‘Kürdistan!..’

Kürtler, hırsız ve gaspçıların son atağı nedeniyle, bir kere daha ayakta. Meydan ve sokaklar boyunca, yaşatılan acılarını, hüzün ve kederlerini haykırıyorlar.

Dünyada, sesleri yankılanıyor. Türk tarihinin, gelmiş ve geçmişleri arasında en zalim ırkçılarından biri olan Recep Erdoğan, yıllar önce “Kürtler, Arjantin’de varlık gösterseler, oraya da müdahale ederiz“ demişti. Kürtler, önceki gün Arjantin’in başkenti Buenos Aires’in sokaklarından bu Türk ırkçısı Gürcü’ye seslendiler:

“Hey Faşisto, n’aber, biz buradayız!..“

Kürtlerin haykırışı, dünyanın dört bir yanında duyuluyordu ama, her neden ve ne hikmetse yankılarda, Kürdistan’ın adı yoktu.

Oysa Osman Baydemir, sürgüne çıkmadan önce, Türk parlamentosunda yaptığı konuşmada, Allah adını inkar edercesine “böyle bir yer yok“ diyen Recep Erdoğan’a cevaben, elini kalbinin üstüne koyup “aha burada“ diyerek Kürtler nezdindeki yerini tarif ettiği Kürdistan, Kürtlerin kadim ana yurdudur. 50 milyonluk Kürt halkının, ortak sevdasının adı…

Kürtler, bu sevda uğruna, yüz yıllardır ölümün gönüllü yolcuları. Bugün de, bölgenin dört cephesinde barbarla savaşıyor. Ve barbar, bu serdengeçtilerin her biri için, bir filo uçak uçurtuyor. Kanı, ülkesinin toprağına karışan Kürdün haberini, ölü seviciye dönüştürülmüş kitlesine, müjde olarak ulaştırıyor.

Ve Receb’in Kürt düşmanlığı üzerinden, geliştirilen vahşetin çağrısından etkilenen son devşirme Türklerden biri, Sakarya’da sokakta Kürtçe konuşan Amedli Şirin Tosun’u kurşunluyordu.

Barbarlıkta bu kadar hadsizdiler deyip, koptuğumuz konu dönersek, yurt sevdası Kürtlere has değildir. Bütün halkların, orta üstün değeridir.

O nedenle, yer yüzündeki tekmil ulusal kurtuluş hareketlerinin çıkış noktası, kutsanıp yüceltilen kutsalıdır, vatan.

Rastgele bir kaç örnek seçersek Filipinliler, 1900’lerin başında İspanyol sömürgecilere karşı başkaldırırken, şu veya bu ideoloji ile kişin adını değil, yurdun adını bayraklaştırıyorlardı. Koreliler Japonlarla, Çinli ve Hintliler İngilizlerle, Güney Amerikalı San Martin ile Simon Bolivar İspanyollarla savaşırken de, bayraklaştırılan değer ülkeydi.

Kürtler için de, bu böyle. Eskiye uzanıp tarihin derinliklerine dalmadan söyleyelim:

Günümüzde de Kürtler, Kürdistan’ın dört cephesinde welat uğrunda, ölüm bayrağını ana-babadan evlada, torunlara aktararak, insan kesen, diri diri yakan, ölü soyan, dil, ülke adını yasaklayan barbarla savaşıyorlar. Serden geçen bir adanmışlıkla…

Öte yandan, barbarlığa karşı bütün parçaların birlik ve dayanışması isteniyor. Bu amaçla çaba ve çalışmalar yürütülüyor. Çaba ve çalışmaların bileşke ile ortak paydası ise Kürdistan…

Bu doğru ve bir gecikmişliği telafi etme çabasıdır. Güzel. Ama, Kürdün, dünya ölçeğinde meydan ve sokaklarda yankılanan sesi, seda ile göğe çıkan sloganlarda Kürdistan’ın adı yok.

Bir garabettir, bu. Hem uğrunda ölümlerden ölüme koşacaksınız, hem de ses ve sedada adı olmayacak, Kürdistan‘ın!..

Bu gariplik, milliyetçilik veya kimilerinin, “ilkel milliyeçilik“ dediği kavrama tepki mi?

Bilemiyorum. Ancak, ulusal (milli) hareketleri, milliyetçilikten soyutlayamazsınız. Çünkü, bütün, kurtuluş hareketlerinin özü milletçiliktir.

Kürtler, bu milliyetçi refleksle ölümü göze alarak, ülkesine çöken, onurunun boynuna postalıyla basan barbara kafa tutuyor.

Ha, ilkel milliyetçilik mi? İnsanlık suçu olan ırkçılıktır, bu. Kürt dilini yasaklayan, sokakta Kürtçe konuşanı kurşunlayan veya tutuklayan, Kürt ülkesinin adını yasaklayan, hak ve özgürlükleri gaspeden, yaşama hakkının ölüm çemberine alan Türk devleti, bu çağın ırkçılık numunesi olarak ortalık yerde ışıldıyor.

Hitler bile, Yahudi Soykırımına “kırım“ dememişti. Iraklı Saddam, “kırım“ yerine, “Enfal“ adını kullanmıştı. Ama bunlar, bugün “kırım“ adıyla, Kürdistan‘da insan avlı sürdürüyorlar. Avcı başı da General Veli Küçük’ün eski arkadaşı, eski JİTEM Albayı, “faili meçhul cinayetler“ vahşetinin faillerinden Arif Çetin‘dir. O şimdi, orgeneral rütbesiyle Jandarma Genel Komutanı ve “kırımı“ taarruzlarının başıdır. Eski amirlerinden Mehmet Ağar, gerilerde destekçisidir.

Demek istiyorum ki, “ilkel milliyetçilik“ budur. Irkçılığın zincirlerini koparma halidir. Kürtler ise çağın mazlumları, ırkçılığın da yüz yıllık mağdurlarıdır. İsteseler bile, “ilkel milliyetçi“ olamazlar.

Herkes, bütün halklar gibi onlar da, uğrunda ölümlere gidip geldikleri ülkelerinin adını “Bijî Kurdistan“ haykırışlarıyla yüceltip bayraklaştırmak hakkına sahiptirler. Kimse endişe etmesin, ilkel milletçilik olmaz bu.

Sadece ve yalnızca Kürtleri bir arada tutan, ortak paydada buluşturan çağrı olur. Çünkü, Kürtlerin değişmeyen kutsal değeridir, Kürdistan.

O halde, “Bijî Kurdıstan!..“

Yazarın diğer yazıları