Kötü bir polisiye hatalı senaryo!

Fransa Gündemi

Fransa son bir haftayı yoğun güvenlik önlemleri, „islami terör” operasyonları, ev ve işyeri baskınlarıyla geçirdi. Paris, Nice, Strasbourg, Cannes, Toulouse, Marseille ve daha birçok kente yayılan operasyonlarda bir kişi yaşamını yitirdi, 12 kişi gözaltına alındı ve üç gün sonra tutuklandı. Çoğu Kuzey Afrika kökenli bu bireyler, Fransa İçişleri ve Cumhurbaşkanlığı düzeyinde „islami bir terör örgütünün üyesi” olmakla suçlandılar. 12 kişinin gözaltına alınıp tutuklanmasının gerekçesi üzerine Paris Savcısı François Molins şu açıklamada bulundu: „Çok tehlikeli bir terör hücresiyle karşı karşıya olduğumuz gayet açık ve net. Süpermarkete el bombasını atan iki kişinin güvenlik güçlerinin ya da adli kurumların elinde olduğu konusunda bir kesinlik yok.”
Tutuklanan kişiler hakkında kesin bir kanıt olmadığı savcı tarafından böyle dillendirildi. Ama kanıtın olmaması tutuklamaları engellemedi. Tutuklamaların ardından Çarşamba günü tutuklu kişilere ait olduğu belirtilen bir işyerine yapılan baskında çok sayıda bomba yapımında kullanılan malzeme bulunduğu açıklandı. Bütün yaşananlar ve devamında gelen açıklamalar kötü Amerikan polisiye filmlerini andırıyor. Ama film taklit olmanın da ötesinde senaryo hatalarıyla dolu.
Operasyonlar, „çok güçlü bir islam örgütüne” karşı gerçekleştiriliyor ama ne hikmetse o çok güçlü örgüt, Fransa operasyonlarla ayaktayken, o işyerindeki bombaları bir hafta içerisinde temizleyemiyor! Üstelik de Fransa İçişleri Bakanı Manuel Valls, ülkede eylem yapabilecek bir kaç yüz silahlı kişinin olduğunu belirtiyor ve çökertilen örgütle bağlantısı olduğu düşünülen kişilere yönelik operasyonların devam edeceğini resmen televizyon ekranlarında duyururken, sözkonusu örgüt militanları bomba malzemeleriyle Cumartesi başlayan operasyona Çarşamba günü dahil oluyorlar!
Geçtiğimiz Cumartesi öldürülen Fransız vatandaşı Jérémie Sidney’in senaryosu da basına anında sunuldu; „19 Eylül tarihinde Paris’in banliyösü Sarcelles bulunan Musevi markete bombalı saldırı düzenlenmiş, Sidney’in DNA’sı olay yerinde bulunmuştu”. Oysa aynı operasyonda gözaltına alınanların tutuklandığı gün yani Sidney’in ölümünden 4 gün sonra Paris Savcısı François Molins; „süpermarkete el bombasını atan iki kişinin güvenlik güçlerinin ya da adli kurumların elinde olduğu konusunda bir kesinlik yok” diyor. 
Operasyonlara ilişkin anket firmaları anında kamuoyu yoklamaları gerçekleştirdi. Daha önce Muhammed Merah’ın öldürüldüğü operasyon sonrası yapılan kamuoyu yoklamalarında Fransız halkının yüzde 70’inin dönemin Cumhurbaşkanı Sarkozy’nin arkasında olduğu açıklanmıştı. Aynı anket firmaları bu kez halkın yüzde 84’ünün bugünün Cumhurbaşkanı François Hollande’ın operasyonlar karşısındaki kararlığını desteklediğini belirtiyor. Kamouyu yoklamaları, toplumun bilincinin basın-yayın organlarına verilen demeçlerle sürekli yönlendirilmesi, „İslam ve terör” kelimelerinin sürekli eşleştirilmesi, içteki düşmanın sürekli yabancılar olduğu algısının altının çizilmesiyle, Fransa kendi 11 Eylül’ünü yaratmaya çalışıyor.
Geçtiğimiz yıl „Arap baharı” ile dış politikada açılan bu kart, şimdi aynı biçimde iç politikada „terörizme karşı savaş” şeklinde yürütülüyor. Burada Fransa’nın İslama karşı bir savaş açtığı anlaşılmamalı. Aksine Fransa bugün operasyonlar düzenleyerek topladığını iddia ettiği birçok Siyasal-İslami hareketin bizzat yaratıcısı durumundadır. Bunun için Fransa’nın Cezayir ve Ruanda geçmişine bakmak yeterli olur. Bugüne kadar Kuzey Afrika ülkelerinde kendi çıkarlarını korumak için hem Fransa’da hem Fransa dışında çok sayıda siyasal-islami grubu bizzat Fransa yaratmış ve beslemiştir. Şimdi Fransa yaşadığı ekonomik ve siyasal buhranı aşmaya çalışırken kendi yarattığı evlatlarını yemeye başlıyor. Bütün bu yaşananlar aslında Fransa emperyalizminin güncel –siyasal ihtiyaçlarına göre kendi düzenlerinin yeniden dizayn edilmesidir.
 Ortadoğu’dan Afrika’ya, emperyalist güçlerin paylaşım hırsı nedeniyle haklar birbirini boğazlıyor ve her geçen gün bu durum şiddetleniyor. Kapitalist hiyerarşinin önemli bir yerinde duran Fransa ve Avrupa’nın diğer kapitalist ülkelerinde burjuva demokrasisi faşizan uygulamalarla daraltıldıkça daraltılıyor. Fransa’da ırkçı eğilimler artık somut olarak sokakta kendini gösteriyor. O yüzden, yaşanan bu büyük buhran nedeniyle Fransa’nın önümüzdeki günlerde operasyonlara devam edeceği açık ve bunu gizlenmiyor da. Gün gelecek Fransa’nın yaşadığı krizi perdelemede bunlarda yeterli olmayacak…

Yazarın diğer yazıları