‘Kriz ufuktan şimdi doğar’

İşte başladı… HDP’den sonra sıra Davutoğlu’na, Babacan’a, Şimşek’e geldi.          Erdoğan topunu birden “dolandırıcı”lıkla suçladı. Meğer bu kişiler ABD yüksek mahkemesi tarafından “firari” ilan edilen Halk Bankası’nı dolandırmışlar.

“Dolandırıcılık” konusu önemli değil. Dolandırıcılık AKP tarihinin “fıtratında” var. Önemli olan kurulacak yeni partilere karşı Erdoğan’ın “politik” olarak değil, adli olarak harekete geçmesi.

Tıpkı HDP’ye karşı, onun programına, politik çizgisine programla ve politik çizgiyle değil, adliye, polis ve askerle karşılık vermesi gibi.

Davutoğlu, Erdoğan’ın “dolandırıcılık” suçlamasına, TBMM’de gelmiş geçmiş bütün Cumhurbaşkanlarının, Başbakan ve Bakanların, tüm siyasetçilerin ve onların aile efratlarının siyasete atıldıkları günden bu güne mal varlıklarındaki artışları soruşturan araştırma komisyonları kurulması çağrısıyla yanıt verdi.

“Halk Bankası” ve “mal varlığı” sözlerinin üstüne mim koyun. Çünkü şu anda Halk Bankası ABD yüksek mahkemesinde yargılanıyor ve ABD Temsilciler Meclisi’nin Türkiye’ye karşı neredeyse oy birliği ile onayladığı yaptırım listesinde Erdoğan’ın “mal varlığını araştırma” meselesi de yer alıyor.

Böylece ABD’deki konular, Erdoğan’ın suçlaması ve Davutoğlu’nun yanıtı ile Türkiye’nin de iç konusuna dönüşmüş oldu.

Erdoğan ne yapmak istiyor?

Erken seçime hazırlanıyor.

İdlib’den, peşi sıra diğer işgal bölgelerinden kovulmadan önce…

Libya’da desteklediği Trablus Hükümeti yıkılmadan ve oradan da yüz geri etmeden önce…

Nisan ayıyla birlikte, belki de daha önce S.400’ler aktive edildiğinde Amerikan ve AB yaptırımları tepesine yağmadan önce…

Ekonomik kriz, işsizlik toplumsal krize dönüşmeden, sokaklar hareketlenmeden önce…

Sistem dışı muhalefetin temsilcisi HDP’yi, tüm belediyelerdeki yönetimleri, TBMM’deki grubu tasfiye etmek, HDP’yi seçim dışı bırakmak için…

Sistem içi muhalefetin temsilcileri Babacan ve Davutoğlu’nun partilerini doğmadan boğmak ve onları da seçim dışı bırakmak için…

Erken seçim yapmayı ve kaos öncesinde “sahte meşruiyet” elde etmeyi planlıyor.

Böyle bir erken seçimi kazanmak için ise…

Tabanındaki erimeyi kaos yaratarak, orada burada bombalar patlatarak, “Suriye’den beş altı füzeyi” kendi ülkesine fırlatarak; örneğin Yunanistan’la “sahte bir savaş gerginliğine” yol açarak önlemeyi ve CHP’yi ve İyi Parti’yi teslim almayı düşünüyor.

Neden CHP ve İyi Parti’yi de tasfiye etmiyor? Çünkü onları kendisine karşı alternatif olarak görmüyor. Faşist rejimin sistem dışı alternatifi HDP ve sosyalist hareket ve asıl olarak da Kürt Özgürlük Hareketi. Faşist rejimin sistem içi alternatifi de yeni kurulacak partiler.

Türkiye kapitalizmi küresel kapitalizmin organik bir parçası. Bu ekonomik ilişkiler her hangi bir politik ya da askeri ittifak değişikliği ile ters yüz olmaz. Ters yüz olması için, Türk kapitalizminin tepeden tırnağı yıkılması ve yeniden inşa edilmesi gerekir. Sabancılar, Koçlar, diğerleri Erdoğan Putin’le akraba olunca, Batı kapitalizmiyle bağları koparıp, Rus kapitalist oligarklarıyla izdivaç yapamaz…

O nedenle Türkiye’de faşist rejimin kaderi yalnız iç güçlerin mücadelesine bağlı olmakla kalmaz, küresel güçlerin takınacağı tutuma da bağlı kalır.

Rojava devrimi, insanlığın vicdanında öyle bir yer edindi ki, yarın göreceğiz, Kuzey’deki faşist zorbalığa karşı da bu vicdan harekete geçecektir. Küresel dünyadaki demokrasi geleneği, bu vicdanın hükümetler üstünde baskı kuracağını garantiliyor.

Şu hale bakınız: Erdoğan “ya YPG’yi terör örgütü ilan edersiniz, ya da Polonya ve Baltık ülkeleriyle ilgili projenizi veto ederim” deyince, kendi kalesine gol attı: NATO bu şantajı boşa çıkarınca, YPG, bırakalım küresel başkentlerin parlamentolarını, saldırgan NATO paktı tarafından fiilen meşru ilan edilmiş oldu.

Darbeci Akar “NATO bizi yalnız bıraktı” dedi. YPG’nin karşısındaki bu “yalnızlık” Erdoğan için “sonun başlangıcı”dır.

Özetle sistem dışı alternatifi temsil eden Kürt Özgürlük Hareketi ve müttefikleri dünya kamuoyunu kazandı. Sistem içi alternatifi temsil edecek olan yeni partiler, eğer tasfiyeden yakalarını kurtarabilirlerse, Küresel devletlerin desteğini kazanacak.

Faşist rejimin kaderi de işte bu iki, ve hatta birbirine “zıt” alternatifin “aynı anda” ortaya çıkmasına bağlı.

Bu durumda faşist rejim her iki alternatifi de yok etmek için tahmin edilmesi zor ve tehlikeli adımlar atacak, bunu başardığı anda kendi inisiyatifinde bir erken seçimle, içine yuvarlandığı krizden çıkmaya çalışacak.

Bunu da yapamazsa ya küresel devletlere, NATO’ya, ABD’ye ve AB’ye kayıtsız şartsız teslim olacak ya da “seçimlere paydos” diyerek Rusya’ya iltica edecek.

Faşizmin Erken seçim planı böyledir. Meselemiz, eldeki mevzileri korumak, en geniş demokratik ittifakları oluşturmak ve sokağı zorlamaktır.

Yazarın diğer yazıları