Kürt askere mektup

Bir şeyin değişeceği yok ama, yeni bir sene daha; Serê sala we pîroz be, xelkê min!..

Ana dilimden bu küçücük cümleden sonra, metazori olarak düşünce sistematiğimizin dili haline getirilen “Tırki”ye dönersek, her yenilik bir başlangıçtır, derler.

Ama, Çetin Altan usta, “her türlü etkileşim, değişim ve dönüşüme kapalı yaratık” demeye mı getiriyordu, bilinmez ama, Türk yönetimlerinin dibe düşme halleri karşısında, “bir Türk dünyaya bedeldir” övünmesiyle dalgasını geçiyordu.

“Türk uyumaz, asla korkmaz, dünyayı takmaz, üşümez, acıkmaz ve katiyen ağlamaz” diyerek alaycılığını sürdürüyordu.

Dünyaya, yer uygarlıklarına uyumum önlenemez diyalektiği değişim ve dönüşümleri de ıskalayanlar, kulaklarına fısıldanan ezberle toplumsal gerçeklerin dinamiğine direndiler.

Örneğin, “dört yanımız düşmanla çevrili” ezberi, Osmanlı’dan kalmaydı. Çevreyi düşman, düşman topraklarını talan, gasp, yani ganimet alanı göre alışkanlığıydı. “Beka” meselesi de…

Çünkü Osmanlı, gaspçı (zorla ele geçiren) ve işgalci topluluklar bütünüydü. Üstüne kondukları toprak sahiplerinin, günün birinde ayaklanıp onları kovacağı korkusuyla titriyorlardı. Nitekim korku, eceli önleyemedi. Günü gelince her yerden kovuldular.

Bugün, Kürtlere karşı yürüttükleri topyekün savaşa “beka meselesi” (yaşama imkanı, şansı) demelerinin temelinde yatan korku da budur: Kürtlerin onları, yurtlarından kovması…

Bu korkunun eceli önleme aracı olmadığını göreceğiz. Ama yine de güncele dönersek:

Kurt, yer yüzünün en zalim katilidir. Buldu mu, yiyeceği kadar değil, gücünün yediği kadar hayvanı öldüren, soykırımcı bir yaratıktır, o. Bu haliyle, Çin’in kötülükler efsanelerinden fırlayan bir katil semboldür. Ama Türkler tarafından kabul görmüş ve Türk ırkçılığının sembolü olmuştur.

Gürcü Recep Erdoğan da, kurt başı işareti yaparak “has, arı kanlı Türk” olmaya karar verdikten sonra, “beka davası” adına Kürt kanına girme programını ilan etmişti. O günden beri, bütün adamlarıyla, kanlı dişlerini bizlere gösterir gibi, katledilen Kürtlerin sayısıyla övünüp duruyorlar…

Mesela dün, kurda tapanların partisi MHP’nin başı ve Recep Erdoğan aklının yarısını olan Devlet Bahçeli’nin yaş günüydü. Yavru kurtları, armağan olarak ona, dişleri fırlak hırlayan, doldurulmuş kurt başı hediye ediyorlardı. Türk ordusuna ait mekkare kolları da, o sırada kurt başı işaretler yaparak Edirne’den Rojava sınırına akıyordu.

Bu durumda Recep, yer yüzündeki bütün rüzgar değirmeni pervanelerine savaş ilan etmiş Don Kişot ise eğer, aklının yarısı Devlet Bahçeli de uşağı Panso Panso’yu temsil ediyordu, yeminli Kürt düşmanlığında. İkilinin rehberliğinde yola çıkan ölüm mekkare kolları sınırda toplanıyordu.

Onlar dünyayı, Birinci Dünya savaşı süreci, Kürtleri de, örgütsüz, başsız Ermeni, Rum ve Süryani, dolayısıyla soykırımı kolay sanıyorlardı.

Öte yandan belki değil. Muhakkak ki, sınıra yığılan silahlılar arasında, senin “vatani görev” diye gönderdiğin oğlun da vardı, Kürt. Utanç ki o, akrabalarını, kuzenleri, bir nefes özgürlük için ayağa kalkmış halkının imdadına koşan öz kardeşini vurmak için oradaydı. Yeni doğmuş bebek kadar masum, halkının tepesinde tetikçi. Evi basılmış, annesi saçlarından sürüklenmiş, babası dipçiklenmiş, çaresizliğin çaresi olarak hıçkırıklı bir ağlama tutturmuş Liceli, Botanlı, Serhatlı, özetle tekmil Kürt çocukları kadar mazlum, onuru için ayağa kalkmış kendi kendi halkının celladıydı, oğlun!..

Dünyada, böylesi soysuz aymazlık yoktur, kalmadı Kürt kardeş. “Vatan görevi” sloganlı ise ta başından beri puçtu. Hiç bir zaman ortak vatan kavramı olmadı ki, görev olsun!..

Kürdistan, 95 yıllık Türk tarihi boyunca işgal topraklarıydı. Kürtler esaret ötesi gün görmedi. Tek bir gün olsun vatandaş sayılmadılar onlar.

Doğrusunu isterseniz, onlar da 95 yıldır Türk boyunduruğundan kurtulmak için savaşıyor, ölüyor, yangınlar arasında kalıyor, sürgün yollarını aşındırıyorlar.

Ortak din mi? İslam dünyasında, rejimin dini kendine, Türkün de kendincedir. Kürtlerin İslami ise Mevlana Halidin’in reformuyla biçim kazanmış, ay ve güneş ışığıyla aydınlanmıştır.

Ayrıca, yurt hırsızları, gaspçı ve talancılarla, soykırımcılar şehir, köy yıkım ile yangıncıları, ne zamandan beri dinli oldular? Bu soydan olanlarla nasıl dindaş olur Kürtler? Onlar gerçek Müslüman değil, camiye de giden IŞİD’çilerdir. Müslüman Kardeşler, Nusracılar…

Ortadoğu bu soydan çetelerle doludur.

Sözüm sanadır, koyun bakışlı Kürt kardeşim:

Sen, “vatan görevi” yutturmacasıyla, “Mehmetçlk” payeli silahlanırken, küçücük çocukken gözlerinin önünde ateşe verilen evin, askerler tarafından yeniden basılıyor, annen yerde tekmeleniyor, dayaktan payını almış babanın ağzı, burnundan kan boşalıyor, duvar dibine büzülüp hıçkıran kız kardeşin, göz yaşlarını silerek çeyiz sandığının yağmalanmasını seyrediyordu.

Afyonlanarak kandırılıp uyuşturulmuş Kürt uyan. Halkın yangın içindeyken askerlik yapmamak da başkaldırmaktır!..

Yazarın diğer yazıları