Kültürel direniş siyasi direnişin anarahmidir

Sömürgeci Türk devlet zihniyetinin görevlendirdiği AKP iktidarı Kürtlere ve Kürtlüğe dair ne varsa ortadan kaldırmak istiyor. Kürtlük adına tek bir Allahın kulunu ağzını açamaz hale getirmek için tarihin az şahit olduğu bir barbarlıkla ve bütün gücüyle Kürtlere saldırmaktadır. Son yüzyıllık sömürgeci Türk devlet geleneğinin başaramadığı şeye yani Kürtleri tarih sahnesinden silme hamlesinin şerefine nail olmak istiyor. Bunun için de içeride dışarıda taviz vermediği güç, ittifak geliştirmediği çete ve devlet yok neredeyse. 

AKP çeteciliğinin yüz yıllı tarihten öğrendiği şey Kürtlerin fiziksel olarak imhasının mümkün olmadığıdır. Kürtler, hem nüfus itibariyle büyük bir yoğunluğa sahip oldukları için, hem bu coğrafyanın çok kadim bir halkı olmaları itibariyle Türk sömürgeciliğinden önce de pek çok işgalci güçle savaşmak zorunda kaldıkları ve buralardan edindikleri tecrübelerle varlıklarını koruyabilecek bir direniş ve savunmayı geliştirebildikleri için fiziksel imhayı engelleyebilmişlerdir. Tabi bu savunma ve direniş büyük katliamlar ve büyük acılar pahasına verilmiş ve ulusal varlık öyle korunabilmiştir. AKP çeteci sömürgeciliği Kürtler üzerindeki saldırılarını fiziksel bir imhadan ziyade kültürel bir imha temelinde geliştirmektedir. Elbetteki böylesi direnişçi bir halkın kültürel imhası, yanı sıra uygulanacak pek çok fiziksel şiddet ve katliam yöntemini de  gerektirmektedir. Bugün Türk sömürgeciliğinin neyi hedeflediği net anlaşılması ve direniş çizgisinin de bu hat üzerinde geliştirilmesi gerekmektedir. Fiziksel imha imkansız olduğu gibi bugünkü koşullarda çok da gerekli de değildir. Hatta kültürel imhası gerçekleştirilmiş, ruhu bedeninden soyundurulmuş bir Kürt fiziksel varlığı sömürgecilik için pek çok alanda kullanılmaya elverişli kaynak yaratacağı için fiziksel varlığın ayakta kalması tercih de edilebilir. 

Bugün Kürtleri uluslararası arenada, Ortadoğu’nun amansız savaş ve mücadele zemininde bölge ülkeleri ve dünya devlerinin ittifak yapmak yahut politika belirlerken dikkate almak zorunda oldukları bir güç haline getiren şey ortaya çıkardıkları kültürel değerdir. Bu kültürel değerin temel iki bileşeni vardır. Birincisi tüm tarih boyunca uygarlıksal gelişmelerin merkezinde yer alan bir coğrafyada bulunmaları ve bu mirasın ortak yaratıcılarından biri olmalarıdır. Diğer bileşen ise bu tarihsel mirası doğru bir analiz ve sahiplenmeyle Ortadoğu halkları için eşit, ortakçı ve demokratik bir yaşam inşası öneren ideolojik doğrultu ve paradigmadır. Rojava devrimi şahsında Kürtler bütün dünyaya bu iki bileşenin ortaya çıkardığı demokratik kültürel değerleri gösterme şansı yaratmıştır. 

Olağanüstü halin sağladığı imkanlarla sömürgeci çeteciliğin ilk ve çok yoğun olarak Kürtlere ait çocuk kurumları, kadın kurumları ve kültür kurumlarına yönelmesi ve binbir emek ve büyük bedellerle yaratılan bu alanlardaki birikim ve kurumsallaşmayı dağıtmaya çalışması bu dönem devlet erkini kullanmakla görevlendirilen AKP iktidarının ne kadar büyük ve tehlikeli bir planlamaya sahip olduğunu göstermektedir. Elbette askeri ve siyasi olarak da çok büyük bir saldırı ve imha konsepti geliştirmektedir. Askeri ve siyasi olarak yaşanan yenilgilerin yahut dönemsel gerilemelerin telafisi ve bu alanda ortaya çıkan boşluğun yeniden doldurulması mümkündür. Fakat çocuk ve kadın kurumsallaşması, dil, kültür ve sanat alanında ağır darbeler alınması durumunda siyaset kurumunun kendini üzerinde yeniden yeşerteceği bir moral değer ve zemin ortada kalmayacaktır.

Dönem en çok da bu kurumların, Kürt kültür, sanat ve entelektüel üretim alanlarının, Kürt aydın, sanatçı ve entelektüellerinin tek bir ikircikli tavra mahal vermeden çok büyük direnmeleri gerektiği bir dönemdir. Bu alanların direnişi aynı zamanda ciddi bir öncülük rolü oynayarak geniş halk dinamiklerini harekete geçirecek güce ve öneme sahiptir. Kürt aydın, sanatçı ve entelektüelleri bu yakıcı ve hayati tarihsel sorumluluktan kaçarlarsa bugüne kadar Kürtlerin yaşadıkları tüm acıların vebali onların boynuna olur.

Yazarın diğer yazıları