Krize karşı el kılavuzu-4

Krizlerin en güzel yanı muktedir olmayan devlet durumudur. Devletin üstündeki kutsal örtü aralanır, kel görünür. Koca mekanizma, daha doğrusu ideoloji, kriz karşısında yara aldığında, büyüsünü bütün olarak ya da kısmen biranda kaybeder. Her krizde kral-devlet, çıplak kalma potansiyelini içinde taşır. Birden tuzla buz olmuş ideoloji parçacıkları arasında, başta kralın tacı, pelerini ya da hakimlerinin uzun yaka cüppeleri ki özel olanlar ve olmayanlar dahil olmak üzere ve ruhban sınıfının iktidar methiyeleri, olmayacak duaları, eh tabiî ki orduların rütbe silsileleri kavak yelleri gibi uçuşur. Her kriz ‘günlük pratik direnişler’ için bir fırsat kapısıdır. Krizin bu kokusu bütün sokakları sarar. Bir önceki yazımda belirttiğim gibi, bir ülkede ekonomik ‘büyüme’nin sonucu yoksulluğun daha da derinleşmesidir. Buna karşın krizde ise sanıldığının aksine, yoksullar, avantajlı çıkar.
Her krizde kaybeden aslında öncelikle orta sınıftır. Orta sınıf sahip olduğu kısmi ayrıcalıkları ve güvenceyi yitirirken, yoksullar ‘günlük pratik direniş’ çerçevesinde temel haklarını ele geçirirler. Temel ihtiyaçlar, elektrik ve su, bazı durumlarda ulaşım, yani ‘insan hakları’ kullanımı, kralın askerinin, kısmi denetiminin dışına düşer. Arada yoksullaşan orta sınıfın da coşkuyla katıldığı, bu temel insan haklarının elde edilişi, daha da büyük bir toplumsal meşruiyete kavuşur. Hatta krizdeki kralın askerleri de bu temel hakkın elde edilişine dahil olur.  İlginç olan, belki orta sınıfın ücretleri düşebilir ya da gelirleri eskisi gibi düzenli olarak ellerine geçmeyebilir ama aynı zamanda elektriğe, suya, eğitime, bazen ulaşıma ve sağlığa ödenen ücretler düşer ya da ortadan kalkar. Aynı zamanda muktedir olmayan devlet, vergi toplamada etkisini kaybeder. Özellikle bu durum, kriz esnasında orta sınıfın eline geçenin azalması ya da yok olması karşısında bir doğal denge durumu yaratır. Bir başka deyişle genel anlamda ‘fiili ücret’ düşer ama ‘sosyal ücret’ artmaktadır.
‘Günlük pratik direnişler’den özellikle barınma hakkını elde etme, bu gibi durumlarda şenlikli bir hızla çoğalır. Kendi evlerini inşa etme, boş kamu ve özel binalarının işgali mesela 1974’da Portekiz’de karanfil devrimi sırasında, 1979’da Şah’ın kovuluşu ve İslam devriminde, krizin ortaya çıkardığı muktedir olmayan devlet ve muktedir olmayan yeni devlet dönemlerinde etkili bir biçimde gerçekleştirilmiştir. Bu iki ülkede, ne ilk dönemler ne de yenilenen devletin her hangi bir projesi, bu kadar kişinin, iyi ya da kötü barınma hakkını çözebilmeyi başaramamıştır. Ayrıca bu süre esnasında, devlet tarafından gerçekleştirilen projelerin yapılışı da bu durumu engellemek içindir. Yani bu projelerin sebebi hikmeti de bu şenlikli işgallerdir. Aslında görünmektedir ki öyle ya da böyle, gecekondu biçiminde kent toprakları ya da boş bina işgalleri, bugüne kadar uygulanan en etkili barınma hakkı çözümleridir. 2001 Arjantin krizi ve isyanı sırasında, gecekondu inşası ve işgaller fabrikalardan, otellere, okullara ve kliniklere kadar yaygınlaşmıştır. Muktedir olmayan devlet, çıplak kral, bir daha toparlanana dek özellikle yoksullar için temel haklarını kullanabilme dönemleri yaşanmıştır. Kralın askerlerinin baskısından sıyrılan inşa ediciler, hızla kendi başlarını sokabilecek yerler inşa ederken, sermaye projeleri, bu güvensiz! ortamda tamamen duraklamıştır. Yani sanılanın aksine, bu dönemlerde gecekondu inşasından ortaya çıkan ‘haksız kazanç’ artarken, kent toprak spekülasyonları, özelleştirmeler, imar planı değişiklikleriyle elde edilen, toprak rantı, sermayenin gerçek haksız kazancı engellenir. Gerçek gecekondular kentte, toprak gaspını durdurur, geciktirir, sınırlar.
Bu nedenle, esas olan, gecekonduların engellenmesi değil, halkın ‘pratik günlük direnişi’nin beslenmesi ve desteklenmesidir. Barınma hakkı ancak bu şekilde, radikal inşaat tekellerine ihtiyaç duyulmadan çözülebilir. Bu inşa, daha çok bilgi ve kolektif karar ve dayanışma ile örgütlenebildiğinde ise gerçek bir kent ortaya çıkabilir. Çünkü gerçek kent, ancak  birlikte inşa edilebilir…
Ve sermayenin krizi her zaman güzeldir.

Yazarın diğer yazıları