Kürdün kanlı hançeri

Kürtler, geçen yüzyılın başlarında kaybettikleri özgürlüklerini elde edebilmek için ardı arkası kesilmeyen bir mücadele verdiler ve kendilerine yönelik uygulanan imha, inkar ve asimilasyon politikalarına karşı büyük bir direniş ortaya koyarak eşi görülmemiş bedeller ödediler. Günümüzde Güney Kürdistan’da elde etmiş oldukları statü de dahil tüm kazanımları Kürtlerin bu bir asırlık direniş ve mücadelelerinin bir sonucu olduğu kuşku götürmezdir. Bilinmelidir ki bugün Kürtlerin elde ettikleri kazanımları hiçbir devlet, hiç bir güç, hiç bir siyasal parti tek başına Kürtlere bahşetmemiş, Kürt halkı kendi öz çabalarıyla elde etmiştir. Bu bakımdan Kürdistan’ın hangi parçası olursa olsun Kürt halkının çıkarlarına zarar verecek, halkın iradesini yok sayacak her uygulama her şeyden önce bu halka ihanet olma gibi bir özellik taşıyacaktır.

Geldiğimiz aşamada ne yazık ki hem YNK hem de KDP’nin ortak özelliği Kürtlük adına hareket ettiğini söyleyip, Kürt halkının çıkarlarını satmakta tereddüt göstermemeleridir. Emperyalizmden çözüm umma, bölge devletlerine yaslanma, icazet, teslimiyet her iki partinin de ortak noktası olmuştur. Bu politika yapma biçiminde o denli pervasızlaştılar ki katillerine benzeşmekte oldukça mahir bir hal aldılar. 27 Kasım gibi Kürt halkının dirilişinin sembolu kabul ettiği bir günde her türlü hakaret ile birlikte Türk devletinin Kuzey Kürdistan’daki Kürt siyasal partilerine karşı geliştirdiği saldırganlığı aratmayan bir biçimde Tevgera Azadî merkezini abluka altına almıştır. Resmi faaliyetlerini 4 yıldır sürdüren Tevgera Azadî 2014 yılından beridir Başurê Kurdistan genelinde faaliyet yürütüyor ve birçok kentte parti binası bulunuyor. 4 yıldır resmi faaliyetlerini yürüten bu parti kapatılmak isteniyor. Buna yol açan etmenlerden bir kaçını yeniden bu vesileyle hatırlatmak gerekirse;

Birincisi; günümüzde Güney Kürdistan’da etnik, ulusal, kültürel, inanç düzeyinde yaşanan çelişkiler ve bunların yarattığı siyasal, sosyal ve toplumsal sonuçlar tüm çıplaklığıyla gözler önündedir. Ülkede siyasal sorunların yarattığı toplumsal sorunlar ağırlaşırken yoksullukta giderek daha vahim boyutlara ulaşmakta küçük bir kesim sürekli ülkenin imkanlarından nemalanırken büyük çoğunluk yoksulluğun en dip halini yaşamaktadır. Bunun yarattığı en dikkat çekici sonuçlardan biri ise bu ağır krizlerin yine bölgedeki Kürt düşmanı güçlerin başını çeken Türk devletine yaranarak ve onlardan medet umarak çözmeye çalışmanın bir yazgı gibi Kürt Halkına dayatılmasıdır.

İkincisi; yaşananlar tekrar göstermektedir ki, halkların kurtuluşu emperyalizme ve işbirlikçilerine bel bağlamakla sağlanamaz. Bu anlayışın gideceği yer işbirlikçilik ve ihanettir. Ne yazık ki gerek Barzani ve Talabani, gerekse de şu an onların çizgisini derinleştirerek sürdüren Kubat Talabani ve Neçirvan Barzani gibi yeni kuşak siyasetçilerin politikaları; emperyalistler arası çelişkiler, emperyalistlerle bölge devletleri arasındaki çelişkiler ve bölge devletlerinin kendi aralarındaki çelişkiler üzerine oturmuş, ittifakları buna göre şekillenmiştir. Bu bakımdan milliyetçiliğin Kürt halkını getirdiği nokta emperyalizmden yardım dilenme olmuştur.

Üçüncüsü; bu siyaset yapma biçimini ilkesizlikte sınır tanımaması bir yana Kürt Federe Devleti’nin dayandığı tarihi, sosyal ve siyasal dinamiklerden de kopuk değildir. Nihayetin de Kürt aşiretçi, feodal, küçük burjuva, gerici değerleriyle KDP ve YNK Kürtlerle çatışmanın iki diğer adıdır. Kürt ulusal birliğini özgürlüğünü amaçlayan her yeni hareket karşısında bu iki gücü görmüştür. Varlıklarını korumak için özgürlükçü güçlerle mutlaka karşı karşıya gelirler. Yalnızca ulusal birlik ve özgürlükçü güçlerle değil kendileri gibi güçlerle de çatışmaktadırlar. Bu çatışmalar bu güçlerin karakterlerinin bir dayatmasıdır. Yani Kürt düşmanlığı ilkel milliyetçi güçlerin kanında vardır. Bu bakımdan bu gün Tevgera Azadî’nin kapatılmak istenmesi çokta onlara aykırı bir tutuma ya da yeni bir gelişmeye tekabül etmemektedir. “KDP türü oluşumlar dış güçlerin bölgesel politikaları için en ideal kullanım araçları olmuşlardır. Gelişmemiş burjuva temel ve daralan feodal aşiretçi yapıları nedeniyle, sürekli halkın öz güçlerine karşı en tehlikeli rolleri üstlenmekten çekinmemişlerdir. Yaşamları ve zenginlikleri için ellerindeki tek koz, çağdaş bir Kürt ulusal hareketine karşı en iyi piyon konumunda bulanmaktadır. Bölgeyle ilgili çıkarları için ve basit aile çıkarları doğrultusunda, hangi devlet isterse onunla en tehlikeli ilişkiye girmekten çekinmezler. Bu konuda herhangi bir etik değer veya ideolojik ve siyasi ilkeleri yoktur. Olsa bile pazarlamaktan çekinmezler” diyen Kürt Halk Önderi Öcalan kanımca bu durumu oldukça çarpıcı bir biçimde tarif ediyor.

Belirttiğimiz gibi bu partiler, Kürt gericiliğinin bileşkesidir. Hala ayakta durduklarına göre geri beslenme kaynaklarının, Kürt arkaik geleneğinin çok daha güçlü analizi gerekiyor. Bu beslenme kaynaklarının kurutulması, Güney Kürdistanlı Kürt halkı nezdinde daha fazla teşhir edilmesi ve buradaki halkın örgütlendirilmesi oldukça acil bir görev olarak tüm devrimci yurtseverlerin önünde durmaktadır. Unutmayalım ki bu durumun aşılması Kürtler için bir yazgıya dönüştürülmek istenen hançer siyasetinin aşılması kadar muazzam bir kültür devrimi anlamına da gelecektir.

Yazarın diğer yazıları