Kürdistan’da kültür ve inanca saldırı

1984-1999 arasında Kuzey Kürdistan’da 4 bine yakın Kürt köyü devlet tarafından yakıldı, yıkıldı veya boşaltıldı. Bu köylerden yüzlercesi Dersim’in köyleriydi. Yine Dersim’de ocaklar, kutsal yerler devletin kuşatması altında kaldı.

 Ayrı bir etnik ve inanç kimliği Kürdistan’da her zaman maalesef katliam nedeni yapıldı. Ama Kürdistan halkı ne inançlarını, ne de etnik kimliğini terk etmedi. 1938 yazında Dersim’de yaşanan örnekler halen hafızalardadır.

DERSiM’İN KUTSAL MEKANLARI -III

FİRAZ BARAN

Türkiye, İran ve Irak gibi devletler 20. yüzyıl boyunca Kürtlerin köylerini ve  kasabalarını sürekli yaktı, yıktı veya boşalttı. Kürdistan’ın demografyasını değiştirdi. Sadece 1980-2000 yıllarını ele alsak bile şöyle bir tablo karşımıza çıkar:

  • 1984-1999 arasında Türk devleti 4 bin köyü yaktı, yıktı, boşalttı.
  • 1987-1988 yıllarında Irak devleti 5 bin Kürt köyünü imha etti. Hatta Saddam bununla yetinmedi. Köylerin içme suyu kuyularına zehir atıp üzerini çimentoyla kapattı, köylerin çevresine mayın döşedi. Aynı dönemde 182 bin sivil Kürt insanını soykırımdan geçirdi. Bunların yüz bini Germiyan bölgesindendi. Kerkük merkezli Germiyan bölgesini Kürtleri katlederek Araplaştırmayı hedefledi.
  • İran devleti de 1980-1988 arasında bin Kürt köyünü yaktı, yıktı, boşalttı.

Türk devleti günümüzde artık köylerle yetinmiyor; şehirlerini de yıkıyor. Cizre, Sur, Kobanê, Serêkanî gibi onlarca şehri Türk devleti harebeye çevirdi.

Deyim yerindeyse bir Kürt ailesi aynı yerde yüz yıl yaşayamıyor. Çünkü evleri sürekli yıkılıyor veya boşaltılıyor.

Bu durumu 20. yüzyılda en çok yaşayan şehirlerden biri de Dersim oldu. 1937-1938 soykırımından bu yana Dêrsim’in köy ve mezraları rahat bir nefes alamadı.

Önce 37/38’de binlerce köy ve mezra ya yıkıldı, ya boşaltıldı. Sonra Keban barajı altında kalan köyler oldu. 1993/94’te de 400 dolayında köy ve mezra yakıldı, yıkıldı, boşaltıldı.

2000’li yıllardan sonra devlet yine durmadı. Dersim’in her tarafına barajlar inşaa etmeye başladı. Yakamadığı, boşaltamadığı köyleri bu defa de barajlarla yok ediyor.

İnsan haklarıyla insandır. Yaşama, barınma, beslenme, dil ve kültür temel haklardır. Kürtlerin hiçbir hakkı güvence altında değil. Bütün hakları sömürgeciler tarafından gasp ediliyor. Bunu en çok yaşayan yerlerden biri Dersim oldu.

Kürtlerin bütün inançları yasaktır

Genel olarak dünyada şöyle bir algı var: “Kürtler Müslüman’dır. Dilleri yasak ama inançları yasak değil.” Bu algı yanlıştır.

– Çünkü Kürtlerin yarısı Müslüman.

– Diğer yarısı Alevi, Yaresan (4 milyon), Êzîdî (2.5 milyon), Musevi (500 bin), Şabekî, Bacvanî, Zerdeştî, Bahaî ve Hristiyan’dır.

Kürtlerin bu kadar çok dinli/inançlı olması ülkemizin ve milletimizin bir zenginliğidir. Ancak hiçbir inancımız özgür yaşamadı. Sadece 1948 sonrası İsrail’e göç eden Kürt Museviler inançlarını özgürce yaşadı. Şimdi bizi sömürgeleştiren dört devlete yakından bakalım…

Türkiye’deki Kürtlerin İnançları: Örneğin Türkiye’deki Kürtlerin üç inancı vardır: İslamiyet, Alevilik ve Êzîdîlik. Kürt Müslümanlarının çoğu İslam’ın Şafii mezhebindedir. Şafiilik Türkiye’de yasaktır.

Devletin resmi dini İslam, resmi mezhebi Hanefi’liktir. Türkiye ile sınır olan Kürdistan illerinde ve İç Anadolu’da Hanefi Kürtler bulunmaktadır. Sadece nüfusun az bir kesimini oluşturan bu insanlarımızın mezhebi özgürdür.

Alevilik ve Êzîdîlik de zaten yasaktır. 1925’te bir kanun çıkarılmış ve Alevilik, Êzîdîlik ve Şafiilik yasaklanmıştır. Bu kanun halen yürürlüktedir. Hristiyanlık ve Musevilik 1924 Lozan Anlaşması‘na göre güvenceye altına alınmıştır. Ama Kürt Hristiyan ve Musevileri Kuzey Kürdistan’da yoktur.

İran’daki Kürtlerin inançları: İran’da resmi inanç İslam ve resmi mezhep Şiilik’tir. İran’daki Kürt Müslümanlar ise İslam’ın Şafii mezhebindendir. Yine dört milyon Yaresan vardır. Ayrıca Zerdeştî, Bahaî Kürtler de yaşamaktadır. Yani buradaki Kürtlerin inançları da yasaklıdır. Şii mezhebine mensup Kürtlerin nüfusu azdır.

Irak’ta Kürtlerin inançları: Irak’ta da Kürt Müslümanlar Şafii mezhebindendir. Ayrıca Êzîdî, Bacvanî, Şabekî, Kakaî (Yaresan) inancına mensup insanlarımız vardır. BAAS döneminde resmi din İslam’dı ama Şafiilik yine resmi mezhep değildi. Şiilik gibi baskı altındaydı. 1991’de başlayan de-facto yönetim ve 2003’ten sonra oluşan Kürdistan Federasyonu ardından Şafiilik özgürce yaşamakta, diğer inançlar yine özgür değildir. Yasal olarak bir engel yok ama 2014’te Êzîdîlerin yaşadıkları ortadadır. Yaresan (Kakai)’ların kutsal metinlerinin olduğu kitabın federasyonun sıkı denetimi altında sadece 500 tane basıldığını yazarsak durum daha iyi anlaşılır. İslam fundamentalisti gruplardan çekinen bir yönetim anlayışı her zaman kendini hissettiriyor. Ve bunun “Birbirinize saygılı olun. Tölerans içinde yaşayın” diyen şehidlerimize bir hakaret olduğunu belirtmeliyiz.

Suriye’de Kürtlerin inançları: Suriye’de de resmi mezhep Nusayrilik’ti. Rojava’daki Kürtlerin çoğunluğu İslam’ın Şafii mezhebindendir. Yine 135 Êzîdî köyü vardır. Az da olsa Efrîn’de de Alevi köyleri bulunmaktadır. Yani Suriye’de de Kürtlerin inançları savaştan önceye kadar yasaktı.

“Suriye’yi Aleviler yönetiyor” diye inanan insanlar savaştan sonra ortaya çıkan gerçekler ardından şunu sordular: “Bunlar nasıl Alevi?” Yeni anayasa tartışmalarının başlayacağı ifade ediliyor. 10 bin şehit, 20 bin gazi veren PYD ve QSD’yi görmeyenlerin Kürt inançlarına doğru yaklaşacağını düşünmek saflık değil, büyük bir gaflet olur. PYD ve QSD’nin yönettiği alanlarda bütün inançların özgürce yaşadığını da unutmamak ve her zaman büyük harflerle anlatmak gerekiyor.

Dêrsim’deki kutsal mekanları anlatırken Kürdistan’ın genelini neden anlatma ihtiyacı hissettik? Çünkü inancın yasak olması bana göre etnik kimlikle bağlantılıdır. Dikkat edilirse bizim coğrafyamızda Müslüman iktidarlar hakim ve her halk ayrı bir mezhebi seçmiş. Farslar Şiiliği, Türkler Hanefiliği, Araplar da Nusayri ve diğer Sünni mezhepleri seçmiş. Kürt Müslümanlarının Şafii olması tesadüf bir olay değildir. Bilinçli, politik bir tercihtir. Mezheplerin başlangıcında kendilerini diğer komşularından ayırmışlardır. Topraklarımızı işgal eden sömürgeciler sadece ırkî dayatmalar değil, aynı zamanda Kürtlere mezhebi dayatmalar da yapıyorlar. Kürtlerin kadersizliğinin bir nedeni de budur. Şimdi Dêrsim’de yaşanan bazı olayları örneklerle anlatalım…

Boşaltılan Bir Köy: Bêzaût

1984-1999 arasında Kuzey Kürdistan’da 4 bine yakın Kürt köyü devlet tarafından yakıldı, yıkıldı veya boşaltıldı. Bu köylerden yüzlercesi Dersim’in köyleriydi. Köln kentinde görüştüğümüz Bülendê Paşê, Aliboğazı’na yakın Bêzaût köyünün nasıl yakıldığını şöyle anlatıyor:

”Biz kışın Avşeker köyünde, yazın da Bêzaût köyünde kalıyorduk. Bêzaût köyü Aliboğazı‘nın girişindedir ve aynı zamanda bizim yaylamızdır. 1993’te yakıldı ve boşaltıldı. Şimdi orası yasak bölge. Bêzaût köyü 38’de de yakıldı. 1994’te Köln kentindeki kapalı spor salonunda yakılan köylerle dayanışma gecesi yapıldı. O gecede bir video gösterildi. Görüntüye bakınca şok yaşadım. Bizim Bêzaût köyüydü. Evler yanıyordu. İzlerken ağladım. Acılarımız çok.

Bizim govendlerimiz bile acı ile yoğrulmuştur. Örneğin Hozat’ta düğünlerde Karaçol oyunu oynanır. Yavaş bir oyundur. Ondan önce Avzînîk ağıdı çalar. O ağıt da 38’deki bir katliamı anlatıyor.”

Talipleriyle ölümü göğüsleyen Pir: Baba Hese

Ayrı bir etnik ve inanç kimliği Kürdistan’da her zaman maalesef katliam nedeni yapıldı. Ama Kürdistan halkı ne inançlarını, ne de etnik kimliğini terk etmedi. 1938 yazında Dersim’de yaşanan örnekler halen hafızalardadır.

Ahlorê Çixure (Çukur Ağaları) 4 kardeş ve 40 nüfus olarak katliama götürülür. O anda pirleri de misafir olarak yanlarındadır. Türk ordusunun başındaki rütbeli, Baba Hese diye bilinen pire şöyle der:

– “Sen ayrıl, kendi evine git. Sen bu aileden değilsin. Biz bunları sürgüne getireceğiz. Belki de ölüme. Git, kendini kurtar.” O da Zazaca şöyle yanıt verir:

– “Haq verde tovebo. Tolibe mi kate şêrê ezki teyro. Ma îqrar do juwîn.” (Hakkın önünde tövbeler olsun. Taliplerim nereye giderse ben de onlarlayım. Biz birbirimize ikrar vermişiz.) Ve ordu onları Mazgirt dağlarının eteklerinde kurşuna dizer. Pir Baba Hese de onlarla beraber katledilir.

Ailemden 45-50 kişi katledildi

Dortmund kentinde görüştüğümüz Torunê Hêmê Alê Qêr Laze Wuşen Haqî, Dêrsim merkeze bağlı Mîlî köyünün bir mezrası olan Sandalo’dan. Haqî de 1938’de ailesinin yaşadıklarına dair çarpıcı bilgiler veriyor.

“Babam ve amcam anlatıyordu. 38’de bizim ailede 45-50 nüfus insanımız katledildi. Bizimkiler normal işinde gücündelermiş. Çamaşırda, tarlada, hayvanda… Askerler bizim mezraya geliyor ve bizimkileri bir araya topluyor. Orada uçurumun tepesinde bir meydan var. Hepsini ağır makinalı tüfekle katlediyorlar. Orada babamın dedesi, babası, amcaları, iki erkek kardeşi, halam, babamın kuzenleri ve akrabaları öldürülüyor.

Babam o gün başka köyde olduğu için kurtuluyor. Halam ve nenem çamaşır yıkıyormuş. Bakıyorlar ki asker geliyor. Nenem suyu ateşe devirip halamı alıyor ve ormana kaçıyor. Onlar da öyle kurtuluyor. Babamın bir amcası da ya ormanda, ya davardaymış. O da orda kurtuluyor. Askerin halkı katlettiğini görüyorlar. Amcam anlatıyor. İnsan dayanamıyor. Asker gittikten sonra bizimkiler katliamın yapıldığı yere gidiyorlar. Ağlıyorlar, bağırıyorlar. Nenem ve amcam bir çukur kazıyor. Ailenin dört büyüğünü o çukura koyuyor ve mezar yapıyorlar. O mezar halen bellidir. Sonra da ormana kaçıyorlar. Diğer şehitler günlerce, haftalarca orada kalmış. Kurtlar, kuşlar hep üzerindelermiş. İlk katledilen köylerden olduğu söyleniyor.”

Yakılan bir mezra: Heçîk

Toruna Kalê Şawêrdî Ayfer Kılınç da Heçîk mezrasından. Burası Dersim merkeze bağlı Çiçekli nahiyesinin Xêçê köyünün mezrası… Dersim merkeze 30 km‘dir. Heçîk mezrası 1994 yılında Türk devleti tarafından boşaltıldı. Sonra da yakıldı. O dönem mezrada beş hane yaşıyordu. Köy boşaltılınca Xêçê köyüne gittiler ve orada boş olan sağlık ocağına yerleştiler.

1975 doğumlu olan Ayfer Kılınç yıllardır Alevi kurumlarında yer alıyor. Kılınç ile mezradaki inanç değerleri üzerine konuştuk ama mezranın bugünkü durumunu da sorduk. Kılınç şöyle dedi: ‘’Halen mezramızda ev yapmamıza izin verilmiyor. Gündüz gidebiliyorsun, gece gidemiyorsun. Devlet, ‘Sorumluluk bize ait değil’ diyor. Mezramızda çok güzel ceviz, dut, elma, armut bahçeleri vardı. Bombalamadan sonra kurudu. Meyva vermediler. Hayvanlar da gelmemeye başladı. Kuş sesi bile duyulmuyor.“

Ayfer 1938’de köylüleri kurtaran bir mağarayı da anlatıyor. “Mixare Qoriye” olarak adlandırılan bu yeri ve hikayesini Ayfer şöyle dile getiriyor: “Atalarımız 38‘de o mağaraya girip saklanmış ve kendilerini kurtarmışlar. Kome Xizir dediğimiz mevkiinin aşağısına düşüyor. Orası yüksek bir yerde. Oradan Düzgün Baba da görülüyor.”

Düzgün Baba ile ilgili Dersim’de yaşananlar yazılsa belki de yüz cilt kitap tutar. Her köyde muhakkak birçok Düzgün Baba hikayesi vardır. Hele Düzgün Baba’yı gören köylerde daha çok…

Ayfer sözü Düzgün Baba’ya getirince soruyorum. Bize Aliyê Werd (Derviş Ali)’i anlatıyor. Aliyê Werd gözleri görmeyen bir derviş. Üç telli cura ile Zazakî beytler söyleyen bu derviş her yıl üç ay Düzgün Baba’da geçiriyormuş. Orada kendine taştan bir yurt yapıyor. Çıralık toplamayan bu derviş itikat gereği gidiyor. Ayfer, “Dersim’de bir kültürdür. Özellikle kışın orada kalmak ayrı bir ibadet sayılıyor” diyor. Aliyê Werd 30 yıl önce Hakka yürüyor.

Ziyaretlerin görevi

Dersim, Koçgiri, Malatya, Elbistan… Fark etmiyor. Her ziyaretin farklı bir görevi bulunuyor. Bazı ziyaretlere sadece psikolojisi bozulan insanlar gider. Bazılarına sara hastalığına yakalananlar, bazılarına ise yağmur için… Belli bir görevi olmayan ziyaretlere de genel dilekler için gidilir. Ama bütün ziyaretlerde ortak olan bir nokta vardır… Teberik alınması. Ziyaret bir su kaynağı ise oradan su getirilir. Şifa niyetine ev ahalisine içirilir. Eğer ağaç veya kaya ise oranın toprağından getirilir. Ham şekilde veya suya katılarak yenir. Böyle yaparak, ziyaretin kutsal enerjisinin kişi ile buluşacağına inanılır.

Bu konuda Dersim merkezli yaptığım araştırmalarda da yüzlerce hikaye dinledim. Örneğin Köln’de görüştüğüm Pertek’in Margek (Günboğazı) köyünden olan 1989 doğumlu Alişer şu hikayeyi anlattı:

”Benden büyük bir köylümüz var. Adı Deniz… Doğumundan itibaren sürekli hastalanıyor. “Ölecek” deniyor. Babası Mustafa amca Deniz‘i Munzur Gözeleri‘ne götürüyor. Kucağına alıyor ve gözelerde soğuk suya daldırıyor. Sonra Munzur Baba‘ya çağırıp duasını ediyor. Köye geldikten sonra Deniz‘in rahatsızlıkları geçiyor ve iyileşiyor. Bizde gözelerden ve Düzgün Baba‘dan taş ve su getirme geleneği vardır. Teberik olarak kendimizle çok uzak diyarlara da götürürüz. Örneğin annem Düzgün Baba ve gözelerden İzmir‘e bize su getirmişti.”

Ziyaretin taşını, toprağını, bezini yanında taşıma geleneği de Kürt Alevilerinde güçlüdür. Çok insan tanırım ki 50 yıldır Almanya’dadır. Ve 50 yıl önce köyden çıktığı zaman yanında getirdiği bir avuç ziyaret toprağı halen evindedir.

Vankûk Köyündeki Yağmur Ziyareti

Lazê İbrahim Torune Qemê Lök kısa adıyla Kalo Kokim Dortmund ve çevresinde bütün Kürtlerin tanıdığı ve sevdiği bir isim… Kalo Kokim, Dersim merkeze bağlı Pax nahiyesi Vankûk köyünden… 73 yaşında.

Vankûk ve etrafında her tepede bir ziyaret olduğunu söyleyen Kalo Kokim, “Güneşin ışınlarını ilk attığı yerler ve Baba Düzgün’ü gördüğün her yerde bir ziyaret var. Örneğin köyümüzün üç tarafı tepelerle çevrilidir. Her tepenin başında bir nisangi vardır. Wilêg Guare, Wilê Bosno ve Wilê Demenê gibi” diyor. Kalo Kokim, Düzgün Baba’nın arabayla kendi köylerine 20 dakikalık bir mesafede olduğunu aktarıyor.

Yağmur Ziyaretleri Kürdistan’ın dört bir yanında vardır. Sadece Aleviliğe ait de değil. Kürtlerin toplam 12 dini varsa, hepsinde yağmur ziyareti kültürü vardır. Binlerce yıl önceden atalarımızdan kalan bu ziyaret mirası çok canlı bir şekilde halen Kalo Kokim’ın köyünde yaşamaktadır. Kalo Kokim çocukluğunda yaşadığı bir anıyı şöyle anlatıyor:

“Tahminen 9 yaşındaydım. Bir yaz yağmur yağmadı. Ekinler kuruma noktasına geldi. Köylüler „ne yapalım“ dediler.

– ‘’Gidelim Wilê Bosno‘da kurban keselim. Yağmur duasına gidelim.“

Kendim de beraber gittim. Kurbanımızı yaptık, lokmalarımızı dağıttık. Ama insanlar nasıl ağlıyordu… Dua ederken gözyaşları sel oluyordu. Orası tam Düzgün Baba‘nın karşısı… Bilhassa kadınlar çok ağlıyordu. Köye geri dönerken daha köye varmadan yağmur dökmeye başladı. Yağmur yağınca insanlar ‘’Duamız kabul oldu“ dediler ve sanki büyük bir şenlik havası doğdu.

Hatta bazı köylüler „Kayaların altına girelim. Yağmur durana kadar“ dediler. Diğerleri, „Hayır. Düzgün Baba dileğimizi kabul etti. İyice ıslanalım“ dedi.”

Kürdistan’ı özgürlük ve tölerans yağmuruyla yıkayan bütün yiğitlere ve ululara hürmetle…

Yazarın diğer yazıları

    None Found