Kürdistan’da iki dünya: ‘Heval’ / ‘Kek’

Görünen tabloda, Barzani’den "Rojava"ya "hayır!"

Son resim karesinde, Salih Muslim Güney’de olası bağımsızlığa karşı.
Ancak, tablo/aksesuar, derinde duranı gizlemek içindir.
Siyasette, söylemdekine "zıt" duran, çoğunlukla üstü örtülmek istenendir.
Buna, Kürdistan’daki "karşıtlar"ın siyaset çıtasını yüksekte tuttuklarını eklemek istiyorum.
Kürdistan’daki siyaset çatısı iki dünyanın bileşiminden oluşuyor.
Sonunda engellenmez bir hesaplaşma olsa da, bu iki yapı bu süreçte biribirine muhtaç.
Bu biraz da bölünmüş Kürdistan’ın "kaderi" oluyor.
Rojava’da, IŞİD’e karşı inatla devam eden direniş, dünyada "sosyalizm"e taraf duranların umutlarını yükseltiyor.
Emek dünyası karşıtı, Barzani yönetiminin kaderi, "zıt" dursalar da "Rojava’ya bağlı.
Güney Kürdistan’da, İsrail, Türkiye, ABD, Fransa, AB destekli kurulacak "Bağımsız Kürdistan", Kürdistan’daki emek cephesi için büyük bir kazanç olacak.
Nostaljik değil, yakınen 5 çeyrekyüz yıl önce yazılan Manifesto’nun emekçiler için çizdiği rota hala canlı bir tablo gibi duruyor.
Manifesto’ya göre, her proleter, bir ülkede, kendi egemenlerine karşı savaşarak, dünyanın diğer ülkelerindeki proleterya ile bir çatı örgütüne ulaşabilme şansı elde edebilir.
Burjuvazisi olmayan proleter hareketler ne bir vatana sahip olabiliyor ne de vatansızlaşmak için, sınırları yıkabiliyorlar.  
Bundan dolayı da, son günlerde, "haklı" söylemlere dayansa da, Rojava’ya karşıt arayan çabalar ile, Güney’de ilan edilecek "bağımsızlığı" hiçe sayan girişimler, yukarıda belirttiğim "aksesuar"ı süslüyorlar.
Nereden bakarsanız bakın, Kürdistan doğacak; biçimi ne olursa olsun!
Gördüğüm, şimdiye dek tüm parçalardaki "tarihi çaba"nın aynı denize aktığı…
Bunu gerekçelendirmek için tarihten aktarıyor ve:  
Kürt ulusunu politik yaşamda var eden iki dünyanın izlerini ararken, 1980’lerin sonuna dönüyorum.
1988 olacak.
Berlin’de yaşayan eskilerden bir Kürt kadrosu, övünerek,  kendisini ziyaret eden genç bir Kürt kızını evinden kovduğunu anlatıyordu.
Nedenini sordum.
"Cephe çalışanı" biri dedi ve ekledi: "yaşına, başına bakmadan, bana ‘Heval’ dedi."
"Ve ben, sen kim oluyorsun da bana ‘heval’ diyorsun dedim ve evimi terketmesini istedim."
O yıllarda, sabırsızlıkla Kürtler’in dünyasına yelken atan bu "Heval" (arkadaş/yoldaşa denk) kuramının, Kürt ulusunun biçimlenmesinde önemli bir rol oynayacağını kestirmem zordu.
Ancak öyle oldu.
Zaman geçti, 1988’in eski kadrosu, şimdilerde dağlarda duran ve kentlerin kaderinde oy sahibi "heval"leri sevmeye başladı.
Daha, daha, daha öncelerinde, "kek" (ağabey/saygı hitabı)  terimi vardı.
Güney kaynaklı.
70’li yıllara gelindiğinde, kuzey Kürtler’i, sosyal yaşamda: "ji me ye" (bizden) derlerdi.
Zazalar, "hete ma ra yo" (bizim taraftan) diyorlardı.
70’lerdeki tabu yerini, yükselen Kuzey Kürdistan Hereketi’nin politikleştirdiği "Heval" ve Güney Hareketi’nin miras bıraktığı, "Kek/Keka" terimlerine bıraktı.
Kek’ler maaşlı artık.
Heval’lerin yaşamında para, "doğal mübadele" ve fiziki yaşamın yeniden üretimi için gerekli.
Kek’ler makam;
Heval’ler ün sahibi.
Kek’ler, sermayeye dayanıyor;
Heval’ler "toplumsal ütopya" gerçekleştirmek için yoldalar.
Böyle olunca da, "çatışma" doğal.
Bundan dolayı da, bu süreçte birini diğerinden bağımsız düşünmek zor.
Bu noktada aktarmak istediğim, diyalektiğin hep varolacak o unutulması zor yasası: "yadsımanın yadsıması/ olumsuzluğun olumsuzlaştırılması".
İkisi için de "Kürdistan" vazgeçilmez.

Yazarın diğer yazıları