Kürdistan’da kadın olmak

İçini oyan acının girdabında karanlığa meyl etmedi hiç. Zulüm ile abad olanın akıbetinden kuşku duymadı. Nefessiz kaldığında bedenine ağıtlar yaktı, vazgeçmedi. Yüreğinde ağular kaynattı, teslim olmadı. Belleğinde taşıdığı ne varsa dağların sonsuz iklimine yazdı, pes etmedi. Özgürlüğün yanına aşkı dokudu, inanmaktan vazgeçmedi. İhanetler gördü, boyun eğmedi.

Bilgilerini doğanın yazgısı ile eş tuttu, adının olmadığı tarihin sayfalarına tenezzül etmedi. Cümlelerini müziğin ezgisine, dengbêjin sesine, şahmaranın çeyizine, yüzünün her bir çizgisinde haykıran deq’ın izine sürdü. Kuşaktan kuşağa yaşamın anlamını yurdunda, toprağının ilmine inanarak, toplumsallığın gücüne dayanarak, mücadele etmenin azmi ile donanarak yarattı. Özgürlük olmadan güzelliğin olmayacağını anlattı. Kimi zaman bir masal, kimi zaman bir ezgi, kimi zaman da avucunun içine bıraktığı bir çift deniz kabuğu ile…

Kainatın gizemini nefes bildi, kainatı anlamayı yaşamın anlamı… Geceydi o. Leyl… ‘Gece dünyayı gizler ama kainatı ortaya çıkarır’ sözünün gizini taşıdı. Dünyanın bütün geriliminin üstünü örterek yaşama nefes oldu, gecenin karanlığında evrenin koordinatlarını sundu. Yüreği ile dünyanın ham evlatlarına ders vermek için mücadele etti. Ve insan olma yolunda toplumsallaşmanın belirleyici gücünün doğduğu yerde adeta her ot kendi kökleri üzerinde yeşerir bilgisini güncellercesine mücadele etmeye devam etti, ediyor. Til Xelef’de bugün güncellenen tarih bunun en güçlü örneği. Hevrîn Xelef bu kültürün temsilcisi. Hiçbir şey tesadüf değil. Tarihin tesadüflerden ibaret olduğunu söylemek egemenlerin koca bir yalanı.

Her bir höyüğünde kutsallığının nişanesi olan heykellere, heykelciklere rastlandı. Toprağa yaşam üflediği çanak çömleklere sonra… Karanlık odalara yıldızların ışığını sunan, ayın döngüsünü izleyerek doğanın bir parçası olduğunu hissettiren pencereler bir de. Sonra ‘insanlık tarihinin’ en ‘vahşi’ hayvanları ile dostluğu anlatan resmedilmiş an’lar… Ve daha nicesi. Doğayla, yaşamla, toplumla dost olan kadının dünyasıydı anlatılan.

Ne kadar da mistik geliyor değil mi bu cümleler çağımıza. Tırnak içinde insanlık tarihinin -ki bu erkeklik tarihidir- el birliğiyle lanetlediği başkaldıran doğaya güzellemeler yapmak, birbirinin malı, mülkü olmak için can atan bu kadar kadın ve erkek varken, kadın köleliği erkek kurnazlığı tek gerçeklik olarak kabul etmişken bunları anlatmak… Bu kadar maddiyata gömülmüş, çıkara endekslenmiş, yaşamı güdünün tatminine indirgemiş ve bu güdülerin kışkırtılması üzerine kurumlaşmış bir sistemde maneviyattan bahsetmek.

Herşeyin hızla tüketildiği internet çağında bilgi insanları daha çok bağımlı kılmak içinken. Ayın hareketlerinin gözlemlenmesiyle sağlanan ışık şimdi en ucuz ulaşılabilir enerji olurken. Başkaldıran ve sahipsiz bir şekilde kendi kendisinin olmak için mücadele eden kadın lanetlenmişken maneviyattan bahsetmek biraz abes gelebilir haliyle. Kadının doğayla dost olma temelinde kurduğu yaşam, uğruna mücadele ettiği maneviyat anlamsız gelebilir. Dünyanın son teknolojisi ile Trump, Putin ve Erdoğan’ın temsil ettiği dünyaya bunu anlatmak zor, çok zor. En üst düzeyde tüccar bir zihniyetin temsiliyetini yapan bunlar, üçlü sacayağı sadece. Dibinde beterin beteri var. Ve şimdi dünya onların elinin altında. Kadın dünyası da onların egemenliğinde. Bu nedenle Kürdistan’da yürütülen mücadele çok anlamlı. Bu mücadele manevi dünyanın maddi dünyaya karşı mücadelesi. Ve bu mücadelenin en önemli özelliği tarihsel köklerine dayanarak ve dünya kadın deneyiminden beslenerek ortak aklını oluşturmak için yarım yüzyıldır mücadele eden Kürt kadınlarının öncülüğünde gelişiyor olması. Manevi gücünden hiçbir zaman taviz vermeyen Kürdistan kadınının dünyaya son bir hamleyle etik estetik dersi verme mücadelesi aynı zamanda.

Zagroslara yaşamın anlamını çizen Ninhursag ile başlayan, devletli sistemi kabul etmeyen Sitiya Nisran’ın hikayesi ile Êzîdxan’da kırklar ordusuna kavuşan, esin kaynağı olan mousalar ile devam eden, Surka Alem ile İskender’in ordusuna geçit vermeyerek işgale karşı duran, Dimdim Kalesi’nde parçalanan ve yılgınlığa düşen aşiretlerine mücadele azmi veren, düşmanın eline geçmemek için uçurumlara vuran, Rewanduz isyanında Xatu Xanzat, Koçgirî’de Dersim’de Agirî’de Besê ve Zarife olan. Leyla Qasim ile halka bağlılığın nişanesi, Sakine Cansız ile özgürlük çizgisine kavuşan. Ve bu çizgide Bınevş Agal, Suna Çiçek, Gülnaz Karataş, Zeynep Kınacı, Sema Yüce, Viyan Caf, Şirin Elimhuli ve niceleri ile ordulaşan, partileşen, konfederasyonlaşarak iradesini oluşturan. Maddi dünyaya karşı manevi dünyanın gücüyle direnerek dünyaya ders veren. Arîn Mîrkan’dan Amara Rênaslara, Avesta Xaburlardan Hevrîn Xeleflere gün geçtikçe büyüyen Kürdistan’ın manevi ordusu şimdi tam da tarihin şafak vaktinde özlediği zaferin ve demokratik modernite sistemini kurma eşiğinde. Bunun farkındalığı ile inanmak daha fazla inanmak ve bunun sadece bizim değil dünyanın son şansı olduğunu bilmek gerekiyor sadece.

Yazarın diğer yazıları