‘Kürdistan’dan defol’ dönemine doğru…

Recep Erdoğan, “Türklerin bekası için“, Kürtleri ülkeyi terketmeye çağıran ilk Türk ırkçısı değildir. O, yüzyıldır öten kanlı borazanlar zincirinin son panik sedasıdır.

Ama bugün, dün değildir. Dün borazanları “ti“ sesi bile korku yaratıyordu. Kürtler canları, ülkelerinin yangın ile yıkıma batması pahasına direnerek, bu belalı, bu aşağılık duyguyu, korkuyu yendiler.

Oysa, yıllar yılı insanı aşağılayan onurunu yaralayan tehditlere nasıl da suskun kalmışlardı!..

Ta ki, 1960’lara kadar…

1960’ların başından itibaren, Kürdistan uyanış yelleri esmeye başlamıştı. Kürdistan devi, duyulur duyulmaz bir homurtuyla uyanmaya başlıyordu. Musa Anter’in ıslık sesine kelimler katılmaya başlamıştı. Anlamı, çağrışım ve imaları olan kelimeler…

Zeka seviyesinin düşüklüğüyle mizahçılara konu olan Cumhurbaşkanı (ki kendisi Türk değildir) General Cevdet Sunay, 1967 yılında kulağına fısıldanan “Kürt tehlikesi”ne ilişkin bir soruyu cevaplarken, “Türk olmayan varsa, ülkeden gidebilir” diyordu

Gazetelerin, ahir zaman tellalı gibi Kürtçe konuşan, şarkı söyleyenlerin görüldüğüne dair yayılara hız verdiği bu dönemde, Sunay Türk devletinin ruh halini dile getirmişti. Türk basını, bu sözlere mal bulmuş Mağribi gibi sarılmış, hatta en büyük “Türk solcusu” (Kemalist) kalem de ırkçılığın soldan feryadı olan ünlü “tehlike çanları” başlıklı yazısını yazmıştı.

Ama, açık-seçik niyetiyle en radikal destek, Türk ırkçılığının sözcülerinden Nihal Atsız’dan gelmişti. Atsız, Haziran 1967 tarihli Ötüken dergisinde yayınlanan yazısında, “biz bu ülkeyi Gürcülerin, Rumlar ve Ermenilerin kökünü kazıyarak aldık” diyor, ama kırımdan Kürtlerden ihanet gördüklerini yazıyordu. Atsız, aynı Kürtlerin şimdi devlet olma hayali peşinde koşmaya başladıklarını söylüyor devam ediyordu:

“Onun için, Türk milletinin başını belaya sokmadan, kendileri de yok olmadan çekip gitsinler. Nereye mi? Gözleri nereyi görür, gönülleri nereyi çekerse oraya gitsinler. İran’a, Pakistan’a, Hindistan’a, Barzani’ye gitsinler. Birleşmiş Milletlere başvurup Afrika’da yurtluk istesinler. Türk ırkının aşırı sabırlı olduğunu, fakat ayranı kabardığı zaman Kağan Arslan gibi önüne durulmadığını, ırkdaşları Ermenilere sorarak öğrensinler de akılları başlarına gelsin.“

Faşist yazarın, Türk devletiyle iç içeliğini bilenler için yazı, içi kof bir palavra değildi. Yazılanlar, bir hazırlığın habercisiydi.

Netim, Türk ordusu bir süre sonra, daha sonra “Komando Harekatı“ adı ve “silah toplama” bahanesi ile Kürt köylerini basıp meydanlarda insanlara işkence ve yat-kalk talimleri yaptırmaya, yaşını-başını almış yaşlılara hayvan pisliği yedirmeye başlıyordu.

Öte yandan, Atsız’ın yazısı Kürtler için sonun başlangıcı oldu. Soykırımla beslenmiş kesif koku yıllarından sonra, eylem olarak küçük, fakat anlamsal olarak büyük bir karşı koyma refleksi gösterildi. Zamanın ruhu uyanmıştı.

Ankara ve İstanbul üniversitelerinde okuyan Kürt öğrenciler, kültür ve dayanışma dernekleriyle daha yeni yeni örgütlenmeye başlamışlardı. 19 dernek, ilk defa bu olay nedeniyle, siyasal sahneye çıktılar. Bir bildiriyle, Nihal Atsız’ın iftira ve hakaretlerini, tehdit salvolarını kınamakla kalmadılar, Ankara’da, İstanbul’da karşı gösteri düzenlediler.

Bu, kara korkuyu delmede bir başlangıçtı. Dr. Şivan (Sait Kırmızıtoprak) ve Sait Elçi’nin Barzani hareketine katılmak üzere Güney’e gidişi, Kuzeyde “Doğu Mitingleri“ bundan sonradır.

Recep Erdoğan’a gelince, pek çok Türk ırkçısı gibi o da, soyca Türk değildir. Kendisi iki kuşak öncesi açlıktan kaçıp, bu tarafa sığınmış, eski Pontus ili Rize‘nin Potamya Köyüne yerleşmiş Gürcü ailenin oğludur. Eşi Emine de Arap…

Recep Erdoğan, şimdilerde şehir şehir dolaşıp meydanlarda Türklere, Kürt düşmanlığı ile kendini has Türk olarak pazarlıyordu. Duyan insan ikrah ettiren bir söylemle, kanı dökücülüğüyle kendini beğendirmeye çalışıyor, sağ kalan Kürtlere de dış kapıyı gösteriyordu.

Mesela, Trabzon meydanında, kükrüyordu:

“Bizde, Kürdistan diye bir bölge yok. Çok seviyorsan, Irak’ın kuzeyinde Kürdistan var. Yallah oraya. Git Kürdistan’a. Sizin, bu ülkede yeriniz yok.“

Kürdistan konusunda, küflü simidi taze diye satmakla övünen, hiç bir değer tanımayan bu eski kalpazan işportacıya, Kürdistan’ı anlatacak değilim. Ama, Sunay’dan sonra yaşananlar ortada. Kürtler, mücadeleleriyle dünyanın saygın bir halkı.

Erdoğan‘a gelince, bugün “Irak’daki Kürdistan” dediği ülkeyi de dün red ve inkar ediyordu. Pasaportunda Kürdistan mührü olan insanları, böyle bir yer yok diyerek geri çeviriyordu.

Şimdi ise tükürdüğünü yalıyor.

O nedenle, “bırak yalanı, dolanı aldıkların, götürdüklerini toplayıp geldiğin yere, Gürcistan’a dön“ demiyorum. Kal diyorum. Kalki Kürdistan’ın önünde eğilesin…

“Katil Kürdistan’dan defol” haykırışları o kadar yakından duyuluyor ki…

Yazarın diğer yazıları