimedir. Pênc yani beşten türetilmiş. Beş parmağı birlikte kullanarak yapılan hareketi anlatır.

İşgalcilikte ve soykırımcılıkta dünyanın en büyük şampiyonu olan Türk devleti, yaptığı işleri hep böyle dikkat çekici ad ve kavramlarla adlandırmayı seçer. Abartı ve taklit Türk egemenlerinin kanında var. En büyük yolu, en büyük havaalanını, en büyük gemiyi, en büyük binayı, en büyük camii, en büyük sarayı hep Türkler yapmıştır! Tüm bunlar yalandır. Gerçek olan, Türk devletini yönetenlerin en büyük yalancılar olduğudur. Türk usulü yalancılıkta böylesi bir daha zor görülür dedirtircesine Erdoğan liderliğinde ve AKP sayesinde Türk devleti çağ atladı.

Türk devleti soykırım kanlarından beslenen bir devlettir. Türk devleti, son olarak da Kürt kanıyla ömrünü uzatmak istemektedir. Bu amaçla, 1983’den bu yana hemen hemen her sene biri baharda biri de sonbaharda olmak üzere Başur Kürdistan topraklarına gerillayı bitirme adı altında bazısında on binlerce askeri kattığı askeri operasyonlar yaptı, yapıyor. Bu operasyonların çoğunda KDP de yanında yer almıştır. Pençe adı verilen işgal saldırısında da KDP Kürdistan işgalcilerine özellikle istihbarat sağlayarak ve sesiz kalarak destek veriyor ve hizmet ediyor.

Soykırımcı ve inkarcı Türk devletinin Başur işgal saldırılarının hepsinin tıpkı ‘Pençe’ gibi gerçekleri saptıran, abartılı ve özel savaş gereği tuhaf adları oldu; ‘Şafak’, ‘Süpürge’, ‘Balyoz’, ‘Çelik’, ‘Sandviç’, ‘Murat’, ‘Güneş’ ve diğerleri.

1983’den bu yana yapılan işgal girişimlerinin hiç biri gerilla karşısında sonuç alamadı; ‘Şafak’ta gelenlerden onlarcası bir sonraki şafağı görmeden gerilla tarafından öldürüldü. Kimisi sakat kaldı. Arta kalanlardan çoğu sendrom ile ancak evlerine dönebildi. ‘Süpürge’ ile gelenlerin kendisi süpürüldü. Çöpe atıldı. Ne adları ne sanları kaldı. ‘Balyoz’la gelenler kafalarına balyozu yiyip serseme döndü. Onlardan bazıları Balyoz davasında terörist oldu. ‘Çelik’ takarak gelenler Kürdistan dağlarının sert kayalarına çarptı. Çelikleri gerilla mermilerince delik deşik edildi. ‘Sandviç’ yiyeceğini sananların birçoğu boğazlarında kalan sandviçle boğuldu. Zehirlenip ölenleri de çok oldu. ‘Murat’ arayanların hiç biri muradına eremedi. ‘Güneş’li günler göreceklerini sananlarsa hep zifiri karanlıkta kaldı. Uçurumlardan düşerek öldü.

Daha da sıralayabileceğimiz ve hepsi de Türk devletinin Kürt düşmanı aklının ürünü olan bu ve benzeri adlar altında yapılmak istenen işgaller, hep hüsranla sonuçlandığı içindir ki 2019 yılında ‘bir de Pençe diyelim, bakalım ne olacak’ türünde bir iddia ile yeni bir işgal saldırısı başlatılmıştır. Pençe atmak, insanlar tarafından sıkıştırılan her kedinin bu sıkışmışlıktan kurtulmak için yaptığı son hamlesidir. Kedi pençe atarak ya kurtulur ya da pençe attığı insan bir çizik alır ve daha da öfkelenir kediyi öldürülebilir. Kürt halkının direnişi ve gerillanın etkili vuruşları, Türk devletini hırsız bir kedinin sahibi tarafından köşeye sıkıştırılmasından çok daha fazla köşeye sıkıştırmıştır. Büyük açlık grevi direnişi ve son bir kaç aydır da gerillanın üstün savaş kabiliyetini taktik haline getirerek işgalci Türk ordusuna vurduğu darbeler sömürgeci ve soykırımcı Türk devletini iyice köşeye sıkıştırmıştır. Hatırlayın, iki yıl önce 2018 yılını kast ederek ‘bu bahar PKK adını kimse ağzına alamayacak, hepsi bitecek’ diyen Türk içişler bakanı ramazan bayramı boyunca şehir içi otobüslere binip şehir turu yapan turistler gibi helikopterle bir o tepe bir bu tepe gezerek yenilen orduya moral vermek zorunda kalmıştır. Mili savunma bakanı denilen kişi ise Kürdistan’da süren savaşı devam ettirebilmek amacıyla gece gündüz askeri birlikleri gezmek zorunda kalmıştır. Dikkat etiyseniz 31 Mart seçim sürecinden bu yana Türkiye de dört adamdan başka kimseyi göremiyoruz; Bahçeli, Erdoğan, Soylu ve Akar. Çünkü Türk devletinin Kürtlerle savaşmak ve Kürt soykırımını yapmak dışında başka bir işi daha kalmamıştır. Bu bir abartı ya da propaganda değildir. işte ABD Rusya arasına sıkışıp kalan diplomasi, işte intihar etme sebepleri içinde ikinci sırada yer alacak noktaya gelmiş ekonomik kriz. Bu krizlerle ilgilenen yok. Varsa yoksa Kürtlerle savaş.

Sonuç olarak, pençe meselesini köşeye sıkışmış kedi refleksi ile açıklarken sadece pençe atmak deyiminin en çok kullanıldığı durumu hatırlatmıyorum. Yaşananlar ortada. Kimin nasıl köşeye sıkıştığını hepimiz görüyoruz. Demek ki pençe atmak aslan ve kaplan hareketleri üzerinden düşünülerek seçilmemiştir. Devleti yöneten faşist güruh sıkışmışlık durumunu kelimelere dökmüştür. Kaldı ki pençe atma ile aslan ve kaplan refleksleri kast edilse bile gerilla savaşının Mao tarafından tespit edilmiş bir kanunu var; Gerilla karşısındaki düzenli ordu taktikte bir kaplan olsa bile stratejik olarak kartondan bir kaplandır. Türk ordusu da HPG-YJA STAR gerillası karşısında kartondan kaplan olmasaydı özel harpçi efendiler ne diye tepe tepe dolaşsın ki. Neden her öldürülen askerin cenazesi miting olsun ki. Bu ordunun savunduğu devletin ekonomik durumuna bir bakın. Silahını kullandığı NATO’yla ilişkileri de cabası. İşte tüm bunlar karton olmaktır. Pek yakında bu kartona nihai çakmak da çakılacaktır.

Yazarın diğer yazıları

    None Found