‘Kum ve ölüm’ değil umut ve yaşam

Kuzey Doğu Suriye’de yaşayan halklar bugünlerde sıkça “yeni bir savaş daha kapımızda” söylemini ifade etmeye başladı. Oysa tüm dünyayı tehdit eden DAİŞ ile savaşın bittiğini ilan etmelerinin üzerinden sadece 5 ay geçti. Ve hala her gün DAİŞ’in uyuyan hücrelerine karşı operasyonlar düzenleniyor, Hasekê ve Qamişlo gibi nüfusun yoğunluklu olduğu kentlerde bu uyuyan hücreler patlamalar gerçekleştiriyor. Yine de halk, bu topraklarda silah ve patlama seslerinin artık kesildiği, huzur ve güvenli bir yaşamın tam olarak tesis edildiği zamanı düşlemekten vazgeçmiyor. Çok uzaktan bile bir merminin sesiyle bugüne kadar irkilmeyenlerin, mermi yağmurları altında koşup bir sığınak arayanların, günü geldiğinde huzur arayışları ve bunun için harcadıkları çabayı da çok anlayacağını beklememek gerekir.

“Savaşın her türlü acımasız ve çirkin yüzüne tanık olmuş olanlar, yaşamın gerçek anlamına varabilir” sözünü herhalde benden önce kullananlar çok fazla. Günlük olarak karşılaştığım hayat manzaraları bana da bu vesileyle bir kez daha söyletmiş oldu. Fazla söze gerek yok, sadece ölüm ve karanlık yağdıran DAİŞ gibi bir yapılanmaya karşı savaştı bu insanlar…

Herkesten daha çok yaşamı seviyor ve değer veriyorlar geçirdikleri her ana. Buralarda ölümün değil, yaşamın-yaşamanın felsefesi işliyor. Çünkü bugün kazanım olarak gördükleri her şeyi, uğruna büyük bedeller ödeyerek elde ettiler.

En serin gecelerinin 30 derece olduğu bu sahrada, güneş ışınlarının en dik yere indiği saatlerde bile insanlar hayatın koşuşturmacası içerisinde. Yazın sabah saatlerinin serinliği diye bir şey yok, ya da sabah saatlerinin serinliği ılıman, tropikal bir iklimde yaşayanlar için cehennem sıcağını aratmayacak saatler gibidir. Akşam evlerine ekmek götürme telaşında olandan tutalım, yaşadığı kentin savaştan kalma yaralarını sarma gayreti içerisinde olanlara kadar herkes canhıraş çalışır. İşte bu yüzden onları mutlu eden şeylerle, başka bir coğrafyada, savaştan uzak iklimler içerisinde yaşayanları mutlu eden şeyler çok daha farklı. Şimdilik varolanla yetinen, akşam sofrasına koyduğu ekmeğe şükreden, ülkesine ve kendi imkanlarıyla, mücadelesiyle sağladığı özgürlüğüne sıkı sıkaya sarılmış bir halk var.

Yaz mevsiminde ailesiyle birlikte bir deniz kenarına gidip tatil yapmayı düşleyenler de vardır kesin. Ama onlar bu düşlerin hepsini şimdilik ertelemiş. Geleceklerini başkalarının ‘sadece kum ve ölüm’ olarak gördüğü kendi topraklarında, özgür bir yaşam kurmak onları mutlu eden en büyük düş.

‘Savaş’ onlar için kuşkusuz yeni bir şey değil, olmayacak. 7 yıl boyunca acımasızca yürütülen savaş koşulları içerisinde ayakta kalıp kendilerini savunacaklarını öğrenmiş olmalarına rağmen, savaşın yarattığı yıkımı, bıraktığı yaraları, acıları düşününce yeni bir savaş söyleminin onlarda bir korkuya yol açmasını da doğal karşılamak gerekir.

AKP-MHP faşist iktidarı tarafından ‘terörist’ olarak ilan edilip her gün “yok edeceğiz” tehditleri savurmaları onlar açısından da cevaplanması gereken şu soruları doğruyor: “Ne zarar verdik, sınırlarını ne zaman tehdit ettik? Bizden ne istiyorlar?”

AKP-MHP faşist iktidarı gerçekten ne istiyor? Hedef sadece sınırlarını korumaksa, zaten Rojava’nın Kuzey Kürdistan, yani Türkiye ile sınır olan tüm hat boyunca beton bloklarla uzadıkça uzayan bir sınır hattı var; tel örgüler, kendi sınırları içerisinde sık aralıklarla oluşturulan kuleler var. Kuzey Doğu Suriyeli halklar da ve herkes de Türkiye’nin asıl amacının ‘güvenlik’ olmadığını çok iyi biliyor. Üçüncü Dünya Savaşı’nın ana merkezi olarak belirlenen bölgelerinde askeri, siyasi, ekonomik ve diplomatik açıdan yaşanan gelişmeleri çok iyi takip ediyor ve bu konuda oldukça örgütlü, bilinçli bir toplum. Bab, Cerablus ve Efrîn’den sonra, Türk devletinin topraklarına saldırma tehdidinin hangi amacı taşıdığını çok iyi biliyorlar. Topraklarına saldırının işgal olacağını ve buna asla izin vermeyeceklerini yedisinden yetmişine kadar yanına gidip bu konuyu açtığınız herkesten duyabilirsiniz.

“Gidecek yerimiz yok. Hepimiz burada ölsek de başka bir yere gitmeyeceğiz. Kalıp kazanımlarımızı sonuna kadar savunacağız” tutumu hakim. Bir yandan olası bir savaş için askeri hazırlıklar, diğer yandan ise kentlerin inşa çalışmaları yürüyor. Yollar başta olmak üzere altyapıları çalışmalarının yanı sıra halkın ulaşımını kolaylaştırmak için toplu taşıma sistemine geçildi. Kısacası buralarda ‘kum ve ölüm’ün cenderesi kırıldı. Ve bunu kadim dostluklarıyla bu coğrafyasını insanları başardı. Umudu ve yaşamı seçtikleri gün verilecek bedellerin ağırlığının da farkındaydılar.

Yazarın diğer yazıları