Kürt gençlerine Libya yolu…

Dünyanın neresinde bir silah patlarsa patlasın, bunlar kan görüp ölü soyma histerisine kapılmış, ganimet toplama, hırsızlık, talan yapma hevesleri depreşmiş, galeyana gelmiş gibi öne fırlıyor, “bizi de dahil edin“ diye dil döküyorlardı. Savaş yangınlarının kıyısında yer almak için, rüşvet bile ödüyorlardı.

Kore savaşında böyle ve bu yoldan giderek yer aldılar.

Sonra, “bizim orada ne işimiz vardı?“ feryatları arasında, Kore’de ölenlerin anıldığı bir dönem başladı. “Nerede savaş gümbürtüsü, orada buluntu“ hevesleri örtülü kaldı.

Kimse bir yere asker göndermeyi göze alamadı.

Ama 1990’larda, “lümpen ruh“ iktidara yürümeye başlayınca, “Osmanlı kan damlayan şanlı tarihi“ uç vermeye başladı. “Hırsızlar, talancı ve tecavüzcüler imparatorluğunun torunları“ savaş baltalarını, toprak altından çıkarıp bilemeye, nerede bir tüfek patlarsa, “yer açın, biz de varız“ hevesiyle katılım naraları atmaya başladılar.

İlk olarak, Afganistan savaşı kapılarından girdiler. Karşılığında Amerika ve NATO’dan Kürtleri ezmek için, askeri destek aldılar. Kuzeyli Kürtleri terörist ilan ettiler. Eski bir solcu ve “Türkiye’nin Geri Kalmışlık Tarihi“nin de yazarı olan dönemin Dışişleri Bakanı İsmail Cem, Afganistan sokaklarında, “hayrat peşinde koşan derviş“ gibi çocuklara şeker dağıtan Türk askerlerine bakıp “sanayi, güçlü ekonomisi varsa, bizim de ordumuz var“ sözünü bu süreçte söyledi.

Sonra Somali ve Bosna’ya asker gönderdiler.

Camiciler iktidarı ise Osmanlı’nın talancı ruhunu çağıra çağıra, başkasının savaşına katılmayı, “kendi nam ve hesabına fetihçiliğe“ dönüştürdüler. 9 yıl önce ta Afganistan, Özbekistan, Çin’in Uygur’u, Balkanlardan getirttikleri İslamcı kiralık katilleri, tecavüzcü, hırsız ve insan kasaplarını giydirip silahlandırarak vekaleten Suriye’ye saldılar.

Doğanın kurtları, sırtlanları gibi zayıf düşmüşe acıması yoktu. Her zayıf, ayağına gelmiş ganimetti.

İnsaf yok, merhamet tanımıyorlardı. Nereden kan ve ölüm kokusu geliyorsa, oraya seğirtiyor, savunmasız Kürtlerin gırtlağına sarılıyor, zayıf düşmüşe aman vermiyorlardı.

Önderleri Recep Tayyip, Kürt kanı dökmeyi seviyordu. Bazı sabahlar, “öldürdük“ diyerek, günün ilk nutkuna, kuzeyli Kürtlerin kanıyla başlıyor, katledilmişlerin rakamlarını sıralayarak, Türk halkını sevindirik hallerine ortak ediyordu.

O konuştukça, bitişikteki Suriye ve Irak Kürdistanı da kan içinde kalıyordu.

Bu arada Irak’ın, İslamcı katillerle savaşını fırsat bilip yukardan istilaya geçtiler. Musul’a saldırmak üzere, Başika’da üsleniyor, bir başka saldırı koluyla Irak Kürdistanının kuzeyini işgal edip Süleymaniye kapılarına dayanıyordu.

Rojava, Amerika, Rusya ve NATO’nun Recep Tayyip’e hediyesiydi…

Ortadoğu, Gürcü Recep’in karıştırıcılığıyla kan içinde…

Ve kanı, kuzey Afrika Libya’ya da sıçrattı. Ajansların günler öncesinde verdikleri habere göre, Suriye’deki kiralık katillerin bir bölümü, aylık 2000 dolar karşılığında Libya’ya çıkarıldı.

Türk tanları, droneleri orada ölüm kusuyor.

Şimdi düzenli ordu gönderme hazırlığında, Recep Tayyip…

Kürt gençlerinin “bedel para“yı bulup ödeme ve askerlikten kurtulma imkanları yok. Yakalanan “vatan görevi“ dedikleri askerliğe sürükleniyor. Onlar köyleri, ana yurtlarında terörist. Askerlikte, kardeşiyle savaş için cepheye sürülürken, ülkesini yakıp yıkmada kullanılırken “Mehmetçik…“

Korede “Mehmetçik“ti onlar. En çok onlar öldüler. Bölük bölük Kıbrıs çıkarıldılar. Orada da “Mehmetçik“tiler. Suriye’de kardeş katili yapıldılar. Güneyde işgalci…

Cizre, Sur… yıkılırken, 177’ler diri diri yakılırken, katil birliklerde Kürtler de vardı.

Bunu hep yaptılar. Kürt gençlerini ana, babaları, kardeşlerinin katili, kendi ülkelerini yakan ateş taşıyıcı olarak kullandılar.

Davaları olmayan savaşlara sürüldüler. Kore’de çok öldüler.

Şimdi, Libya’ya sürecek tanımadıkları, dilini bilmedikleri insanların katili yapacaklar onları…

Orada ölen olursa, “Mehmetçik“ olacak. Hapisteki adamı, “Mehmetçik babası“ diye kutlayacaklar. Surlu, Şırnaklı, İdil, Yüksekova, Nusaybin, Silopi, Vartolu anaları “Mehmetçik“ anası diye kutsayacaklar.

Kürt yurtseveri için ne aşağılayı bir hal: Türk yayılmacılığı uğruna kutsal ölü olmak…

Bu daha ne kadar sürecek, böyle!..

Yazarın diğer yazıları