Kürdistan büyük bir ‘toplama kampı’dır!

Kalıbında Hitler’in ruhunu taşıdığını sanan, bu kanı ile karşılayıcılarını Nazi selamıyla onurlandıran kalpazan bir sokak satıcısı (işportacı)’nın, önümüze diktiği zulüm ağacına bakmaktan, ötede yanan ormanı göremiyoruz çoğu zaman.

Sayısız trajik olay, o görüntünün ardında gözden ıraklaşıyor

Oysa ağacın gerisinde yanan orman da değildir, insandır. Bölgeyi saran korsanlara direnen insanlığın kişiliğinde, cayır cayır yanan Kürtlerdir. Çıkara kurban edilmiş, dolar desteleri olarak kasalara istiflenmiş evrenin vicdanıdır.

 Ülkesi İngiliz korsanların istilası altındayken, 1740’larda “Gulliver’in Seyahatleri” adındaki eserini yazan İrlandalı Jonathan Swift, kitabın sonlarında sömürgecilerin “ilahi adaleti”ni anlatıyor: Swift’in anlatımına göre, Korsanlar talan edip soymak için demir aldıktan bir süre sonra savunmasız bir ülke bulup karaya çıkıyorlar. İlk iş olarak ülkeye “Reiz”lerinin adını veriyorlar. Kalıcı olsun diye de, bu ismi çürümekte olan bir kütüğe işliyorlar. Sonra kolları sıvıyor ve topraklarda doğmuş insanları yakalayıp sürüyor veya topluca katlediyorlar. Saklı altınların yerini öğrenmek için de ülke prensini bağlayıp işkence yapıyorlar. Çünkü onlar her türlü zulüm ve kanla işlemeli zulüm için, “İlahi adalet”ten izinlidirler. Ülke toprakları kan kokmaya başlayınca korsanlar, kendilerini Tanrı tarafından barbarları (vahşi) medenileştirmek üzere gönderilmiş fatih ilan ediyorlar.

Kürtlerle Türklerin serüveni de, Gulliver’in hikayesi üzeredir. Kendini inkar için soyuna tükürmüş, yerde çamur-çirkef içinde çiğnemiş tekmil devşirmeler, Kürtler karşısında soylu maskeliydi. Üstünde yaşadıkları topraklar kadar yerli olan Kürtler, yalnız “soyu yok”lardan değil aynı zamanda terbiye edilmeyi bekleyen birer vahşiydi. O nedenle Türkler dün, eşkıya diyordu onlara. Bugün terörist…

Kürtlerle Türklerin tarihi böyle başladı. Öyle devam ediyor. Atatürk boş yere büyük Kürt kırımına (taarruz) “tedip” (terbiye etme) harekatı adını vermemişti.

O günden beri korsanlık “soyluluk”tur. “Türk soyunun bekaa-ı” adına, Kürtleri yok etmek, tarihten silmek için ayağa kalkmışların hemen hemen hiçbiri, ırki mensubiyet itibarıyla Türk olmadığı halde…

Gelgelelim bugünkü Türk rejiminin “asları” da Türk değildir. “Diktanın Reizi” İ-Recep Gürcü, onun namına orduya komuta eden savunma bakanı eski Hulusi Akar, Çerkez çocuğudur. Üçüncü adamı konumundaki Mevlüt Çavuşoğlu ise Antalya’da yayımlanan bir gazetenin haberine göre, “babası hırsız” lakaplı Kürt Osman’dır. Kürt Osman, Erzurum’un Horasan’ından Alanya’ya sürgün gelmiştir.

Rejimin “gayrı nimazi güçleri”nin baş komutanı ve istihbarat şefi Kürt avcısı Hakan Fidan, Van’ın Erciş ilçesinden bir Kürt fukaranın oğludur. Gecekondudan gelme, bir çavuş…

Her neyse, kalpazan işportacıdan soylu yarattılar bunlar. Ortalık hırsızlıklardan geçilmiyor. Halkın parasıyla, “lüküs hayata dalanlar”dan…

Onları yem torbasının başında bırakıp konumuza dönersek, Gulliver’in korsanları, bu “soyu yüce”lerin kişiliğinde yaşıyorlar günümüzde. İşgal edilen Güney Kürdistan toprakları, ırkçı korsanların maceralarından bir kesittir. Yerlilere topraklarını yasakladılar. Rojava, korsan adasının ikinci şeklidir. Efrîn’de, Serêkaniyê’de, Girê Spî’de insanları atalarının gömülü olduğu topraklardan zorla koparıp sürdüler veya öldürdüler.

Ancak Swift’in ada korsanlarından farklı olarak bunlar, “İslamik” sloganlıdır. Çin’in Uygur bölgesinden, Afganistan, Pakistan’dan, Kafkaslar, Balkanlar ve Aysa içlerinden devşirilmiş El Kaideciler, IŞİD’çilerdir, bunlar. Ama İ-Recep’in yeni soylularıdırlar. Onun deyimiyle “bir nev-i kuvva-i milliyeci…”

Ama bu soyluların iştigal alanı hırsızlıktır. Talan, insan kesme ve tecavüz…

Bunlar, Türk ordusu yedeğinde, Kuzey Kürdistan’da da at koşturuyorlar. Kuzey Kürdistan, beş seneden beri, El Kaide ve IŞİD’in “Allahu ekber” sloganı gölgesinde, ama üstünde Hitler ruhunun dolaştığı, resmen ilan edilmiş düşman topraklarıdır. Kürtlere düşman hukuku uygulanıyor. İnsanlara kurşunla “dur” komutu veriliyor. 10 Kürt şehri yok edildi. Hitler, düşmanlarını diri yakmayacak kadar mertti. Bunlar şehir yıkıntıları arasında diri diri yaktılar Kürtleri. Unutma Kürt!..

Şimdi, kiralık katiller, hırsız ve tecavüzcülerle ailelerine mülteci diyorlar ya, 1 milyonu aşkın Kürt, Kuzey Kürdistan’da, yani kendi yurdunda mültecileşti. Avrupa’dan cihatçı mülteciler için para isteyenler, evsiz, aç ve açıkta kalan Kürtlere bir battaniye veya ekmek uzatanlara kurşun sıktılar. Tapulu arazilerinde çadır açmalarına izin vermediler.

Kürdistan, Hitler’in açık hava toplama kampını andırıyor. Kürt’ün ülkesi Kürtlere yasaktır. Yaylalar, mera ve otlaklar Kürdün kuzularına yasaklı…

Köy baskınları ve baskıncıların geride ölüler bırakarak ilerlemeleri alışılan günlük işlerdendir. Hak, adalet demeyin. “Yüce Türk’e katil” demek suçtur.

Kürt’ün seyahat hakkı da yoktur. Hitler’in işgal topraklarında yapmadığı ile adım başında kontrol. İnsanlar aşağılanarak aranıyor, arama adı altında yerde tekmeleniyorlar.

Ve bir Kürt’ün soyulduğunu söylemesi yasaktır. Hem de Türklüğe hakaret…

Ama Kürtler, Musa Anter’in bir sözünü dayanak ederek dayanıyor, sabrediyorlar. Bilgenin sözünü ettiği bambaşka bir neslin donanımlı olarak gelmekte olduğunu biliyorlar, görüyorlar.

Yazarın diğer yazıları