Kürt annelerinin öznelliği

Savaşlar söz konusu olduğunda anneler genelde acıklı nesneler olarak resmedilir. Hakim algı, oğlunun cenazesi üstünde yas tutan anadır. Moskova’daki Büyük Vatanseverlik Savaşı Müzesi’ne gitmiş olan bilir, müzenin bir bölümünde sayısız ışık huzmesi altında beyaz bir heykel bulunuyor. Heykel, kollarında ölü direnişçi asker acılı bir anneyi gösteriyor. İkinci Dünya Savaşı’nda Nazi faşizmine karşı muazzam direnişi sergileyen müzede anneler maalesef ki bu role indirgenmiştir.

Kürdistan gerçeğinde, özellikle de son 40 yıllık mücadele açısından, annelik asla sadece bundan ibaret olmamıştır. Elbette ki katil devletin soykırımcı saldırıları neticesinde en çok annelerin ciğeri yanmıştır, yanmaktadır. Ancak başından itibaren mücadele ve direniş gerçeği içinde politikleşen Kürt anaları, kolektif düzeyde varlıklarını hiçbir zaman ‘acılı, apolitik, çaresiz, yazık’ gibi sözler üzerinden kurgulanan anne profili üzerinden geliştirmediler. Bu, onların evlatlarına yaşatılan işkence, esaret ve katliamlar karşısında acı çekmedikleri anlamına gelmez. Ama söz konusu bağlamda politikleşme zaten o acının bizzat kaynağıyla mücadele anlamına gelmektedir.

Bu gerçeği 1980’lerin başındaki zindan direnişleri döneminde de, 90’ların başındaki serhildanlarda da, 2000’lerin başında örgütlü bir hal alan barış mücadelesinde, güncel anlamda da 2015-16’daki öz yönetim direnişleri ve en çok da günümüzdeki büyük açlık grevi direnişinde görmekteyiz.

40 yıllık mücadele tarihinde anneler en zor zamanlarda en net tutumu ortaya koymayı bildiler. Bunun sayısız örnekleri mevcuttur. Hiçbir muğlaklığa yer bırakmayıp, soykırımcı devlet düzeni karşısında kararlı mücadelenin öncülüğünü çoğunlukla onlar üstlendiler. İki Kürt gencinin katledildiği 2009’daki 4 Nisan Amara yürüyüşünden dönerken bir babanın gençleri suçlayıcı sözleri karşısında bir annenin “Sen gençleri suçlayacağına önce tankla-topla katliam yapmaya gelmiş devleti gör!” şeklindeki sözleri hala aklımda. Bu sadece basit bir örnektir. Sayısızcası eklenebilir.

Önceki gün, Anneler Günü’nde yapılan HDP Amed İl Kongresi’nde konuşan Barış Annesi Nazime Yürek de “Ne zamanki Önderlik üzerindeki tecrit kalkarsa çocuklarımız üzerindeki tecrit de kalkmış olur. Suçu başkasında görmeyelim. Çocuklarımız bu kararı almış, bizlere de anneleri olarak arkalarında durmak düşer” sözleriyle çok net bir biçimde annelerin öncülük ettiği toplumsal direnişin gerekçelerini ortaya koydu.

O yüzden Kürdistan gerçeğinde anneler, apolitik nesneler olarak ele alınamaz. Ya da mücadeleleri sadece annelik duygusuna indirgenemez. Çünkü bilinçle yoğrulmuş bir annelik söz konusudur. Onlar, mücadelenin son derece politik özneleridir. Ve bugün oynadıkları rol, omuzladıkları misyon 40 yıllık mücadele sürecinde bu politikleşme düzeyinin ne kadar derinleştiğini ortaya koymaktadır.

Kim ki bunu böyle anlamıyorsa sömürgeci zihniyetin etkisi altındadır. Zira Türk sömürgeciliğinin belki de en az etkilediği, en az sarıp sarmaladığı toplumsal kesimi analar teşkil etmektedir. En zor zamanlarda toplumsal mücadele öncülüğünü onların yerine getirmesi, Brecht’in oyunundaki gibi değil de, gerçek anlamda birer “Cesaret Ana” olmaları, kaynağını belki de bu gerçekten alıyordur.

Yazarın diğer yazıları