Krallar, mektuplar ve trajediler…

Ava NEŞE KALP

Rojava’daki son durum, Kürtleri imha etmek için pek hevesli olan Türkler için kapana peynir koyma hamlesi gibi geliyor. Bu çerçevede çok stratejik bir önemde olan YPG mevzilerinin geriye alınması, böylece “yolun” daha da açık hale getirilmesi, akabinde buradan askerlerini çekerek “girebilirsin” mesajı bu hamlede önemli yer almaktadır.

Türklerin özellikle cihatçılarla hareket etmesi, işledikleri savaş suçları vs. de ince ince not altına alındığından kimsenin kuşkusu olmasın. Uluslararası hukukun, gerektiğinde yani güçlü devletler ihtiyaç duyduğunda işletileceği bir arşivlemenin dikkatle yapıldığı da açıktır. Gözünü Kürdistan topraklarına diken Türkiye’nin, Kürtlerden kurtulma iştahıyla birlikte nasıl davranacağını da hesaplayan bir aklın, ABD ve Batı’ya, hatta Rusya’ya şantaj yapan bir Türkiye karşısında sessiz kalacağını düşünmek de mantıklı değildir. Yani Türkiye’ye bir şekilde Batı’ya, ABD’ye, NATO’ya kafa tutmanın bedeli ödetilecek gibi duruyor. Ancak bu, direkt bu anlam üzerinden değil de daha çetrefilli ve çok aktörlü, zaman yayılarak yapılacak bir süreçle gerçekleştirilecek gibi görünüyor.

Bu konu, birinci derecede şahıs olarak Erdoğan’ı bulacaktır gidişe bakılırsa. Kullanışlılığı artık efektif olmadığından ya da artık kendi kamuoyuna anlatılabilir olmadığından, ondan kurtulmanın zamanının geldiğine hükmedilebilir. Dolayısıyla Kürtlere karşı savaş ve Suriye’nin işgalinin bence beklenecek en önemli sonuçlardan biri Trump ve Erdoğan’ın kellesini alma ihtimalinin artışıdır. Eğer Kürtleri bir oyuna getirmeye çalışırsa Esad’ın da aynı akıbete uğrama ihtimali yüksektir. Bu konuda sanırım en az riskli kişi Putin görünmektedir. Putin kötüye kullanmakla birlikte, ciddi bir zeka seviyesi ile daha korunaklı adımlar atmaktadır.

Burada dikkat edilmesi gereken şey, her ne kadar ülkelerin dış politikalarını tasarımlayan kurumlar olsa da megalomanyası yüksek olan Trump ve Erdoğan gibiler, zaafları nedeniyle bir çuval inciri berbat edebilecek hamlelere rahatlıkla yapabilmektedirler. İç politikada ilk etapta tüm entelektüel mekanizmaları devre dışı bırakacak avamlıkta davranışlar -alenen yalan söyleme, inkar, utanmazlık vb.- bir tür hissizlik haline yol açsa da bu süreç eninde sonunda bir doyuma ulaşarak, bir süre sonra aşırı bir hassasiyet olarak geri dönebilmektedir. Sanırım bunu yavaş da olsa son birkaç yıldır Türkiye’de Erdoğan’a karşı izlemekteyiz. Aynı süreç daha kısa bir zamanda ABD’de de gözlenmektedir.

Türkiye’de baskı ile susturulsa da halk, ABD halkı konuşmaya devam etmektedir. Öyle ki sokakları artık iki adet konuyla meşgul durumdadır: İlki Trump’ın Ukrayna’da Rakibi Joe Biden’ın oğlunun, yani bir Amerikan vatandaşının yabancı bir ülke tarafından araştırılması, bu çerçevede kendisine engel teşkil edecek Ukrayna büyükelçisini görevden alarak Amerikan Anayasası’na karşı suç işlemesi nedeniyle azil süreci; ikincisi de IŞİD’e karşı savaşan Kürtleri, IŞİD’in destekçisi olan Erdoğan ve Türkiye’ye teslimini ihaneti olarak değerlendiren iki ana tema üzerinden işlenmektedir.

Her ne kadar Biden konusu daha büyük bir ağırlık teşkil etse de kendi partisi Cumhuriyetçilerin savunma mekanizmasını dağıtan şeyin esas olarak Kürtlerin yüzüstü bırakılması olduğu söylenebilir. Bu nedenle Trump’ın Erdoğan’a yazılan -ve dili açısından hayli ilginç, aslında aşağılayıcı olan- mektubunun da bu çerçeveden okunması gerektiğine inanıyorum. Yani bu mektup ya kapandaki peyniri haber veren bir ses ya da ağır eleştirilere karşı yapılan bir tür düzeltme olarak, her iki durumda da Türkiye’ye özellikle de Erdoğan’a yönelik bir hamledir.

Mektupla ilgili iki temel konu var altı çizilmesi gereken. İlki Erdoğan’a yönelik hitabındaki gayrı resmilik ve hissettirilen aşağılayıcı tonlama; ikincisi ise böyle mektubun sızdırılması. Daha da açıkça söylersek ilki böyle aşağılayıcı bir mektubun yazılması, ikincisi ise sızdırılmasının amaç ve sonuçlarına bakmak gerekiyor. Mektupta, güç dinamikleri açısından zayıf, hatta belli kabahatleri nedeniyle bir tür eli kolu bağlı bir tonlama sezdirilmektedir. Yani aslında tehdit edilmektedir. Bu elbette bilinçli yapılan bir eylem olarak, sınırları aşma eğiliminde olan Erdoğan’a ilk uyarılardan biri olabilir. Aynı gün Halkbank’a dava açılmasını da başka bir uyarıcı olarak okumak gerekmektedir. Devamında Saddam Hüseyin’in akıbetinin fiziksel olmasa da sosyal bir tezahürünü göreceğiz gibi geliyor.

Herkese efelenen Erdoğan’dan bir karşılık verilmediğine göre, Trump’ın yani ABD’nin eli bir hayli kuvvetli olduğuna hükmedilebilir. Üstelik bu mektup muhtemel Kasım ayı görüşmesi öncesinde yapıldığına göre, Washington’a bir hayli süngüsü düşük olarak gitmesi ya da hiç gitmemesinin hedeflenmesi de mümkündür. Her iki durumda da ayrı okumalar yapmak gerekir.

Bu durumda her ne kadar an itibariyle en zayıf olarak Kürtlerin konumu görünse de direnmeleri halinde -ki öyle- uzun vadede Kürtler bu konumdan kazançlı çıkacaklardır. Daha da önemlisi parçalanmış Kürt halkı birleşiyor zira trajedi en büyük birleştiricidir. Kürt halkına dayatılan trajediler her geçen gün onları daha da birbirine yaklaştırıyor ve birleştiriyor.

Bu trajedide Rojava direnişi her türlü saygıyı hakkediyor.

Yazarın diğer yazıları