Küllerinden yeniden doğmak

3 Ağustos 2014, sadece bir tarihi, sadece tarihin bir gününü ifade etmemektedir. Öyle günler vardır ki, koca bir tarihi sürecin özeti gibidir. Varlık-yokluk sınırında tutulan halklar, ezilenler açısından sıradan bir takvimi ifade etmekten öteye bir anlama sahiptir böylesi tarihler ve günler… Öyle anlamlara sahiptir ki, dilleri, dinleri, coğrafyaları farklı da olsa ortak acıları yaşamışlar için böylesi tarihi günler birbirine ruhta, yürekte dokunmanın, ulaşmanın anlamına sahiptir. Aynı coğrafyada olmaya, aynı dili konuşmaya gerek yoktur…

Böylesi tarihi günler insan olmanın, insan kalmanın, insan olmakta ısrarlı olanların birbirleriyle buluştukları büyük öğretici anları ifade eder. 3 Ağustos 2014 tarihi böyle bir tarihi gündür. Bizlere çok şeyleri öğreten, hatırlatan, unutmamayı öğreten bir gündür.

Erkek egemenlikçi kapitalist sistemin faşist vurucu gücü olan DAİŞ, Şengal’de sadece Êzîdî halkımıza, kadınlarımıza saldırmadı. Hepimizeydi bu saldırı. Tarihimize, köklerimize, varlığımıza, ruhumuza yönelikti. İktidarcı, devletçi uygarlığın dışında kalan, kendini kapatarak korumaya çalışan, tarihin hakikat damarlarını günümüze kendi gerçekliğinde taşıyan, ‘sır’ sahibi doğal toplum uygarlığının ezilen, horlanan, 73 Fermanla dağıtılmak istenen bir toplumaydı bu saldırı.

Bir toplumda kadın köle ise o toplum toplum olmaktan çıkmış demektir. İster dıştan gelen saldırıyla, ister iç gericilikle olsun, kadının köleleştirilmesi insanlığın köleleştirilmesidir. Erkeğin, bu uygarlıkça teslim alınışının adımıdır. Bunun üzerine kurulur tüm boyun eğişler, suskunluklar, diz çöküşler… Egemenler ilk toplumsallığın kadın etrafında kurulduğunu bilirler. DAİŞ, TC, KDP, kapitalist modernite güçleri bu nedenle en çok kadın üzerinden vurmak isterler, kadının düşünsel, ruhsal, iradesel, fiziki özgürlüğüne saldırırlar. O yüzden bir kadının özgürlüğü, yurt topraklarının özgürlüğünden daha değerlidir denilir. İnsanların özgür olmadığı topraklar, yurt değildir, yurt olmaktan çıkar çünkü…

DAİŞ’in Şengal’de 74. fermanla binlerce insanımızı katletmesi büyük bir acı yaratmıştı. Ama kadın ve çocukların köle yapılmak için kaçırılması, satılması karşısında sadece acı yaşamamızın yetmeyeceğini hatırladık. Hiçbir şey yapmadan acı yaşamak, çökertir, yıkar bir insanı, bir toplumu. Harekete geçirmeyen acı, geridir. Ve bu acı duygusu, yaşanacak nice acıların kapısını hep açık tutar. 40 yıllık özgürlük mücadelesinin nur’undan geçmiş, pak sularında yıkanmış yiğit kadınlar ve erkekler, acılarını unutmama yemini ederek harekete geçtiler…

Yaşlı bir Kakai Pir’i Kerkük yakınlarındaki köyünde, DAİŞ gelmeden önce son nefesini verirken ailesine ‘Gün gelecek, siyahlılar gelecek… 12’ler sizi kurtaracak, Adulêler benim nöbetimi tutacak… Söyleyin Onlara, onların zamanı gelecek…’ demiş. 12’ler ve Adulêler, 73 fermanın acısı kadar, Kürdistan ve Ortadoğu halklarının acı, öfke, özlem dolu yüreklerini de kuşanarak indiler dağlardan… Zamanlarının geldiğini bildiler… ‘Şengal’den girdiler, Reqa’dan, Deyr Zor’dan çıktılar.

3 Ağustos’u yaratan sadece DAİŞ değildi elbette. 3 Ağustos’ta DAİŞ’e yol açan KDP, bugün de TC DAİŞ devletine yol açıyor. Bu halkın onurlu, direngen Kürt kadınına, Kürt kadın öncülerine, Sayın Bese Hozat şahsında saldırıyor. Hakaret ediyor. Kendisi gibi köle olmayanlardan nefret ettiği… hayır hayır, aslında korktuğu için bunu yapıyor… Korksun, özgürleşen kadından, özgürleşen halktan. Erdoğan faşizmine her türlü yalakalığı yapan KDP, 3 Ağustos 2014 gerçekliği karşısında ilk başta mahkemeye çıkarılması gereken, yargılanması gerekenlerden biridir. Ve Erkek egemenlikli sistemin Kürt halkının sırtındaki bu ihanet hançerini çıkarmak tarihi bir onur görevidir.

Evet, 3 Ağustos 2014, biz kadınlarda acı kadar, öfke kadar başka şeyleri daha da güçlendirdi. Êzîdî kadınlarının örgütlülüğünü, özsavunma gücü haline gelmesini, kadın özgürlük hakikatinin evrenselleşmesini, kadın olmanın onurunu, gücünü, gururunu yaratmayı ve yaşamayı öğretti. Bir de hakikatin peşinden hiç vazgeçmeden koşmayı, ‘YOL’da hiç durmadan yürümeyi, hakikat düşmanlarından hesap sormayı…

3 Ağustos, komünal toplum değerlerimizin ‘sır’larını taşıyan Êzîdî kadınlarının aydınlık ve karanlık arasındaki mücadelede, kendini küllerinden yeniden yarattıkları bir eşik aynı zamanda. Bu sensin, benim, hepimiziz aynı zamanda.

DAİŞ faşizminin katlettiği tüm kadınlarımızın, insanlarımızın, çocuklarımızın anıları önünde saygıyla eğiliyorum. Bu şehitlerimizi ve acılarını unutmadan, defalarca yansalar da, erkek egemenliğine boyun eğmeyen ve küllerinden yeniden doğmayı başaran kadınlara bin selam diyorum…

Yazarın diğer yazıları