Kürdün düşmanı birleşti: Zaman Öcalan zamanıdır

KCK bu referandumun netameli bir iş olduğunu hemen anladı.
Üst üste KDP’yi ve YNK’yi uyardı. “Yapmayın, etmeyin” dedi. „Attığınız adımın arkasında duramazsınız” diye kulaklarını da çekti. “Çünkü dedi, Irak’ın resmi statüsünü değiştirerek, bu devletten ayrılmanız için her şeyden önce ‘iç faktör’ zayıf. Güney Kürdistan halkının iradesine dayanmıyorsunuz. Güney’de birliği sağlamaktan çok uzaksınız. Dört parça Kürdistan’ın ortak iradesini arkanıza almak için hiçbir şey yapmadınız. Ve ‘dış faktör’ün de aleyhinize olduğu çok açıktı.“
Mealen bütün bunlar söylendi.
Sonunda Kürt yurtseverliğinin tarihi mesajı geldi. Karayılan, „Bu referandumla Kürt kazanımlarına saldırı olduğunda Güneyli kardeşlerimizi yalnız bırakmayacağız“ dedi.
Güney Kürt ulusal birliğine dayanmadığı için ve kendi içinde iktidar yarışına yuvarlandığı için İran ve Türkiye’nin kapalı av sahası haline geldi. YNK İran’dan, KDP Türkiye’den beklentiler için gününü gün etti. Sonunda bunlar Güney’in elinden en önemli kentleri teker teker kopartmaya başladılar.
Bunca yıldır sosyalist mücadele içindeyim, her hangi birimizin ya da her hangi bir partinin görüşlerinin, PKK Önderinin görüşleri gibi anında, şüpheye mahal olmadan, hiçbir tartışmaya açık kapı bırakmadan doğrulandığına, emin olun şahit olmadım.
Şimdi Avrupa’da ve dünyanın dört bir yanında Kürt halkı ayakta. “Önderlikten haber” bekliyorlar ve Türk devleti bunu sağlayana kadar da sokaklardan ayrılmayacaklar.
Neden acaba?
Çünkü dört parçadaki Kürt halkı, şu anda Öcalan’ın önderliğine duyduğu ihtiyacı, hiçbir zaman duymamıştı. Tarih öyle bir noktaya getirdi ki, “şimdi Öcalan zamanı”.
Öcalan şu referandumdan bir gün önce konuşabilseydi… Hele serbest kalabilseydi…Referandum yapılabilir miydi? Öcalan Güney halkını öylesine inandırıcı bir şekilde uyarırdı ki, arkasında binbir kirli uluslararası hesap olan bu referandum yapılamazdı.
Kerkük Irak devleti tarafından işgal edilemezdi.
Êzîdîlerin mukaddes topraklarını işgalci postalları kirletemezdi.
Dört parçanın Kürtleri eylemli olarak Öcalan’ın etrafında birleşirdi. NATO ülkesini nasıl masaya oturmaya mecbur ettiyse, Öcalan İran’ı da, Irak’ı da, Suriye’yi de masaya oturmaya mecbur ederdi.
Öcalan’ın oturduğu masada Kürt kaybetmez.
Öcalan’ı Kerkük’te dinliyor gibiyim: Kerkük’ün tarihini anlatıyor. Dinleyenlerin ağzı bir karış açık. Bilmedikleri bir tarih gözlerinin önünde canlanıyor. Türkmenleri, onların tarihini, kültürlerini, nereden okur, nasıl öğrenir bilmem, öyle bir anlatıyor ki, az önce parmaklarını Kürt işareti yapmış olan Türkmen utançla elini cebine sokuyor. Şii Türkmenler Öcalan’ı dinlerken neredeyse vecde gelmiş, “ya Ali, ya Muhammed!” diye haykırıyorlar. Êzîdîer, Süryaniler, Ermeniler bu insanın şahsında yok edilen tarihlerinin yeniden dirildiğini hissediyor.
Birileri tek mermi yakmadan kaçtılar ya…
Öcalan, hayatında silah kuşanmamış bir insan olarak, sözüyle dünya devletinin yapamadığını yapıyor; dört parça Kürdistan barış için birleşince, o dört parçanın içinde olduğu devletlerin diktatör taslakları, usulca ellerini tetikten çekiyor. Öcalan’ın sözüne mermi sıkılamaz. Bumerang gibi sıkanı vurur.
Öcalan yazı yazan, kitap yazan, ciltleri ciltlerin üstüne koyan bir önder. Trump ne yazar? Merkel ne okur? Ya Erdoğan? İbadi? Barzani?
Sözün olmadığı yerde silah olur. Silah, egemenin elinde zaten sözü öldürmek içindir. Küreseller ve Türk devleti Öcalan’a karşı uluslararası komployu sözü öldürmek için örgütlediler, meydanı silahlara, silah tekellerine bırakmak için.
Gözümün önüne bir Hıristiyan rahip, bir Müslüman sofi, bir Yahudi halam geliyor. Önlerinde “Mukaddes Kitap”…
Ne diyor bu kitap? Nasıl başlıyor?
“Önce söz vardı”…
O söze savaş açanlar, Allah’a savaş ilan etmiş oluyorlar.   
Öcalan’a özgürlük mücadelesi çoktan Öcalan’ın kişisel özgürlük meselesi olmayı aştı. İnsaniyet meselesi haline geldi.
Sokaklarda “sözümüzü” söylemek büyük bir devrimciliktir.
Düşman birleşti.
Zaman Öcalan zamanıdır.

Yazarın diğer yazıları