Kürdistan kültürlerin ortak ülkesidir

Öcalan: Kürdistan, Ermeni halkının da, Asuri halkının da, burada yaşayan Arapların da, hatta diğer yaşayan insanlarımızın ortak yurdudur. Erminler buraya Ermenistan desinler, Asuriler Asuristan desinler, Araplar Arabasitan desinler. Kürtler de Kürdistan desinler. Bunu tarih zenginliği olarak değerlendiriyoruz.

Halep Süryani Ortodoks Metropoliti Yuhanna İbrahim ile Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın sohbetinin ikinci bölümü…

Abdullah Öcalan: Peygamberlerin yaşamına saygı duyuyorum. Biraz da sizin yaşamınızı az çok anlıyorum. Ona benzer bir yaşam zorunluğunda kendimi hissettim, öyle olmak zorunda kaldım. O yaşamlar, büyük zulme karşı yaşamlardır. İsa’nın karşı çıktığı zulüm, büyük Roma zulmüdür. Ve tek başına, çok az bir güçle karşı çıkıyor. Ben bu ruhu anlıyorum, -nasıl bir zorlukla karşı karşıya olduğunu. Aslında kimsesi yoktu. Benim durumum ona çok benziyor. Yaptıklarımın iyi anlaşılmasını istiyorum. Günümüzde neredeyse tam tasfiyenin eşiğine gelmişlerse bile, yine de vazgeçmemelerini istiyorum. Özellikle Avrupa’nın sunduğu maddi yaşama aldanıp, o zengin tarihe ihanet etmemeleri gerekiyor. Böyle bir ülkeye ve toprağa en az benim kadar ilgi duymaları gerekiyor.

Tarih yenileniyor; benim çıkışıma hiç kimse inanmadı, başarı şansımı göremediler. Ama şimdi insanlar ölümüne bağlılar.

Yuhanna İbrahim: Tarih sürekli böyle kişilikler yetiştirmez. Kürtler, asırlardır beklediler, böyle bir önderliği görmek için.

Öcalan:  Beklemekten de öteye çok zordur. Ama gerçekten bıkmıyorum.

İbrahim: Bu yalnız basit bir insanlık olayı değildir. Bazı önderler sadece bir ülkeyi, bir milliyeti hedeflemişlerdir. Sizler Allah’ı, peygamberleri görebilen bir insansınız. Bu göklere varan bir yüceliktir. İstediğini kesinlikle başaracaksın, bunu görebiliyorum. Bazı yazılarınızı okudum. Yaşam ve inanç hadsafhada olduğunu görebiliyorum. Sizin ölüme karşı olduğunuzu biliyorum. İlkelere çok bağlısınız. Bir halkı yaşatmak için bazı kişiler ölebilir. Bu çok doğal bir şeydir. Ve yapılması gereken de budur.

Öcalan: Benim için bir insanın şahsında bütün insanlığı görmek, çözmek; bir kişinin kurtuluşunda da insanın kurtuluşunu görmek esastır. Yani bütün insanlığı bir kişide, bütün insanlıkta da bir kişiyi çözerim. Benim niyetim budur. Bütün sorunum mükemmel insanı yaratmaktır.

İbrahim: Sayın Başkan, Süryani-Ermeni-Kürt halklarının tarihi ilişkileriyle ilgili bazı yazılar yazsanız çok iyi olur. Çünkü bu konuda bazı yetersizlikler var. Bu konuya biraz ağırlık verirseniz, büyük bir hizmet olur. Yazılan şeyler kalıcı olur. Sürekli büyük tarihçilerimiz, öğretmenlerimiz bunu söylerlerdi; tarih yazılmalıdır.

Ermeni ve Asurilerin özgürleşmesi

Öcalan: Bu değerlendirmeler sanırım başlangıçtır. Benim diğer bir yanım, yazmaktan çok yapmaktır. Çok büyük sahip çıkıcıyım, değer verişim var. Çok güzel şeyler söyleyip de yapmamak, bana bir suç gibi gelir. Her zaman basit başladım. Ben bu ilişkiyi, basit bir diplomatik veya bir hoş-beş ilişkisi gibi görmek istemem. Bu saygısızlık olur. Asuri-Süryani halkı çok ızdırap çekmiş bir halktır. Mutlaka bir çare bulmak gerekir. Sizler zor durumdasınız, bunu mutlaka çözmeliyiz.

Belki maddi yönde fazla zorluklar olmayabilir ama topraktan, tarihten uzak olmak, çok zor bir durumdur. Korkarım benden ziyade siz umutsuz olabilirsiniz. Ben kendimi umutlu görüyorum, ilişkilerin gelişebileceğine de inanıyorum, ama aynı umudu ne kadar paylaşabiliriz? Yalnız kişilik düzeyinde değil. Yanıma bazı Ermeni ve Süryani çocukları gelirdi. Ben onların şahsında zorluğu, umutsuzluğu biraz görüyordum.

Yapabileceğim en büyük yardım, tarihe balta gibi giren bu eli kesmek. Benden ne istenirse gerçekleştiririm, yeter ki talep edin. Pratikte yapabileceğim ne varsa yerine getiririm. Bu konuda şartım yok, -hizmettir. Nasıl iyi hizmet etmem gerekiyorsa, onun gereklerini talep etmek yeterlidir.

Asuri-Süryani halkına çağrımı yapıyorum!

Umutsuz olmamaları gerekiyor. Kesinlikle çıkışımızı, kendi öz çıkışları gibi değerlendirmelidirler. Geçmişte Kürtlerin kötü kullanılması, benim sorumluluğumda değildir. Ben de onlara karşıyım, hem de en az sizin kadar. Ermeniler için de öyledir.

Kürdistan, Ermeni halkının da, Asuri halkının da, burada yaşayan Arapların da, hatta diğer yaşayan insanlarımızın ortak yurdudur. Biz Kürdistan’da sadece Kürtler yaşar demiyoruz. Erminler buraya Ermenistan desinler, Asuriler Asuristan desinler, Araplar Arabasitan desinler. Kürtler de Kürdistan desinler. Bunu bir tür zenginlik, ondan da öteye tarih zenginliği olarak değerlendiriyoruz. Bunu hayat damarlarından biri olarak görüyoruz. Benim arzularımdan biri de tekrar Ermenleri, Asurileri özgürleşmiş, bağımsızlaşmış olarak görmek. Yine Arapları da biraz kendine gelmiş olarak görmektir. Bırakalım bizim bu halklar için baskı unsuru teşkiletmemizi, bir çiçek gibi açılsalardı. Benim yaşadığım yörede Ermeni, Türk, Arap köyleri vardı. Ve bunu her zaman bir zenginlik olarak değerlendirdim. İlgimi çekmiştir, onlarla ortak yaşamaya çalışmışımdır. Asla milli duygular, şovenizme kapılıp bunları küçük görmek aklımın köşesinden bile geçmemiştir.

Kürdistan somutu için de aynı hususlar geçerlidir. Kürdistan tarihi olarak halkların en çok birbirlerine karıştığı, etkilendikleri bir halklar mozaiğidir. Kürtlerin ulusal kimliklerinde bile çok çeşitli kültürlerin, halkların birleşik etkisini görmemek mümkün değildir. Denilebilir ki, Kürt ulusal kimliği hemen hemen bütün tarih süreci boyunca bu sahaya gelen halklardan özellikler kapmıştır. Arap, Fras, Türk, Ermeni, Asuri özelliği ve tarihin derinliklerinden birçok halkların özelliklerini, özümseye özümseye bir Kürt tipi ortaya çıkmıştır. Bu anlamda Kürt tipini bütün eleştirilerime rağmen, en özlü insani tip olarak değerlendiriyorum. Kürt; denilebilir ki, bu anlamda halkların birleşik etkisine, yani insani özelliği en yakın bir halk olma gerçekliğine de sahiptir. Zaten onun olgunluğu, dayanma gücü, insanlara yatkınlığı, bu tarihi gerçekle de bağlantılıdır. Kürt rahatlıkla Araba, Aceme, Türke ve Asuri’ye benzetilebilir.

Kürdistan herkesin yurdudur

İddialıyız; Kürdistan’ı milliyetçiliğe en az bulaşmış bir ülke haline getirmeye ve günümüzün en çok gelişmişlik iddiasında olduğunu söyleyen Avrupasına, Bosna-Hersek’teki gerçek yüzünün ortaya çıkarılmasından da, yine reel sosyalizmin en çok gerçekleştiği Sovyetler Birliği dahilindeki milli boğazlaşmaları da göz önüne getirerek, bizim temsil ettiğimiz sosyalizmin ve yurtseverliğin asla böylesine dar milliyetçilik olmayacağını özenle belirtmeliyiz. PKK’deki sosyalizm ve yurtseverlik çok zayıf bir halk için kesin yaşam güvencesi demektir. Kararlı bir yurtseverlik, demokrasi demektir. Geniş bir demokrasiyi esas alır. Batı‘daki sahte çoğulculuk yerine gerçek bir çoğulculuğu esas alır. Özgürlüğe bağlı, yurduna bağlı, insanlığa bağlı bir çoğulculuk. Vatanı için, özgürlüğü için savaşımı göze alanların ilkesidir bu. Dolayısıyla Kürdistan’daki diğer halklara karşı da görevli olduğumuzu biliyoruz. Yürüttüğümüz savaşımın onların da savaşımı olduğuna emin olmanlarına ve mümkünse kendi yurtlarına, ülkelerine dönüş hazırlıklarını önce düşüncede ve giderek bizzat direnmeye kadar ilgi duymalarını bekliyorum.

İbrahim: Bizim durumumuz, yani Süryanilerin veya Kürdistan’ın 5-10 yıl sonraki durumu ne olabilir? Ne gibi büyük değişiklikler yaşanabilir?

Öcalan: Bu biraz kendinizi yeniden örgütlemenize bağlıdır. Bu, hem düşüncede hem de pratikte oldukça yaratıcılık ister. Geçenlerde Beytüşşebap’ta boşaltılan üç Süryani köyü vardı. İstanbul’dan tekrar geri dönüş için, arkadaşlar onlara ağırlama töreni yapmışlar. Güzel bir hareket. Benim hiç talimatım yoktu. Kendi kendilerine onları oraya uğurlamaları, durumun iyi bir düzeyde olduğunu gösteriyor.

Kürdistan’ın toprakları harabe hale gelmiş, herkes kaçıyor. Ruhta olsun, cismen olsun, dönüşü sağlamak gerekir. Eğer sizler kendinizi iyi örgütlerseniz, dönüşü, ilgilenmeyi, kaynaşmayı içiçe yürütürseniz, iyi şeyler ortaya çıkabilir. Örneğin kendi çıkışınızı örgütsel, hatta bireysel çıkışınızı, halksal bir çıkışa dönüştürürseniz, nereye geleceğimizin çok açık ispatı olabilir. Ama en kötüsü ilgisiz durmaktır, bir şey yapmamaktır.

Halkımız eriyor

İbrahim: Sizler tarihi iyi bildiğiniz için, başka konuları açmak istiyorum. Biz islamiyetten önce de vardık, sonra da varız. Araplardan önce de yaşadık ve sonra da yaşıyoruz. Tarihten günümüze kadar bu topraklardayız. Yalnız tarih, 1900’lerden sonra büyük bir hızla değişti. 1900’den sonra Harput, Diyarbakır, Mardin’den Amerika’ya göç eden bütün halkımızı kaybettik. Bunlar erimiştir. Hemen hemen bütün dünyayı yirmi sefer gezdim. Neredeyse bütün halkımız eriyip gitmiş.

1960’lardan sonra tekrar göçü körüklemek için sinsice planlar yapıldı. Bizim ülkeyi terketme gibi bir niyetimiz yoktu. Kimler çıkardı bizi? Tabii ki, bunun bazı nedenleri vardır. İsveç’te ve diğer ülkelerde olan insanlarımız, ülke hasretiyle yanıyorlar.

Sizlerden istediğim tek şey; bizim paraya ihtiyacımız yok, okul ve benzeri ufak kültürel şeylere de ihtiyacımız yok, her şeyimiz var. Ancak, şu ana kadar ülkemizde kalmak için hiçbir güvencemiz yoktu ve tarihte ilk kez böyle bir güvence PKK ile doğuyor. Siz bunu sağlayabilirsiniz. Bölgedeki etkiniz biliniyor. Kürtlere ve Süryanilere yapacağınız çağrı; “Kardeşiz ve bu kardeşlik yaşamalıdır, bizim önderliğimizin altında hiçbir ırkçı görüş yaşamamalıdır” biçiminde olmalıdır. Bazı Kürtler Süryanileri ezebilir…

Öcalan: Bunlar beni her gün paramparça etmeye çalışıyorlar. Bazıları değil!

İbrahim: Bunlar pratikte yaşasa, biz daha çok güven alırız. İkincisi Avrupa ve diğer parçalara göç eden Süryaniler, onların ülkeye tekrar dönüş için nasıl hazır hale getirebiliriz, ne yapabiliriz? Buranın önderi Hafız Esat, bizim Patrik hazretleriyle 3 saatlik görüşmeleri oldu. Esat ve çevresi, tekrar Süryanilerin geri dönmemesinden yanadırlar. Yani Süryanilerin Suriye topraklarından gitmesi, Suriye devleti için de bir kayıptır. En büyük ziraatçılar, aydınların büyük bir bölümü, işadamlarının büyük bir kısmı gittiler. Bunların gitmesi bölgenin zayıflamasına yol açıyor. Bizim için mimarlar gerekir, yani ülkenin inşası için kalkınmada rol oynayan insanlar gerekir. Avrupa’daki zenginlerimiz ya da insanlarımızı, ülkeye tekrar getirirsek, ülkeyi yeniden cennete çevirebilirler. Bu her iki halkın çıkarınadır. Bu ülke kalkınmasında hizmet eden çalışmaları birlikte nasıl yapabiliriz?

Deyrul-Zeferan’ın avlusunda yatmak

Öcalan: İnanç işidir! Aslında dolarla, maddiyatla olacak bir iş değildir. Örneğin, kişi olarak bana bütün dünyayı tapulasalar kabul etmem, edemem! Benim için bazı kutsal yerler vardır. Asuri-Süryanilerin bazı meşhur yerleri vardır. Mardin’deki Deyrul-Zeferan. Benim için onun avlusunda yatmak, kalkmak, biraz gezmek, Avrupa’dan bin kat daha değerlidir. Onu imar etmek, harabe haline gelmemesi için çalışmak, benim için en büyük eylemdir. Bunun için eylem, inanç gerekiyor, kişiliği biraz buna adamak gerekiyor. En değme Süryaniler’den biri gelsin, eğer benim kadar bu tarihi değerlere hizmet edebiliyorsa, bravo derim. Ben hazırım ve korunması gece gündüz benim düşüncemdedir. Zaman zaman sorarım, “kaç genç kaldı oralarda?”, gittikçe azalıyor denilince hüzünleniyorum. Halbuki coşkuyla, şenlikle, küçük bir cennet parçası haline gelsin isterdim. Demek istediğim, bu inanç ister, kişilik ister.

Tekrar bunlara çağrı yapıyoruz!

Biraz inanç sahibi olsunlar, kutsal değerlerine uzak düşmesinler. Bütün Kürt halkı da, bu değerlere saygılı olmalıdırlar. Zayıf insanlara el kaldırılmamalıdır. Mazlum insanlara, yine onun tarihi değerlerine el uzatmak, benim sorumluluğum altında mümkün değildir. Bu kutsal Mezopotamya değerlerini anlamayanlarla sununa kadar savaşıyorum ve daha da savaşımımı sürdüreceğim.

İbrahim: Bunlara sahip çıkacağız, saygılı olmaya da çalışacağız. İsa şöyle diyor; “Ben insanlığa hizmet etmek için geldim, bana hizmet edilsin diye değil.” İsa çok yücedir. İsa’nın yüceliği, aynı zamanda, “Ben bir hizmetçiyim” demesi büyük bir anlam ifade eder. Ölümünden dört gün önce, kendi öğrencilerinin ayaklarını yıkamıştır. Bunu sadece sözde değil, eylemde göstermiştir. Alçakgönüllülüğün büyük bir ifadesidir. Alçakgönüllü olmayan yücelmez.

Hz. Fitrus, İsa’yı anlayanlardan biriydi. İsa’nın öğrencilerinin ayaklarını yıkadığını görünce şaşırmıştır. Ve İsa Fitrus’a şunu demişti: “Gel senin de ayaklarını yıkayayım!” Fitrus şaşırdı. Yine İsa devamla şunu söylemişti; “Ayaklarını yıkamazsam, benim öğrencim olamazsın!” Fitrus sonra kabul eder. “Yalnız ayaklarımı değil, hatta başımı da yıkayabilirsin.” Daha sonra İsa şunu da söyledi; “Temiz olan temizdir, benim ayaklarınızı yıkamamanın sebebi, alçakgönüllülüğü sizlere öğretmek ve insanlığa hizmet etmeniz içindir. Ve siz de benim gibi olmalısınız, büyük olmak istiyorsanız, insanlara hizmet edeceksiniz!” İkibin yıldır bu gelenek, hâlâ kilisede devam ediyor ve kendimiz de şemasların ayaklarını yıkıyoruz. Onlara halkın hizmetçileri olduklarını göstermek için.

Benim sizlerden ricam, istemim şudur: Halkımızın tekrar ülkesine geri dönmesi için, varolan imkanların kullanması. Bir müddet sonra bunları pratikte göreceğiz. Ki inanıyorum, halkımız geri dönünce birlikte bunun güzelliğini göreceğiz. Eğer hizmeti kendisine yüzde 20 ise, yüzde 80’i Kürt halkı ve Kürdistan için hizmet olacaktır. İnanıyorum ki bu halkın erimemesi için sizlerin de büyük çalışmaları vardır. Bu konuda inancım sonsuzdur. Sizlerin bu kadar inançlı konuşması beni coşturuyor.

Öcalan : Bu konu çok hoş! İlke derecesinde bağlıyım.

İbrahim: İnanç oldu mu her şey başarılır. Araplar Mezopotamya’ya geldiklerinde, silahları yoktu. İslamiyetten önce Arapların varlığı belli değildi. İslamiyetten sonra Bizans ve Persler’e karşı büyük bir savaş yürüttüler. İki büyük gücü, inanç sahibi olduktan sonra yendiler. Onların en büyük silahı inançlarıydı. Bizans ve Persleri inançla yendiler. Benim de öyle bir inancım vardır. Sizlerle el ele verirsek, çok kısa bir süre içerisinde Süryanilerin büyük bir bölümünü ülkeye tekrar taşırabiliriz. Halkımızın büyük bir bölümü ruhen dönmeye hazır. İleriki dönemde fiili olarak da dönüşü sağlayabiliriz. Kişiliğiniz bu konuda büyük bir rol sahibidir. Benim sizlere güvenim daha da artmıştır. İnanıyorum ki, belirtilenler doğrultusunda bazı pratik adımlar atılır. Özellikle Cizre’de bu iki halkın daha barışçıl yaşamasını diliyorum. Daha önce sizleri duymuştum. Şimdi gözlerimle gördüm ve daha iyi anlıyorum.

O yüzyıllık korkular bitsin

Öcalan: Halkınız geri dönebilir, ama inanç olmalı, çünkü bu iş inançla olur. Asrımızın garip hastalığı, maddi değerlere olan düşkünlüktür. Ve neredeyse bu insanlığın sonunu getirecek. İnsanlığın da bu temelde ayakta durduğuna eminim. Dizginsiz maddiyat, böyle maddiyatın peşine bütünen takılmış insanlık, büyük tehlikededir. Kendi eylemimi, en az bir İsa yaşamı kadar değerli görüyorum. Onun bir parçası gibi görüyorum. Bizim arkadaşlar da, şimdi her dağda kurdukları o ufak yeraltı sığınaklarında, sanki o dönemin manastırları gibi, adeta o eğitimi görürler. O inançla yaşarlar. Düşman gördüğünde şunu söyler; “Bunların çantalarında bir aylık küflenmiş ekmek var.” Şehit düştüklerinde görüyorlar. “Bunlar nasıl yaşıyorlar?” diye şaşırıyorlar. Bu özü çok önemli görüyorum. Bunun dışında da ilke tanımam. Kürt halkına bunu iyi benimsettim diyebilirim. Eskiden bir tavuk bile vermezlerdi, şimdi her şeylerini, dünyanın en önde gelen bir halkı olarak sunuyorlar bu ilkeye.

Ben başlarken bir meteliğim yoktu, borçluydum. Bir sopam, bir çivim, bir çakım bile yoktu. Bütün aileler çocuklarını benden saklarlardı. Şimdi çok büyük bir güç etrafımda yoğunlaşıyor, büyük bir güce doğru yürüyorum. Eğer bir talihsizlik olmazsa, 2000’li yıllarda yepyeni bir sayfa açılacaktır. Her şey yepyeni olacaktır. Sanırım sizin tarihte, M.Ö. 2000 yıllarında görkemli bir başlangıç vardı. Sanırım Naramsin, Sargon dönemleriydi. Ortadoğu’da her zaman bir görkemliliğe inanırım. Bu topraklarda sürekli görkemlilikler olmuştur. İnsanlığın beşiği… Dinlerin çıkışı burada olmuştur. Tekrar insanlığın beşiği haline getirmek mümkün müdür. Kurtuluşu bu topraklardadır, buna inanıyoruz, bu kadar değer veriyoruz ve tekrar o ilk günler gibi kendimi heyecanlı görüyorum.

“Amerika şöyle, Avrupa böyle.” Hiç ilgimi çekmiyor. Burada yeni insanı yetiştirmek, en yüce iştir. İnsanlık tarihinin burada nasıl adım adım geliştiğini iyi biliyoruz. Biz bu temellere, köklere yeniden bir dönüş hareketiyiz. Her şeyi yapmaya hazırım. Gücüm neye elveriyorsa, onu benden isteyebilirsiniz. Bu, büyük inançla olur. Parayla, silahla olsaydı, onları da sizlere verirdim.

İbrahim: Bu söylenenler, yazılı olarak Avrupa’daki ve diğer alanlardaki insanlarımıza ulaştırılabilir.

Öcalan: Ermeni, Süryani halkları, günümüzü yeniden değerlendirmeli ve “barbar kasırgaya karşı, şimdi ne yapılabilir?” sorusuna cevap aramalıdırlar. Varsa eksikliklerimiz, birlikte tartışıp gidermeliyiz, kesin inanmalıyız ve birbirimizi olduğumuz yerlerde güçlendirmeliyiz. Bu topraklar kurtulduğunda gelselerdi, onları büyük bir törenle, şölenlerle karşılardım. Ve kendimi mutlu sayardım, “çok eski bir halkın temsilcileri, bu topraklara yeniden geliyorlar” diye. Yine kendim buna bağlı kalacağım, yapmazsanız da ben yaşadıkça, başardıkça bunu göstermeye çalışacağım.

İbrahim: Kardeşim Apo’yu görmekten dolayı çok sevinçliyim. Hatta bütün yazılarınızı takip etmeyi düşünüyorum. Bazıları sizleri değişik biçimlerde kafalarında canlandırabilirler. Bana göre kişiliğiniz apayrı bir olaydır, büyük bir güvendir. Bir gün fırsat olursa Metropolitliğe davet ediyoruz. Bu sizlerin istediği bir zamanda olabilir. Patrik hazretleriyle de görüşmek isterseniz, şimdiden organize edebiliriz ve çok yararlı olacaktır.

Patrik hazretleri Süryanilerin genel lideridir. Bütün dünyadaki Süryaniler ona saygı duyarlar ve bağlıdırlar. Sizlerin bu görüşlerine çok sevinir ve güven duyar. Kişiliğinizle Patrik görüşmesi, her iki halk için de büyük bir hizmet, birlik ve kardeşlik için büyük bir adım olacaktır. 1980’lerde Cezire mıntıkasını Patrik ziyaret etmişti. O dönemdeki Kürt olayı çok farklıydı. Şu an gittiğimiz her yerde Kürtlerin değiştiğini, yeni bir kişilik kazandığını gördük; hatta Patrik hazretleri kardeşlikten söz etttiğinde bazı güçler şaşırmıştı. Biz kardeşliği asırlardır bekliyorduk. Patrikle olan görüşme, bizim bu söylediklerimizi daha da pekiştirir, güçlendirir. Bu görüşmeye, sizler ne zaman isterseniz biz hazırız.

Öcalan: Memnuniyetle yakında bu ziyareti gerçekleştireceğiz. Ben her zaman buradayım. Bundan sonraki görüşmeyi sayın Patrik ile yaparsak daha da anlamlı olur. Bu bir yerde, bütün Süryani halkına da çağrı anlamına gelir. Bu görüşme benim için oldukça anlamlıdır. Bu görüşmeyi, diplomatik bir görüşme değil, kardeş olanların çok uzun yıllar sonra bir kavuşması olarak değerlendiriyorum. Uzun yıllar küçük bir Lübnan dağında kaldım. Ve ilk manastırlarımız orada oluştu. Mahsum Korkmaz Akademisi de bir manastır sayılırdı. O kayalıklarda küçük yerler açmıştık.

Bütün halklara saygı ve selamlarımı sunuyorum.

1993

III.BÖLÜM

HABER MERKEZİ

Yazarın diğer yazıları

    None Found