‘Kukla’ Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı Ergenekon ‘son kere’ kullanacak…

Hatırlayalım: Tarih 31 Ekim 2016. Alev Coşkun’un “ihbarı” ve CHP’li Mustafa Balbay’ın onunla birlikte yaptığı girişim sonucu, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, genel yayın yönetmeni Can Dündar’ın ölüm ve hapis tehditleri yüzünden yurtdışına çıkmasından sonra gazeteyi yöneten sosyalist ve demokrat gazete yönetimine karşı operasyonu bu tarihte başlatmış ve gözaltına alınan Cumhuriyet çalışanlarından 15 kişi hakkında “FETÖ ve PKK” ile “iltisaklı” olmaktan dolayı toplam 61 yıl hapis cezası verilmişti.

Erdoğan’ın emriyle yapılan bu operasyonun amacı Cumhuriyet Gazetesi’ni Ergenokoncuların yönetimine vermekti. Öyle de oldu.

Operasyon öncesinde faşist rejime karşı uzlaşmasız muhalefet eden gazete o günden sonra, önce sinsi bir şekilde, ardından açık seçik AKP-MHP faşist rejiminin “Ergenekoncu” sözde muhalifi, gerçekte ise rejimin Kürt özgürlük hareketine karşı “operasyon” aleti haline geldi.

Geçtiğimiz gün vaktiyle Ergenekoncu-darbeci unsurların medyadaki sözcüsü Mustafa Balbay “YPG terör örgütü” laflarını etti, ardından Mehmet Ali Güllür adındaki “eski Aydınlık yazarı” ve günümüzde Perinçek grubunun Cumhuriyet Gazetesi içindeki “uzantısı” dünkü yazısında ağzındaki baklayı, en anlaşılır biçimde çıkarttı. Okuyalım:

“siyaseten doğru, askeri ve ekonomik bakımdan en az maliyetli bir çözüm var: Ankara-Şam işbirliğiyle Suriye’nin kuzeyinde Şam yönetiminin egemenliğini tesis etmek!

 Gerçek şudur: Suriye ordusu kuzeye girdiğinde ne ABD üssü kalır ne de YPG devletçiği!

Ankara, işte bunun önünü açmalıdır”…

Günlerden beri gerek Erdoğan’ın, gerek Çavuşoğlu’nun ve gerekse Akar’ın Kuzeydoğu Suriye’deki özerk rejime yönelik savaş naralarının arkasında Ergenekon ya da derin devlet dediğimiz gerçek iktidar bulunuyor ve bunlar Şam rejimiyle ve Rusya’yla işbirliği yoluyla YPG ve YPJ’ye karşı imha ve soykırım savaşında faşist rejimin en “kararlı” savunucuları olarak Erdoğan’ı “son bir kere” kanlı amaçları için kullanmaya hazırlanıyor.

Neden “son bir kere”?

Çünkü Ergenekon ya da derin devlet ilk defa 2015 Kobanê zaferinin ardından Erdoğan’ı “angaje etti”, çözüm sürecini baltaladı, içerideki savaşı başlattı ve Temmuz 2016 “darbe” provokasyonuyla Erdoğan’ın müttefiki Cemaati tasfiye etti, Erdoğan rejimini destekleyen NATO’cu orduyu dağıttı, Erdoğan’ı cascavlak bırakarak kendisinin “legal uzantısı” haline getirdi. Bahçeli’yi de Erdoğan’ın tepesine bir “siyasi komiser” olarak tayin etti.

Birinci aşama tamamlanmıştı.

İkinci aşamaya geçiliyor.

Tepeden tırnağa “devlet adına” suça bulaşan Erdoğan ve tayfası artık hızla çöküşe gidiyor. “Seçimli faşizm” dönemi sona yaklaşıyor. Ufukta “sistem içi Babacan alternatifi” değil, “seçimsiz faşizm” duruyor.

İşte AKP ve Saray iktidarı “Ergenekon’a seçmen tabanı” olarak işlevini yitirmekte olduğu şu dönemde, asıl iktidar sahipleri, kendisi de “Ergenekonlaşmış” olan Erdoğan’ı son ve kanlı bir suça, Rojava’ya karşı Rusya’nın yanında, Şam’la birlikte itekliyor.

Erdoğan bu suçu işlemeye yeltendiği anda, Türkiye ABD’yle karşı karşıya gelecek ve Kürt halkının büyük direnişi karşısında ağır bir darbe alacak ve işlevi sona erdiği, artık seçim kazanamayacağı için rejim hızla, belki bir “darbeyle”, belki “savaş hali” ilan edilmek suretiyle, belki “iyice kuklalaşan Erdoğan’ın” başkanlığında, belki gerçek iktidar sahiplerinin cuntasının yönetiminde “seçimli faşizmden”, “seçimsiz faşizme” geçecek.

Mehmet Ali Güller ve benzerleri işte “o güne” CHP tabanını hazırlamak üzere görevlendirilmiş unsurlardır.

“Şam’la anlaşma ve Rojava’yı yok etme” zehiri bunlar tarafından “kuvvacı ve sahte anti-emperyalizm” şekeriyle kaplanmıştır, gerçekte iki emperyalist devletten Rusya’nın yanında Türkiye’yi savaşa sürüklemek için çalışmaktadır. Enver, Talat, Cemal paşalar hortlamıştır.

Cumhuriyet Gazetesi işte bugünler için susturuldu ve işte bugünler için Ergenekon borusunu öttürür hale getirildi.

Türkiye ne ABD’nin ve ne de Rusya’nın cephesinde yer almalı, “üçüncü yola” koyulmalı, Rojava’yla dostluk ve işbirliğine yönelmeli, içeride “çözüm sürecini” yeniden canlandırmalı. Bunu yapabilmek için Saray rejimine son vermeli.

Cumhuriyet Gazetesi’nde ise eğer hala gerçek yurtsever ve demokrat yazarlar ve çalışanlar varsa, içlerindeki “beşinci koldan” gecikmeden kurtulmalı.

“Bu suça hiç kimse ortak olmamalı.”

Şunu da herkes aklının bir köşesine yazmalı: Türkiye “sırça köşkte” oturuyor, onun kaybedeceği çok şey var; Kürt halkının ise “sömürgeci ve soykırımcıların zincirlerinden başka kaybedecek hiçbir şeyi yok, ama kazanacakları Konfederal bir dünya var.

Ya kurulacak bu dünyada Türkiye de Kürt halkıyla birlikte “yerini alacak” ya da kendisi parçalanarak “devletçik” olacak…

Yazarın diğer yazıları