15.6 C
Berlin
Cumartesi, Ekim 19, 2019
Ana Sayfa Haber Karasu: Kürt gençlerinin dağa çıkması en meşru mücadele

Karasu: Kürt gençlerinin dağa çıkması en meşru mücadele

HDP önüne bazı ailelerin gönderilmesini komplo ve provokasyon olarak niteleyen KCK Yürütme Konseyi Üyesi Mustafa Karasu, Kürt gençlerinin dağa çıkmasının en meşru mücadele olduğunu vurguladı.

KCK Yürütme Konseyi Üyesi Mustafa Karasu, Medya Haber TV’de 9 Eylül’de yayınlanan Ülkeden programının konuğu oldu.

Kayyum darbesine konusunda “Belediyeler gasp edilen bir yerde herhangi demokratik çözüm olamaz” tespitini yapan Karasu, HDP önüne bazı ailelerin gönderilmesine ilişkin şöyle dedi: “Provokasyondur tabi, komplodur. Kayyum direnişi zayıflatmak, geri çekilmesini sağlamak, destek verenleri töhmet altında tutup onların destek vermelerini engellemek için yapılıyor.”

Karasu, orman yakma suçlamalarına da tepki göstererek, “PKK’nin orman yakma gibi bir hedefi yok, amacı yok, kararı da yok. PKK yapmış ve üstlenmiş haberleri yalandır, yalan söylüyorlar” dedi.

Öcalan üzerindeki tecrit

Karasu, değerlendirmelerine Kürt Halk Önderi Abdulllah Öcalan üzerindeki tecrit ve yansımaları ile başladı:

“7 Ağustos’tan önce iki-üç avukat görüşmesi, bir aile görüşmesi oldu. Aile görüşmesi zaten uzun yıllar olmuyordu. Avukatlarla görüşme sekiz yıla yakın olmamıştı. Ancak zindanlarda tutsakların süresiz-dönüşümsüz açlık grevine daha sonra da ölüm orucuna girmeleri, Kürt halkının desteklemesi, beyaz tülbentli anaların desteği, yine Türkiye’deki kamuoyunun İmralı’daki tecride karşı çıkması sonucu AKP iktidarı zor durumda kaldı. Fazlasıyla tecrit oldu. Hiçbir hukuka dayanmıyor. Tamamen haksız, hukuksuz, keyfi bir uygulama. Türk devleti dışarıda da anayasa ve hukuktan bahsettiği için mecbur kaldı görüşmeleri yaptırmaya. Baktı ki çok zorlanıyor görüşmeleri yaptırayım, hem kamuoyuna tesir edeyim, hem de Kürt toplumunda, demokrasi güçlerinde bir beklenti yaratayım arayışlarına girdi. Böyle bir amaç güttü. Ondan sonra çeşitli basın-yayın organlarında görüşmeler oluyor, bir çözüm süreci olabilir gibi bir hava yaratmaya çalıştı. Böylelikle demokrasi güçlerinin, Kürt halkının AKP-MHP faşizmine karşı mücadelesini gevşetmek istedi. Demokrasi güçlerinin, zindandaki yoldaşların mücadelesi karşısında sıkışınca bu defa böyle bir yaklaşım ortaya koydu.”

Öcalan demokratik çözümden yana

Ortada herhangi bir müzakere-diyalog sürecinin olmadığını vurgulayan Karasu, şunları ifade etti:

“Önderlik ‘umut ederim olmasını’ dedi, fakat öyle bir şey yok. Yani Önderlik de ‘kimse bu görüşmelerden beklentiye kapılmasın’ dedi. Şimdi herkesin şunu bilmesi gerek; Kürt halkı üzerinde nasıl bir özel savaş, psikolojik harp varsa İmralı üzerinde de var. İmralı herhangi bir cezaevi-zindan değil. Kürt halkına nasıl ki yüz yıla yakındır bir özel savaş, psikolojik savaş, kirli savaş uygulanıyorsa, Önderlik üzerinde İmralı’da uygulanan da öyledir. Nasıl ki Kürt halkına buna karşı bir mücadele-duruş içerisindeyse, Kürt Halk Önderi de böyle bir duruş içerisinde. Kendisi üzerinde hangi politikanın uygulandığını biliyor. Buna göre davranıyor. Önder Apo’nun duruşu her zaman demokratik çözümden yanadır. Demokratik çözüm olursa bunu kolaylaştırmadan yanadır. Ama bu Önder Apo’ya bağlı bir durum değildir. Önder Apo bunu kolaylaştıran, bunun ortamını, zeminini hazırlayan bir yaklaşım içerisinde. Mesajlarıyla, tutumuyla bunu ortaya koyuyor. Ama Türk devletinin böyle bir niyeti yok. Türk devleti şu anda AKP-MHP iktidarıyla tamamen Kürtler üzerinde bir soykırım politikası yürütüyor.”

AKP-MHP’nin niyeti soykırım

Türk devletinin Kürt Özgürlük Hareketi’ni tasfiye etmekle soykırımı tamamlamayı amaçladığını belirten Karasu, hedefin yalnızca Kuzey Kürdistan’la sınırlı olmadığını şu şekilde ifade etti:

“Sadece Bakûrê Kurdistan’da değil, Başûr’da, Rojava’da aynısını uyguluyor. Geçen gün demedi mi Misak-ı Milli’nin ne olduğunu bilmiyorsunuz? Bu yönüyle kendisinin Suriye ve Başûrê Kurdistan saldırısını meşrulaştırıyor. 19’da Misak-ı Milli ilan edildi ama ilan edilirken Türkiye, Türkler ve Kürtlerin ortak vatanı ilan edildi. Ve tek vatan, tek millet değil. Şimdiyse Misak-ı Milli derken sadece bunu kullanmak istiyor. Başûr ve Kuzey Suriye’deki Kürtleri de içine alacak şekilde soykırıma uğratmak istiyor. Böyle bir niyeti var. Şu anda AKP-MHP faşist iktidarının herhangi bir çözüm anlayışı, yaklaşımı yok. Kimse AKP-MHP iktidarından çözüm yaklaşımı beklemesin. Bunu beklemek anlamamaktır, aptallıktır. Tam aksine bu iktidar kendisini savaşla yaşatıyor, savaşla ayakta kalıyor.”

Belediyelerin gasp edildiği bir yerde demokratik çözüm olmaz

HDP’li belediyelerin gasp edilmesine de değinen Karasu, şu değerlendirmelerde buldu.

‘’Bu yönüyle tabi ki Önder Apo çözüm mesajları verirken, devlet aklına seslenirken böyle yürümeyeceğini, bunun Türkiye’ye yararı olmayacağını belirtiyor. Doğru bir yaklaşım gösterilmesini isterken tersine kayyumları atadı. Kayyumları atamak demokratik zihniyetin zerresi olmamaktır. Demokratik çözüme zerre kadar yakın olmamak, Kürt sorununun çözümüne zerre kadar yakın olmamaktır. Çünkü o neredeyse en son noktadır. Seçilmişlere müdahale etmektir. En yumuşak biçimde Kürt iradesinin yansıdığı yerleri gasp etmektir. Belediyeler gasp edilen bir yerde herhangi demokratik çözüm olamaz. Önderlikle görüşmeleri de bu bakımdan siyasi sürece göre anlamak lazım.

Şu anda mevcut saldırı ortamında, bu denli halka saldırırken, bu kadar kara propaganda yaparken Kürt soykırımı konusunda en kara, en çirkin özel savaş yürütülürken Önder Apo’yla görüşmeler yaptırmazlar. Çünkü Önder Apo’nun söyleyeceği her şey bu özel savaşı, bu psikolojik savaşı boşa çıkarır, zayıflatır, etkisizleştirir. Bu bakımdan yakın zamanda bir görüşme olacağını beklemiyoruz. Mücadele olursa, demokrasi ve özgürlük güçleri mücadele ederse o zaman zorlanabilir. Yine toplumdaki özgürlük ve demokrasi iradesini gevşetmek için görüşme yaptırabilir. Görüşmelerin mantığını böyle anlamak lazım.’’

İmralı’daki özel savaşın günlük olarak uygulandığını belirten Karasu, Öcalan’ın nasıl bir irade gösterdiğini başta Kürt halkı ve demokrasi güçleri olmak üzere bütün dünyanın anlaması gerektiğini dile getirdi.

Türkiye’nin demokratik bir ülke olmadığını dile getiren Karasu, anti-demokratik karakterinin tarihsel arka planına ilişkin şunları ifade etti;

“Türkiye Cumhuriyeti Kürtleri soykırıma uğratmak üzerine kurulmuş bir devlettir. Bir kere bunu herkes bilecek. Herhangi bir devlet değildir. Dünyada Türkler gibi özel savaş uygulayan bir halkı soykırıma uğratmak isteyen başka bir devlet yok. Hele 21.yüzyılda böyle bir devlet olamaz.

Neden kayyumlar kabul edilmiyor. 2016’da darbe yapıldı, şimdi yapılıyor. Şunu anlamak lazım; Türk devletinde seçim-demokrasi denilen sistem de bir oyundur. 1946’da kabul etmelerinin nedeni Türkiye demokratikleştiği, demokratik bir zihniyete kavuştuğu için, bunu sindirdikleri için seçime gitmediler. 1945’te İkinci Dünya Savaşı’nda faşizm yenilince, dünyada faşizm yenildi demokrasi cephesi kazandı denildi. Ve bu cephenin dışında olanlar yenilmiş kabul edildi. Veya demokrasi cephesine karşı olanlar olarak görülecekti. Onun için Türk devleti ne yaptı; hem daha savaş bitmeden çok kısa süre önce Hitler’e savaş açtı, aslında Hitler’le ittifaktı Türk devleti. Yargılanacaktı. Birinci Dünya Savaşı’nda nasıl ki Almanya yenildi, Osmanlı da parçalandıysa, Türk devleti de aynı duruma düşecekti. Savaş bitmeden önce Hitler’e bu sebeple savaş açtı. Arkasından iki partili sisteme, demokrasiye geçtiğini söyledi. Bunların hepsi Türkiye ve Kürt halkları üzerindeki baskıyı, Kürtler üzerindeki soykırımı örtmek için atılmış adımlardır. Bu sebeple üzerine demokrasi maskesi taktı. Yoksa Türkiye’de demokrasi yoktur.”

Kayyum Kürt’e karşı savaşın bir parçası

Türk devleti tarihinde ne zaman muhalefet gelişse askeri darbenin gerçekleştiğini söyleyen Karasu şöyle devam etti:

“Demokrasi maskesi takıldığı için ne zaman muhalefet gelişse hemen askeri darbe olmuştur. Seçimler bir tarafa itilmiştir. 1970’te de, 80’de de daha önce 60’ta da itilmişti, 90’da da itildi. 92’de milletvekilleri zindanlara atıldı. Halklar, Kürt halkı mücadele ediyorsa o vakit seçim maskesini üzerlerinden atıyorlar. Seçime dünyayı aldatmak için giriyorlar. 15 Temmuz değil 2016’da belediyelerin darp edilmesi darbeydi. Diğeri darbe girişimiydi, başarısızdı. Ama onu bahane ederek 15 Temmuz’da darbe girişimi gerçekleşti.

Ve Kürdistan’daki tüm demokratik birikimler yerle bir edilerek Kürt halkının özgür iradesi yıkılmak istendi. Bugün de o devam ediyor. Kürt halkına karşı şiddetli bir savaş açılmıştır. 2015 ve öncesi aldatarak, seçimle, demokrasi ve Kürt sorunundan biraz söz ederek acaba Kürtleri yedekleyebilir miyim, kandırıp PKK’den koparabilir miyim, sisteme entegre edebilir miyim biçiminde bir politika yürüttü. Başarılı olmayınca, Kürtlerin-demokrasi güçlerinin bunu yutmadığını görünce şiddete yöneldi. Bu savaş devam ediyor ve bu saldırılar sürecek. Kayyumlar, 7 Haziran ve 1 Kasım seçimleri sonrası Kürt halkına karşı yürütülen savaşın parçasıdır. Kayyumların atanmasının sebebi budur. Bir taraftan da dünyayı aldatma, seçim sistemini de bırakmıyor. Bu nedenle seçim oluyor, Kürdistan’dakini yok sayıyor.

Kayyumlarının reddini sadece bununla sınırlı görmemek lazım. Bir bütün olarak Kürde karşı yürütülen savaşın parçasıdır. Kürdün iradesi kabul edilmiyor. Zindanda binlerce insan var. Kürt siyasi iradesi olduğu için böyle. Zaten PKK ve Önder Apo’ya düşmanlık yapılmasının sebebi budur. Bu yüzden zindana atıyor. İşkence yapıyor, dağları bombalıyor. Kürt nasıl siyasi irade oldu? Gerilla hareketi gelişti bu sayede. Arkasından serhildanlar gelişti. Arkasından da demokratik siyasal alan ortaya çıktı. Yani Kürt siyasal iradesi ortaya çıktı.’’

Yapılan Kürt ve demokrasi düşmanlığıdır

Kürt halkının siyasal iradesini ortadan kaldırmak için Türk devletinin gerillayı hedef aldığını ifade eden Karasu, kayyumların tüm Türkiye demokrasisini ve Kürt halkının iradesini ortadan kaldırmayı amaçlayan zihniyetin ürünü olduğunu dile getirdi.

“Kürdün siyasal iradesini kabul etmiyor. Kürt benim kölemdir diyor. Kürt olur ama siyasi irade olamaz. Siyasi irade olmazsa da zamanla soykırıma uğratırlar. Dili, kültürü, okulu yok.

Bu yönüyle kayyumlara karşı saldırı; tamam Mardin, Amed, Wan belediyelerine kayyum atanmıştır ama esas Türkiye’deki tüm demokrasiye, Kürdün iradesinedir. Faşizm, Türkiye’de demokrasi istemiyor. Çünkü Türkiye’de demokrasi olursa Kürtlerin hakkı tanınır. Demokrasi düşmanlığıdır olan. Demokrasi düşmanlığının olduğu yerde kültür reddedilemez. Kürt sorunu çözülmediği, Kürt halkı özgür olmadığı müddetçe Türkiye’de sadece Kürtlere değil, demokrasi güçlerine de düşmanlık yapacaktır. Bunu herkes bilmeli.

Bu yönüyle kayyumların atanma sebebi bilince çıkarılmalı. Bu Kürt ve demokrasi düşmanlığıdır. Demokrasi güçlerine karşı 15 Temmuz’dan bu yana savaş açmıştır. Bu savaş sürüyor. Bu açıdan hem Kürt halkı, hem Türkiye’deki demokrasi güçleri bu savaşa karşı mücadele etmeliler. Mücadele gelişmezse bu savaş durdurulamaz. Kayyumlar neden atanıyor, neden saygı gösteriliyor demekle olmaz. Bununla geriletilemez. Türkiye’de Kürt siyasi iradesini, belediyesini tanıyacak bir demokrasi yok. PKK ile ilişkileri koparsınlar diyorlar. PKK ile alakası yok, Kürdün siyasi iradesi tanınmıyor. PKK sadece bahane ediliyor. Zaten Kürt Özgürlük Hareketi tasfiye edilse onlar hayli hayli edilecek. Onun için kopar ilişkini, Kürtler zayıflasın, parçalansın, bölünsün bu şekilde hepsini yutayım anlayışı var. Yoksa demokrasiyi kabul ettiği şeklinde bir şey yok, kimse kendini kandırmasın. Kürdün varlığı tanınmamıştır. Kürdün varlığı anayasaya kavuşsun, kimliği-dili anayasaya alınsın zaten gerillanın savaşacak sebebi olmaz. Gerilla Kürdün siyasi iradesinin, kimliğinin tanınması için savaşıyor. Demek ki Kürdün varlığını, kimliğini, siyasi iradesini tanımak istemiyorlar, bunun için savaş açmışlar.”

Bu bakımdan bu savaşın sürdürüleceğini ifade eden Karasu bunu, ‘’Ya demokrasi güçleri teslim olacak, faşizm tam hakim olacak, Kürtler boyun eğecek ve soykırıma yatmayı kabul edecekler, Türkleşecekler ya da savaş devam edecek’’ şeklinde ifade etti.

Bizden para istemesinler de biz 1 kuruş bile istemiyoruz

Kayyumların atanma sebebinin, HDP’li belediyelerin PKK’ye mali destek sunduğu gerekçesinin yalandan ibaret olduğunu dile getiren Mustafa Karasu şöyle konuştu:

“Öyle bir şey yok zaten. Beş kuruşluk para geldiğini ispatlasınlar biz PKK’yi feshederiz. Bizim istediğimiz onların orada iyi belediyecilik yapmaları. Halkla birlikte çalışsınlar, kendilerini irade yapsınlar biz onlardan başka bir şey istemiyoruz. Onlardan halkçı, demokratik belediyecilik isteyebiliriz, evet bunları istiyoruz. Bunları yapsalar, halkımıza verseler iyidir. Bu söylenen sahtekarlık, yalan. Kendileri her yere para dağıtıyorlar, zannediyorlar ki Kürdistan’daki belediyeciler de böyle. Bizden para istemesinler biz onların beş kuruşunu değil, bir centini bile istemiyoruz. Eskiden bir kuruş vardı, bunu bile istemiyoruz. Zaten ispatlasalar ortaya koyarlar. Adam kalkıp söylüyor. Derler ya kırk defa yalan söylersen inanılırmış.”

Bölücülük yapan iktidardır

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı’nın ziyaretinin demokratik olduğunu dile getiren Karasu, AKP-MHP’nin kendisinin bölücülük yaptığını vurguladı:

‘’Bu ziyaret normal bir demokratik ziyarettir. Mersin’de farz edelim kayyum atandı, Hatay’a, Eskişehir’e aynı şekilde, gidip ziyaret etmeyecekler mi? Destek vermeyecekler mi? Aslında kendileri bölücülük yapıyor. Diyarbakır, Mardin, Amed olursa gidip ziyaret edemezsiniz diyorlar. Orası ayrı bir ülke, dünya. Söyledikleri budur. Bu açıdan tabi ki doğaldır. Bu ziyaretlerin bu kadar kara propagandaya dönüştürülmesi, suçlanması, teröristlere destek veriyorsunuz denmesi zihniyeti gösteriyor. Bu açıktan açığa Türkiye’yi parçalı göstermektir.

Türkiye bütünse belirttikleri gibi o zaman bir yerde haksızlık olursa herkes gidecek. Siyasi görüşler farklı, senin gibi düşünmüyor. O zaman gidecek destek olacak. Kayyumlar en demokratik harekete müdahaledir. O da kayyumlara karşı çıkılmadan kimse demokrasiyi savunduğunu söyleyemez. Halkın iradesidir. Para gönderdiler diyor, yalandır hepsi. Peki, o zaman bu yalana karşı çıkmayacaklar mı? O vakit gitmezlerse Türkiye zaten bölünmüş, parçalanmış demektir. Öyle Türkiye halklarıyla, Kürt halkının kader birliği nasıl olacak. Zor zamanda birlik olmayacak ama biz bir ülkeyiz denilecek böyle bir şey olabilir mi?”

Saldırıların nedeni hukuk dışılığının ortaya çıkmasıdır

Gerçek birlik anlayışının birbirini sahiplenmekten geçtiğini ifade eden Karasu, sözlerini şöyle sürdürdü:

‘’Aslında iktidarın yaptığı tamamen Türkiye’yi parçalamak, bölmektir. Evet, biz Türkiye sınırları içerisinde çözüm istiyoruz. Bütün Ortadoğu’da Kürtlerin, mevcut devletler içerisinde varlığının tanınmasıyla Kürt sorununun çözüleceğine inanıyoruz. Ama mevcut AKP-MHP iktidarı kesinlikle bunu kabul etmiyor. Ya Türkleşeceksiniz ya da ezerim diyor. Yani Süleyman Soylu neden karşı çıkıyor, ‘orada Kürt kimliğiyle siyaset yapıyorlar’ diyor. Biz Kürdün siyasi varlığını kabul etmeyiz diyor. ‘Sen oraya giderek, onların düşüncelerini meşrulaştırıyorsun’ diyor. Evet, o yönüyle Kürt kimliğiyle siyaset yapılıyor, Kürtlüğünü kabul ediyorlar. Sadece bununla da kalmıyor, dili-kimliği-kültürünün tanınmasını istiyorlar. Böyle bir siyasi yaklaşım içerisindeler. Sorun buradadır.

Para vb. tamamen hikayedir. Biz de bir mücadele yürütüyoruz, başka güçler de var Kürtlerin hakları için mücadele yürüten, demokratik siyasal alanda da var, kültür alanında da, başka partiler de var ama herkes kendi mücadele yürütüyor. Onların bizimle ilişkisi yok. Bu yönüyle biz özel savaştır. İmamoğlu’nu, CHP’yi töhmet altında bırakarak kayyumları meşrulaştırmak istiyor. Sahip çıkma olmayınca yarın başka yere de kayyum atayacaklar. Saldırı nedeni hukuk dışılığının açığa çıkması, ya da teşhir olmasıdır. Eğer Kürtler ve Türkler Türkiye sınırları içerisinde birlikte yaşayacaklarsa, demokratik bir Türkiye’de bir olacaklarsa böyle olabilir. Gerçek birlik anlayışı budur.’’

Kürt sorunu çözülmeden demokrasi gelmez

Mevcut Türkiye’de demokrasi düşmanlığının, Kürt düşmanlığından ileri geldiğini ifade eden Mustafa Karasu, şöyle konuştu:

“Bu yönüyle demokrasi güçlerinin bir yere gelmeleri iyidir. Kürtlerle birlik olacağız deniliyorsa, Kürtlerle bir arada yaşayacağız deniliyorsa tutumun bu olması gerekir. Bu yönüyle anlamlıdır, demokratik bir duruştur. Ekrem İmamoğlu demokrasi istiyorsa, başkaları demokrasi istiyorsa o zaman Kürtlere yaklaşım değişecek. Çünkü Kürt sorunu çözülmediği müddetçe Türkiye’ye demokrasi gelmez. Kürt halkı mücadele eder, mevcut devlet de demokrasi düşmanlığı yapar. Demokrasi düşmanlığı bugün mevcut Türkiye’de Kürt düşmanlığından ileri geliyor. Bunu herkes görmeli. Çünkü Kürtlerin yararlanmasından korkuyorlar. Biçimsel bir demokrasi var, seçime giriyor, başkan oluyor. Ama alavere dalavere yapıp Kürtler yararlanmasın diyorlar. Bu yönüyle bu tür yaklaşımları olumlu görüyoruz. Türkiye’de bu tür olumlu yaklaşımlar önemlidir. Bütün sosyalistler, sendikacılar, insan hakları kuruluşları, mimarlar, mühendisler bunların örgütleri de kayyumlara karşı çıktılar. Bu önemli bir duruştur. Bu demokratik duruş AKP-MHP faşizmini zorluyor. Pratiği ortaya çıktı çünkü. İstanbul’da ortaya çıktı.

Türk Devleti’nin amacı Kürtler ve Türkiyeli demokrasi güçlerinin yan yana gelmesini engellemek, yan yana gelmezse Türkiye’de demokratikleşme olmaz. Ancak yan yana gelirse Türkiye demokratikleşebilir. Onlar da demokrasi düşmanı olduğu için yan yana gelmeyi reddediyorlar. Bu tepkinin, feryat etmelerinin sebebi budur. Normaldir, faşistler böyle yapacak. O zaman demokrasi güçleri ve Kürt halkı da yan yana gelip böyle yapacaklar.”

Kürdistan’da bir mücadele geleneği var

Kürdistan’da 90’lı yıllardan sonra bir serhildan geleneği olduğunu ifade eden Karasu, kayyumlara karşı Kürdistan’da her zaman mücadele olacağı vurgusu yaptı. Kayyumlara dönük gelişen tepkiye ilişkin Karasu şu değerlendirmelerde bulundu:

‘’Kayyumlara baştan bir tepki konuldu, olumludur. Diyarbakır, Van, Mardin Belediyeleri de, demokratik kurumlar da, avukatlar da bir tepki koydular. Kabul edilmediği ortaya konuldu. Bu önemlidir. Yine birçok ziyaret oldu. İnsan hakları örgütleri gitti, barolar gitti. Birçok çevre gitti, ziyaret etti, moral destek verdi. Bu yönüyle bir direniş var. Dünyada da kabul görmüyor. Kayyumların keyfi olduğunu, demokratik olmadığını herkes biliyor. Şimdi her gün gerekçe aramaya çalışıyorlar. Kayyumlara karşı bir mücadele var. Kürdistan’da olacak. Bir mücadele geleneği var. Kürdistan eski Kürdistan değil. Özellikle 1990’lı yıllardan sonra bir serhildan geleneği var. Özellikle yürüyüş yapan, protesto yapan başka bir halk yok. Dünyada bir numaradır. Bu bir demokratik kültürdür, demokrasi geleneğidir. Kürt’te bu var. Bütün şiddete, bastırmalara, zorlamalara rağmen onlarca yıl Kürtler ayakta oldu. Buna saldırı oldu. 2005’ten sonra baktı ki Kürt durdurulamıyor. Ahmet Davutoğlu döneminde açıldı topyekün savaş. Ahmet Davutoğlu diyor ‘bir yıl önce hazırladık, ben bir yıl önce polise, askere emir vermiştim.’ Seçimlerden bir yıl önce. Onun için seçimleri kabul etmediler, reddettiler. Önderliğin projesini, Dolmabahçe Mutabakatını reddettiler.’’

Her sokak eylem alanıdır

Mücadelenin sürdüğünü ancak yetersiz kaldığını dile getiren Karasu, her sokağın eylem alanı haline gelmesi gerektiğini söyleyerek başta Kürt gençlerine ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:

‘’Yani Kürtlerin bir mücadele geleneği var. Bu sürüyor, sürecek. Ama yetersizdir. Gelinen aşamada militarist bir devlet var. Zaten her yıl binlerce, on binlerce polis alıyor. Polis devleti olmuş. Etrafı kuşatıyor. Bu bakımdan eylem biçimlerini zenginleştirmek, değiştirmek gerekiyor. Bu yönüyle sadece HDP’nin merkezinde oturarak değil. Tamam, onlar da yapılabilir, sayı da çoğalsa iyidir. Ama sadece oraya sıkıştırmamak gerekiyor. Her sokak eylem yeri olmalı. Gençler, kadınlar, yurtseverler her sokağı protesto alanı haline getirmelidir. Böyle gelişebilir. Bu bakımdan sadece merkezi yerlerde eylem yapmak yetersizdir. Olmalıdır ama gençler bütün mahalleleri eylem alanı haline getirsinler. Kürdistan’daki tüm mahalleleri, metropollerde mahalleleri eylem alanı haline getirsinler. Birkaç sokak bir araya geldi mi büyük bir eylem ortaya çıkar. Bu açıdan eylemi böyle zenginleştirmek lazım. Gerektiğinde gençler sokaklarda polislerle kavga da edebilir, taşlı-sopalı.’’

Kürt gençlerine çağrı

HDP’nin halkın iradesine sahip çıkmasının görevi olduğunu dile getiren Karasu, aksi durumda varlık nedeni kalmayacağını vurgulayarak şöyle konuştu:

‘’Bu yönüyle direniş sürdürülüyor, bu konuda kararlılık var. Zaten kendileri sahip çıkacaklar. Çıkmazsa zaten varlık nedeni kalmaz. Belediyesine, milletvekiline sahip çıkamıyorsa neden parti olsun? Bırak demokrasi mücadelesini yürütmesini, halkın demokrasi iradesini sahiplenmesini kendi varlığını sahiplenemiyorsa, halkın iradesini nasıl sahiplenecek. Bu bakımdan mücadeleyi sürdürecek. Bizim esas olarak çağrımız Kürt gençlerinedir. Bütün şehitlerimizin çağrısı Kürt gençlerinedir. Fransa’dan gençler gelip bu halka sahip çıkacak değil. Ya da dünyanın diğer yerlerinden gençler gelip mi Kürtlere sahip çıkacak? Kürt gençleri kendi halkına sahip çıkacak. Kimden bekleyecekler.

Bir halkın koruyucusu, sahiplenicisi o halkın gençleridir. Böyle bir sorumlulukları, görevleri var. Bize ne diyemezler. O zaman Kürtlük de yok olur. Kürdün varlığından söz edilemez. Eğer Kürdüz diyorlarsa, Kürdün iradesi tanınmıyor, Kürt yok edilmek isteniyor ilk sahiplenecek Kürt gençleridir. Niye doğmuşlar. Sadece yemek, içmek, yatmak için mi doğmuşlar. İnsan yavrusudurlar. Bu halkın evlatlarıdır. Bu halk da bin yıllık bir tarihin sonucudur. Sadece bir anne-babanın değil. Binlerce yıllık bir tarihin sonucu Kürt genci, insanı var. Bu sebeple Kürt gençlerini her sokakta mücadeleye çağırıyoruz. On yıllardır Kürt gençleri ne yaptılar izinden yürüyecekler. Onları takip edecekler. Kürt gençlerinin tarihi, yarattığı miras belli. Hala yürüttükleri mücadele belli. O zaman bütün Kürt gençleri de tarih boyu Kürt gençlerinin yürüttüğü mücadelenin peşinde tüm sokakları, meydanları serhildan alanına getirmeleri gerekmektedir.’’

HDP önünde ailelerin toplanması provokasyondur

Kürt halkına karşı yürütülen özel-psikolojik savaşa değinen Karasu, HDP Amed il binası önünde toplanan ailelere ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:

‘’Kürt halkının mücadelesi hep karalanmak isteniyor. Geçmişte şakiler denmiş. Sonra anarşistler, şimdi de teröristler deniliyor. Mücadelenin meşruiyetini zayıflatarak, ortadan kaldırarak ezmek istiyorlar. Çünkü çok haklı bir mücadele yürütülüyor ve Türk devleti haksızdır. Bu kadar haksız bir mücadele ancak kirli savaşla olur, özel savaşla olur, psikolojik savaşla olur. Yoksa yürütülemez. Çünkü her şey meşruiyetle olur. Meşruiyetini kaybetmiş bir savaş yürütülemez. O bakımdan da kendi kirli ve yok etme savaşına, Kürt düşmanlığına meşruiyet kazandırmak için her yol ve yöntemi deniyor.

Bu aileleri de bunun için gönderiyor. Provokasyondur tabi, komplodur. Kayyuma karşı direniş kamuoyunda bir destek aldı. Kayyum direnişi zayıflatmak, geri çekilmesini sağlamak, destek verenleri töhmet altında tutup onların destek vermelerini engellemek için yapılıyor. Çünkü ziyaretler oluyor. Bu açıdan da birçok yol ve yöntem deniyorlar. İşte birkaç tane aileyi oraya göndermişler. Çocuklarımız dağa çıkmış, geri gelsin. Şimdi başka şeyler de uyduruluyor. Güya PKK orman yakıyor. Böylelikle HDP’yi hedef göstermeye çalışıyorlar.

PKK’nin orman yaktığı iddiları yalan

Bir kere şunu belirtelim; kesinlikle PKK’nin orman yaktığına dair yapılan haber ve söylemler uydurmadır. Böyle bir şey yok. PKK ve PKK’ye bağlı hiçbir birim ben şurayı yaktım, burayı yaktım dememiştir. Böyle bir politikası yoktur. Yalandır yani. Bu da bu kayyuma karşı yapılan eylemleri zayıflatmak, herkesi özgürlük hareketine karşı çıkarmak içindir. Demokrasi güçleri ile Kürt demokrasi güçlerinin birliğini engellemek içindir. Orman yakanlar kendileridir. Her gün yakıyorlar. Her uçak bombalaması orman yangını demektir. Herkes bunu bilsin. Dersim’den Kandil’e her yerde ormanlar yanıyor. Ben zaten şaşırıyorum. Evet, Kazdağları’na sahip çıkanlar buralara da sahip çıkmalıdır. Yaz günlerinde Kürdistan’da ormanlar her gün, sürekli yanıyor. Suçtur bu. Suç işleniyor ve bu suç sadece Kürt halkına karşı değil tüm insanlığa karşıdır. Bu kadar orman yangını olabilir mi? Yani Türk devletine orman yakmak serbest midir? Halbuki Türk ceza kanununda yasaktır. 20 yıl cezası var. Dersim’den Kandil’e ormanları yaktığı gibi söndürenleri de vuruyor, engelliyor, söndürmeye gidenleri de bombalıyor. Bu yönüyle çok kirli bir özel savaş var. PKK’nin orman yakma gibi bir hedefi yok, amacı yok, kararı da yok. PKK yapmış ve üstlenmiş haberleri yalandır, yalan söylüyorlar. Zaten Erdoğan yalan makinesi olmuş. Tam bir özel savaşçı gibi yalan söyleyerek halkı kandırmaya ve bu şekilde ayakta kalmaya çalışıyor. Ama yalancının mumu da yatsıya kadar yanarmış. Bir gün bu yalanlarının da hiçbir etkisi kalmayacak.’’

Babama da gitmişler

Bu ailelerin kendi iradeleriyle orada bulunmadığını, polisin yönlendirmesiyle bunu yaptıklarını ifade eden Karasu, ‘’Daha önce bizim aileye bile gitmişler, baskı yapmışlardı. Bizim aileye baskı yapan kime yapmaz? Babama demişler; sen de git. Oğlun niye dağda? Demiş; kendisi bilir, ben ne bileyim? Getiriyorsanız siz getirin. Babama demişler git. Babam da demiş; ben gitsem oğlum beni kovar, nereye gideceğim? Geldiğinde kendisi bana bunları anlattı. Hem de albaylar, yarbaylar toplanıp gitmişler. Şimdi bütün şehit ailelerine gidiyorlar. Tutuklu ailelerine gidiyorlar. Hatırlarsanız Cuma arkadaşın evine de gidip ailesini zorla konuşturmuşlardı. Böyle bir devlet işte. Kirli savaş yürüten bir devlet. Bununla “bak PKK’nin yöneticilerinin aileleri bile onlara sahip çıkmıyor” algısını oluşturmaya çalışıyorlar. Şimdi bütün şehit ve gerilla ailelerine gidiyorlar. Bilgimiz var ve bu yeni değil. Sadece o ailelere gitmiyorlar, hepsini dolaşıyorlar. Binlerce gerilla ailesini, şehit ailesini dolaşıyorlar ve Harekete karşı kışkırtmak istiyorlar. Onlar sadece üç kişi değil. ‘Git çocuğunu getir, oğlunu getir, şöyle yap, böyle yap’ diyorlar ve bazılarını aldatıyorlar, kandırıyorlar’’ dedi.

Gençleri dağa çıkaran vatan ve ülke sevgisidir

Dağa gelen hiçbir gerillayı HDP’nin göndermediğini vurgulayan Karasu, o gençleri dağlara çıkaranın vatan ve ülke sevgisi olduğunu belirttiği konuşmasına şöyle devam etti:

‘’O insanların tümünün köyleri yakıldı. Faili meçhul cinayetler var. Sokakta insanlar vuruldu, köyler yakıldı. O ailelere söylüyorum; gitsinler onların hesabını sorsunlar. Onları dağlara çıkaran şehitlerdir. Kimdir? 70 bin Dersimli kadın, çocuk katledildikten sonra o savaşın içinde olan Kürt aydını Nuri Dersimi’nin çağrısıdır. Ne çağrısı var Kürtler için? “intikam, intikam, intikam.” Bu bebelerin, bu yaşlıların intikamı alınmalı. Gençlere bu çağrıyı yapmış. Sadece o günkü gençlere değil, daha sonra doğacaklara da çağrı yapmış. Gitsinler Şex Said’in idam sehpasındaki sözlerini öğrensinler. Onurlu bir yaşam sürdürdüm, onurlu yaşamımı veriyorum yeter ki torunlarımız bizi mahcup etmesin demiş. Tüm idama gidenler torunlarına seslenmiş. Torunları derken de sadece kendi torunları değil bütün Kürt gençlerine seslenmişler. Demişler; bizim intikamımızı alacaksınız, ülkenize sahip çıkacaksınız, halkınıza sahip çıkacaksınız. Diyarbakır’daki vahşeti kim yaptı? Kim öldürdü, kim işkence yaptı? Diyarbakır halkı o zaman bu işkencelerden yatamıyordu, rahatsızdı. Bunu yapan kimdi? Bu devlet değil miydi? O zaman işte o işkenceye direnenler son nefeslerinde gençlere çağrı yapmışlardır. Bu yönüyle bu, on binleri bulan şehadetlerin çağrısıdır. İnsanlar niye şehit düşüyor? Gençlerimiz niye şehit düştü? Biliyorlar ki arkasından gençler gelip bu davaya sahip çıkacak. Gerilla bunun için fedaidir. O ailelere sesleniyoruz; onları dağlara çağıran, koşturan şehitlerdir. Ülke sevgisidir, halk sevgisidir, hatta aile sevgisidir. Bütün ailelerin, halkın özgür olmasını istiyorlar. Ailelerinin onurlu yaşamalarını istiyorlar. Bak polis geliyor, baskıyla oraya getiriyor. Gidin diyor. Hepsine de Suriye’ye gönderilmiş deniliyor. Onu da Rojava’yı hedef göstermek için yapıyorlar. Hepsi polis oyunudur. Bu yönüyle o aileler özel savaşın parçasıdırlar. Kürt halkına yönelik kirli bir savaş yürütülüyor, onlar da bu kirli savaşın bir parçasıdırlar.’’

Kürt onurludur, direnişçidir

Devletin, gerillaya katılımı önlemek için yaptıklarının sınırı olmadığını belirten Mustafa Karasu, ‘’Devlet, onları HDP’nin kapısına gönderiyor, yakaladığı gençlere de o polisler tecavüz ediyor. Bunlar da var. Birçok gence karakolda polisler tecavüz etmiştir. Aynı amaçtır. O aileler de tutumlarıyla katılımı güya engellemek istiyorlar o polisler de güya o tecavüzlerle gerillaya katılımı engellemeye çalışıyorlar. Ailelere söylüyorum, bunu onaylıyorlar mı? Aynı amacın peşindeler mi?

Evet, niyetleri ne olursa olsun, dağda yağan bomba neyse, karakolda yapılan neyse, gidip HDP’nin camını kırmak da odur. Cumartesi anneleri çağrı yapmış, sizin yeriniz orası değil demiş. O ailelerin yeri orası değil. Bu savaş yüzyıldır sürüyor. Kürdistan’da bu savaş niye sürüyor? Kürt anaları boşuna mı alanlara çıkıyor? Bir aile demiş “batsın Kürdistan davanız.” Utanmazlığa bak ya. Bu, Seyit Rıza’ya da, Şêx Said’e de, zindan ve dağlarda şehit düşenlere de lanet okumaktır. Evet, onların davası özgür bir ülke davasıdır peki senin davan ne? Bir davan yok. Düşmana işbirlikçilik yapıyorsun. Bütün isyanlarda çıkmıştır, bu insanları kullanmışlardır. Şimdi de bu aileleri kullanıyorlar. Kendilerini kullandırmasınlar. Bu onurlu ve şerefli bir yaşam değildir. Kürt onurludur, şereflidir. Onlarca yıldır teslim olmadı. Onlarca köyü teslim alamadıkları için yaktılar. 15 bine yakın yurtseveri faili meçhul ile katlettiler. Gerilla değildi, elinde silah yoktu. Peki niye katlettiler? Onurlu Kürt oldukları için katlettiler. Bu aileler önce bunlar için devletten hesap sorsunlar. Bunların açığa çıkarılmasını istesinler. Bunları yaptığınız için çocuklarımız gitti desinler. Siz bu eziyeti, işkenceyi, zulmü yapıyorsunuz, çocuklarımız dayanamıyor, desinler. Bu savaş ve zulme karşı dursunlar. O zaman çocuklarını sahiplenmiş olurlar. O zaman onurlu iş yapmış olurlar’’ diye konuştu.

Kürtlerin savaşı meşrudur

Tüm yapılanların Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı yürütülen savaşın bir parçası olduğunu ifade eden Karasu, en meşru mücadelenin Kürtlerin dağa çıkması olduğunu belirtti:

‘’Yapılanlar bir oyundur. Ama bu oyun sadece HDP’ye karşı bir oyun değildir. Sadece kayyumlar için değildir. Kayyumlara karşı yapılan eylemleri zayıflatmak için yapıyorlar ama diğer taraftan da yapılanlar Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı yürütülen savaşın bir parçasıdır. Güya böylelikle gerillaya gidişleri engelleyecekler. Çünkü gerillaya gidişleri engellemek istiyorlar. Bütün amaçları budur. Kenan Evren’in, Doğan Güreş’in, Çilleri’in de amacı buydu. İstiyor ki Kürt kendi vatanına sahip çıkmasın, özgürlüğüne sahip çıkmasın. Ama yüzyıldır sahip çıkıyor. Yüzyılda geçse sahip çıkacak. Kürt gençleri vatanına sahip çıkmayacak mı? Çıkacak tabi. Kim engelleyebilir bunu. Dünyada herkes, bütün gençler ülkesine sahip çıkacak, vatanına sahip çıkacak, bilmem Alman’ı, Çin’i sahip çıkacak ama sadece Kürt gençleri sahip çıkmayacak. Böyle bir şey olabilir mi? vatana ve ülkeye sahip çıkmak gerekiyorsa öncelikle Kürt gençleri bunu yapmalıdır. Çünkü soykırıma uğratılıyor. Şu anda dünyada en meşru savaşı Kürtler yürütüyor. Çünkü Kürtler soykırıma uğruyor, bu yüzden en meşru mücadele Kürt gençlerinin dağa çıkmasıdır. Kürt gençlerinin dağa çıkması kadar meşru bir şey yok. Onur savaşı veriyorlar. Bu olmazsa HDP de dahil hiçbir şey olmaz. Mümkün mü yani?’’

Gerillaya çağıran şehitlerdir

Türk devletinin özel savaş politikasının bir parçası olarak aileleri böyle kullanmasına karşı, bu tutuma inat gençlerin daha fazla dağa yönelmesi gerektiğini ifade eden Karasu, son olarak şu değerlendirmelerde bulundu:

‘’HDP gerilla falan göndermiyor. Gerillanın mücadelesi, serhildanlar sonucu HDP gibi partiler oluşabildi. Öyle onların gerilla göndermesine gerek de yok. Onların öyle bir görevi de yok. Zaten yapmıyorlar. Evet, gerillaya çağrı yapıyoruz. Bu çağrıyı şehitler yapıyor, biz de onun sözcülüğünü yapıyoruz. Gerillaya çağıran biz değiliz. Biz de getirmiyoruz. Şex Said söylemiş, Seyit Rıza söylemiş, herkes torunlarına seslenmiş. 14 Temmuz direnişçileri de şehit düştüler ama şunu da söylediler; ‘bugün altı kişiyiz, yarın milyonlar olacağız.’ Gençlere seslendiler. Bu bakımdan dağlara çıkaranlar şehitlerimizdir, özgürlük aşkıdır, halk ve ülke sevgisidir. Bundan sonra da dağlara geleceklerdir. Hatta buna inat gençler daha fazla dağa yönelmeliler.

Madem Türk devleti özel savaş yürütüyor, aileleri zorla oraya gönderiyor, o zaman gençler de buna inat her yerde dağlara koşmalıdır. En onurlu yaşam gerilla yaşamıdır, özgür yaşamdır. Kürt halkının en değerli, en onurlu evlatları onlardır. Onlar tarihe böyle geçecek. Bu psikolojik savaş sürüyor, sürer, bundan sonra da sürecektir. Bunları anlıyoruz. Herkes anlamalı. Ama şöyle olmamalıdır; HDP’nin yaptığı gibi; biz bu aileleri anlayışla karşılıyoruz. Böyle bir şey yok. Ne anlayışla karşılanması? Neyini anlayışla karşılayacağız? Anlayışla karşılamıyoruz. Onlar özel savaşın parçası olarak geliyorlar. Kandırılmışlar. Kandırılmışlar anlayışla karşılanır mı? Onların yaptıkları çocuk, evlat sevgisi falan değil. Evladını, çocuğunu sevenler özgürlük mücadelesinden yana olurlar. Önderlik Kürt halkını eleştiriyordu; özgürlük mücadelesi vermiyorsan niye doğuruyorsun? Özgür vatan yoksa özgürlük yoksa niye çocuk doğuruyorsun? Neyini anlayacağız? Bu tür şeyleri anlamıyoruz. Anlayacağımız tek şey gençlerin dağlara çıkacağının normal olduğudur. En onurlu davranış olduğudur. En doğru şey olduğunu söyleyeceğiz. Anlayacağımız, anladığımız tek şey budur.’’

Yazarın diğer yazıları

    None Found