Kürdistan mücadelesinde yeni dönem

Selahaddin Demirtaş, üç sene önce Türk anayasasına göre, rejimin olmasa olmazı olan siyasi partilerden birinin, üstelik 6 milyon kişilik destek ile en çok oy alanlar listesinin üçüncüsü olan bir partinin lideriydi. Bir gece, evinin kapısı tekmelenerek girilmiş, elleri kelepçelenip götürülmüştü. O günden beri, dört duvar arasında esir.

Hakkındaki suçlama mı? O, Recep Tayyip’e muhalefet etmek, yani Kürtler hakkındaki söylem ile icraatına karşı çıkmaktan suçlu.

Ama, herkes biliyor gerçeği: Selahaddin, ayak altı edilmiş Kürt halkının onur savaşçılarından biri. Bu yüzden hedef…

Yer yüzünde, ulusal kurtuluş savaşı ateşinin yakıldığı ilk günden beri, bu böyle. Öncülere ateş ederler önce. İleri saflara atılırken biliyordu bunu, Selahaddin…

Halkının yarasını, dünyaya göstermede başarılı olunca üstüne yürüdüler.

Onu, bir süre daha tutacaklar. Hakkında hükmü veren mahkeme değil. Somut bir suçu da yok. Parlamentoda söylediklerini dışarıda tekrarlamış. Hepsi bu kadar.

Ama televizyonların ortak yayınında bağırıyor, adaleti batasıcası dünya dinliyordu:

“Onu bırakmayız!..”

Bırakmayacaklar da. Çünkü hukuk yoktu. Artık devir, devran değişti. Kanun da yok. Yasa, diktatörün ağzından çıkanlar. Ağzından çıkanlar, derhal kanun hükmü diye uygulanıyor.

Ayrıca, terör devletinin ivmesi değişti. Kürtlerin ölüm fermanı demleri. Bu devran, Atatürk’ün 1920-1938 yılları arasında sürdürdüğü Kürt kırımı ve Kürdistan yangınını da aratıyor.

Bir asker veya polis Kürdistan’da yürüyen hukuktur. Ağzından çıkan ceza ve aynı zamanda hüküm infazıdır.

Günlük gazete yazısının daracık çerçevesinde anlatmak gerekiyorsa eğer, Türk devletinin Kürtlere bakışı, duruş ve eylemi, kısacası temel stratejisi, kökten değişti.

Yeni stratejide Kürtler, kağıt üstünde yine yurttaş. Ama, yaşanan durumda düşmandır. Her konuda düşman muamelesi işlemektedir. Düşman stratejisi ile yer yüzündeki bütün Kürtler, imha hedefindedir.

Kürtler yurttaş değil artık. Polis, cinayet işledikten sonra, bir şey olmamış gibi yürüyüp gidiyor. Mahkemeye çağrılan katil, masumiyetini bildirdikten sonra, nanik yaparcasına yanımızdan geçip gidiyor.

Güya işkence yasak, ama Kürtler sözkonusu ise eğer, göreceli olarak dokunulmazlığa sahip Kürt milletvekillerine de sokakta işkence yapmak serbest. Çünkü onlar da polisin izni dahilinde özgür. Halka karışmak için evlerinden çıktıklarında, sokağa adım atar atmaz, polis tarafından kalkanlarla ablukaya alınıyorlar. Ablukaya itiraz eden olursa dövülüp tartaklanarak susturuluyor, ama Amed ve İstanbul’da olduğu gibi insanlarla ilişkileri engellenerek Türk devletinin “bekası” korunmuş oluyor.

Çünkü onlar düşman ve uygulanan da düşman hukukudur. Mahkemelerde de bu böyledir. Polis veya askerlerin tutanak ile fezlekeleri mahkemelerde iddianame yerine okunuyor. Sonra üstüne, kim olduğu bilinmeyen ve asla bilinmeyecek “gizli tanık ifadesi” ekleniyor, bunlara dayanılarak ceza kesiliyor.

Çünkü, söz konusu olan “Türk devletinin beka meselesi”dir. Burada, düşmanın kendini savunmasına yer yoktur.

Dahası, Atatürk döneminde bile, Türk devletinin yaşaması, Kürtlerin yok edilip susturulması şartına bağlanmamıştı. İlk defa Recep Tayyip ile Kürtlerin herhangi bir statüye sahip olmaları, Kürtler için “beka” meselesi, olmuştur. Ve o yıllardır, meydan meydan dolaşıp beka da beka diye bağırmaktadır.

O nedenle, onunla uyuşmayan kelam eden her Kürt, dünyanın neresinde olursa olsun terörist, dolayısıyla düşmandır. Düşmanın hak ettiği ise bir kuşun veya dört duvar arasıdır…

Yaşanan durum Atatürk’ün “tedip ve tenkil” stratejisinin güncellenmiş halidir. Ayrıca Kürtlerin oy verdiği HDP hariç, bütün siyasi partilerce destek verilmektedir.

O nedenle, “derin devlet” denilen yeraltı gücünün stratejisi olarak görülmektedir, yeni uygulama. Uygulama, Milli Güvenlik Kurulunun eski görüşüydü. Ancak daha sonra, Ergenekon davasıyla tutuklamalar başlayınca, proje hasır altı olmuştu. Recep Tayyip ve ailesinini de içine alan yolsuzluk, rüşvet ve hırsızlık dosyalarının ortalığa saçılmasından sonra Ergenekon denilen ırkçı yapılanma ile uzlaşma sağlanmış, ardından 15 Temmuz olayı patlatılmıştı.

15 Temmuz dünya darbeler tarihinin en komik olayıdır. Gün ortasında, “darbe oyununun dekoru” olan bir tank getirilip İstanbul boğaz köprüsünün ortasına kondurulmuş, Ankara’da da bomboş parlamento binası bombalanmış, o arada cinayetler işlenmiş, IŞİD’in benzeri olarak asker gırtlakları kesilmiş, bu darbe girişimi olmuştu.

Oyun böyle ama, Türk halkının alkışları Recep’e idi.

Ve alkışlar arasında orduda büyük tasfiye yapılarak, “İmamın ordusu” projesi gerçekleştirilmiş, ardından Ergenekoncuların projesi, Kürtlere karşı terör fırtınaları koparılmıştı.

Kürtlerin var olması artık Türklerin beka meselesiydi. Bekanın tehlikeye düşmemesi için, Kürtler yok edilmeliydi.

Kürt şehirlerinin yıkımı ile kırım bu arada geldi. Seri tutuklamalar peşinden…

Suriye ve Irak Kürtlerinin varlığı da bu arada beka meselesine oturtulup, IŞİD’le ortak düşmana karşı ortak stratejiler geliştirildi.

Özetliyorum: Herkesin ve özellikle Kürtlerin kavrayıp anlaması, buna göre tutum takınması gerekiyor ki, onlar vergi ödüyor, askerlik yapıyor, ama yurttaş değil, düşmandır.

Kürtler bütün olarak namlunun ucuna oturtulmuştur.

O halde Kürtler için de yep yeni bir örgütlenme ve strateji. Onların bu gücü, bilgi beceri deneyim birikimi de var.

Yazarın diğer yazıları