Kürt güçleri ittifak kurmalı

Kürt kaderi bir bütündür. Bizim tek vücut bir arada olmamız ve bu işgale karşı direnmemiz gerekiyor. Birlik ve beraberlik içerisinde olmamız gereken bir dönemdeyiz. Güney Kürdistan tamamıyla işgal edilmeden halkımızın topyekün ayağa kalkması gerekir. Bu süreç, yiğitlik isteyen bir süreçtir. Beraber işgale karşı durmalı ve savaşmalıyız.

BARIŞ BALSEÇER / BRÜKSEL

Brüksel’de Temmuz ayı sonunda “İşgal Girişimlerine Karşı Ortak Tutum” gündemiyle toplanan Kürdistan Ulusal Kongresi’nin (KNK) üyesi olan Akademisyen Kardo Bokani, ”Türk devletinin işgal girişimine karşı mücadele veren tüm Kürt partileri ve Kürt güçleri ittifak kurmalı. Türk devletinin işgaline karşı sesini yükseltmeli ve pratik adımlar atmalıdır” dedi. Mexmêr’a yönelik ambargo ve saldırılara da tepki gösteren Bokani, ”Erdoğan’ın uluslararası mahkemelerce yargılanması gerekiyor. Kürdistan’ın dört parçasındaki partilerin, Kürt sanatçı ve aydınlarının, basın yayın organlarının bunu dile getirmeleri gerekiyor. Bu saldırıları dünya gündemine taşımalılar” çağrısında bulundu.

Bokani’nin Türk devletinin Güney Kürdistan’a yönelik işgal girişimleri ile KDP ve Barzani ailesinin tutumuna ilişkin değerlendirmeleri şöyle:

Türk devletinin Güney Kürdistan’a yönelik işgal saldırılarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu işgal ile hedeflenen nedir?

Son 40 yıldır Türkiye defalarca Güney Kürdistan’a saldırıda bulundu. İlk saldırı 1983 yılındaydı. Türkiye bu saldırılarını, PKK’nin Güney Kürdistan’daki varlığına bağlıyor. Fakat gerçek ise böyle değil. PKK çoğunlukla Kuzey Kürdistan topraklarında bulunuyor ve mücadelesini burada veriyor.

Bu saldırıların sürekliliğinin ikinci en temel nedeni ise, 1993 yılında kurulan Güney Kürdistan yönetiminin başarısızlığıdır. Türkiye devleti de bu yönetimin başarısızlığını, politik stratejiye dönüştürmüş durumda. Güneyin başarısızlığını, “Kürtler kendilerini yönetemiyor” gibi göstererek, işgal gerekçesine dönüştürüyor.

Türk devletinin tavrı nettir. Türk devleti hem Güney Kürdistan’ın hem de tümden Kürt halkının çıkarlarına karşıdır.  İşgal girişimini PKK’nin varlığına bağlayan Türk devletinin bu işgal girişiminin başarıya ulaşmaması ise PKK’nin direnişi sonucundadır. Türk devleti her işgal girişiminde büyük kayıplar vererek, geri dönmek zorunda kalmıştır.

Bu durum bugüne kadarki PKK ve Türk devleti gerçekliğidir. Birçok saldırı düzenleyen ve işgal girişiminde bulunan Türk devleti, işgal önüne set olmuş Kürt Özgürlük Hareketi’nin büyük direnişi ile karşılaşmıştır. Fakat bu sefer ki işgal girişimi, geçmiş işgal girişimlerinden farklıdır. Türk devleti yetkililerinin kendi beyanlarında da göreceğimiz gibi amaç, Güney Kürdistan’ı işgal edip, oraya kalıcı olarak yerleşmektir. Gerçekleştirebilirlerse, Türk devletinin nihai amacı budur.

Bu işgale neden ihtiyaç duyduklarını hepimiz biliyoruz.  Çünkü Türk devleti varlığını, Kürt halkını yok etmeye bağlamış durumda. Bundan dolayı Kürt halkının nerede bir kazanımı söz konusuysa, Türk devleti bu kazanımları yok etmeye çalışmıştır. Bugün Güney Kürdistan işgalinin temel sebebi de budur. Yani mesele, bu işgalin temel nedeni, PKK’nin Güney Kürdistan’daki varlığı değil, Kürt halkının Güney’deki kazanımlarının ortadan kaldırılmasıdır. Bunu doğru şekilde görüp, değerlendirmemiz gerekiyor.

Türkiye’nin Güney Kürdistan’a girişinin diğer amacı da Doğu Kürdistan’da oluşabilecek bir ayaklanmayı, bir devrimi, bir kazanımı engellemeye çalışmaktır. Şöyle düşündükleri kesindir; “Kürtler Rojava Kürdistan’ında bir devrim gerçekleştirdiler. İleri ki zamanlarda bu Rojhilat Kürdistan’ınında da gerçekleşecektir. Şimdiden bunu engellemeliyiz.” Xakurkê, Sedekan, Kandil bölgesi çok önemli bir bölgedir. Burada bir hakimiyet sağlanması demek Rojhilat’ta oluşabilecek bir devrim dalgasının kontrol altına alınması demektir. Bu nedenle Türk devleti bu bölgede konumlanmak istiyor. Eğer Türkiye bu bölgeyi ele geçirirse, önümüzdeki süreçte Rojhilat’ta gerçekleşebilecek devrimi boğabilir. Bu bölgenin işgal edilmesi durumunda Türk devleti büyük bir kazanım elde edecektir.

Bu süreçte Barzanilerin, KDP’nin rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türk devletinin uluslararası arenada iyi bir ilişkisi kalmamıştır. Sadece Ruslarla o da çarpık bir ilişkisi var. Türk devletinin uluslararası arenadaki en iyi ilişkisi ise Güney Kürdistanladır. Şu an Türk devleti en büyük ticaretini, Güney Kürdistan’a yapıyor.

Barzani’nin en büyük söylemi, bir Kürdistan hayalinin olmasıydı. Sürekli “Kürdistan’ı mutlakaca kuracaklarını” söylüyordu. Eğer ki bu söylemi doğruysa, Barzani’ye çağrımız şudur; “Büyük bir tehlike ile karşı karşıyalar. Eğer kendisini bir Kürt önderi olarak görüyorsa, o zaman diğer Kürt liderleri ve önderleriyle temasa geçmelidir. Kendisini bir Kürt lideri olarak görüyorsa, kendi siyasi ağırlığının farkına varması ve Türk devletinin işgal girişimine karşı Kürdistan mücadelesi veren tüm Kürt partileri ve Kürt güçleri ile ittifaka geçmelidir. Türk devletinin işgaline karşı sesini yükseltmeli ve pratikte adımlar atmalıdır.”

Kürdistan ancak, PKK’nin, Rojava’da ve Rojhilat’ta Kürdistan mücadelesi veren güçlerin yardımıyla kurulabilir. Kürdistan ancak bir bütün mücadele ile kurulabilir. Üzülerek söylemem gerekiyor ki, Barzani bu adımları atacağına, ne yazık ki Kürt ve Kürdistan düşmanlarıyla hareket içerisindedir. Bu da “Kürdistan’ı kuracağım” söyleminin tam zıttı bir durumdur.  “Kürdistan’ı kuracağım” söylemi maalesef sadece lafta kalan bir durumu ifade ediyor. Bizler yani KNK, Barzani’ye acilen bu yanlış yoldan dönme çağrısında bulunuyoruz.

Güney Kürdistan halkının işgale tepkisini nasıl değerlendiriyorsunuz? KDP’nin yürüttüğü siyasetin halk üzerindeki etkisi nasıl?

Güney Kürdistan halkı artık uyanmıştır. Her şeyin farkındadır. Barzani’yi artık bu şekliyle kabul etmeyeceklerdir, liderleri olarak görmeyeceklerdir. Barzani bilmeli ki bu durum kendisi için de büyük bir risktir. Bunun en büyük örneğini Şêladizê serhildanında gördük. Bu serhildan, Türk devletinin Güney Kürdistan işgaline karşı halkın verdiği net bir cevaptı. Bu direniş ile Güney’deki halkımız ne isteyip istemediğini net şekilde ifade etmiştir. Güney halkının mevcut şartlar oluştuğunda, işgali kabul etmeyip başkaldıracağının fotoğrafıdır bu isyan. Güney halkı ya da Barzani taraftarları büyük bir değişim içerisindeler. Ciddi bir değişim içerisindeler ve her şeyin farkındalar. Bu işgali asla kabul etmeyeceklerdir. Rojava’daki devrimin Güney üzerindeki etkisi önemli bir şekilde ortaya çıkıyor. Bu etkinin yarattığı değişim daha da hızlanıp, büyüyecektir. Artık Güney Kürdistan’daki aşiret sistemi ve buna taraf olan sistem çökmektedir.

Kısaca Barzani’lerin şu anda yürüttüğü siyaset ve Kürdistan işgalcileriyle geliştirdikleri ortaklık, artık kendisine zarar vermeye başlamıştır. Barzani seçtiği bu yolla, kendi ayağına sıkıyor. Kürt halkı, ihaneti kabul etmez. Kürt halkı düşmanı ile ortaklaşan, düşmanı ile çalışan bir Kürt liderini kabul etmez ve etmeyecektir. Barzanilerin, Kürt düşmanları ile geliştirdiği bu ilişkiler eskiye dayanıyor. Daha önce de Saddam ile bu siyaseti geliştirdiler. Rojhilat’ta gelişebilecek devrimi engelleyenlerden birisidir Barzani. Artık halkımız bu gerçekleri biliyor ve buna göre Kürdistan çıkarlarını ön planda tutan yapılarla bağ kuruyor.

Barzani taraftarlarına şu soruyu sormamız gerekiyor: PKK kimdir? PKK’nin ne evi, ne yurdu var. PKK’lilerin ne eşi ne de çocuğu var. Günün yirmi dört saati, Kürdistan’ın her dağında kendi halkına hizmet ediyor. Kendi halkı için savaşıyor, şehit oluyor. Güney halkı gözleriyle tanıktır. Şengal, Kerkük işgal edildiğinde Barzani’nin yardımına PKK koştu. PKK’yi sevsin sevmesin, Güneyli bir Kürt bireyi şunun farkında ve dile getiriyor, ”Dara düştüğümüzde PKK gelip bizi savunacaktır.” Biliyorlar ki, onlara bir saldırı olduğunda PKK gelip onları savunacaktır. Bunu Kerkük’te, Şengal’de, Mexmûr’da gördüler. Güney halkımız PKK’nin kim olduğunu artık net şekilde biliyor. Şêladizê serhildanı da bunun önemli bir sonucudur. Güney halkı PKK’ye karşı yapılacak ihaneti, asla kabul etmeyecektir.

Barzani bütün bunları göz önünde bulundurmalı ve ihanet içerisinde olmamalıdır. İhanet içerisinde olanları da vazgeçirmelidir. Birlik ve beraberlik içerisinde olmamız gereken bir dönemdeyiz. Beraber işgale karşı durmalı ve savaşmalıyız.

KNK olarak Güney Kürdistan halkına bir çağrınız var mı? Türk devletinin işgali PKK gerekçe gösterilerek meşrulaştırılıyor mu?

Güney halkına çağrımız, bu işgali kabul etmediklerini haykırmalılar. Güney Kürdistan tamamıyla işgal edilmeden, halkımızın topyekün ayağa kalkması gerekiyor. Hepimizin acilen birlikte hareket etmesi gerekiyor. İşgal derinleşirse Güney halkı büyük bir yok ediliş ile karşı karşıya kalacaktır. İsyan etme, başkaldırma koşulları kesinlikle ortadan kalkacaktır. Başkaldırı için henüz geç değil. Halkımız şunu unutmamalı. Bugün Türkiye’nin Barzani ile geliştirdiği ilişkilerin tek nedeni, çıkarlarıdır. Hiçbir zaman Kürt’e ait hiçbir kazanımı kabul etmeyeceklerdir.

Güney Kürdistan’dan Trabzon’a turist olarak gelenlere yapılan linç girişimi, bunun en net ispatıdır. Bu sadırının nedeni ise, turistik amaçlı gelen Güneylilerin, üstlerinde taşıdıkları Güney Kürdistan bayrağıydı. Bu bayrağa Trabzon’da saldıran kişi bir birey değildir. Türk devletinin Kürtlere bakış açısının bir bireyde şekillenmiş haliydi. Bu zihniyet fırsat bulduğu an, Güney Kürdistan’daki kazanımları yok etmek için her şeyi yapacaktır. Türk devleti bu işgal ve yok etme planlarını adım adım gerçekleştirmek istiyor.

Kerkük referandumunu hatırlayalım. Güney Kürdistanlılar anayasal hakları olan referandum hakkını kullanıp, “bağımsızlık” için sandığa gittiler. Yüzde doksanla bağımsızlık sonucu çıkan referanduma ve referandum sonucunun gerçekleşmesine ilk müdahale eden devlet Türkiye oldu. Askerlerini sınıra yığdı. İran, Irak ve Türkiye yani Kürdistan işgalcileri bir araya gelerek, halkımızın bağımsızlık istemine müdahale ettiler. Bütün bunlara rağmen Barzani hala Erdoğan ile ilişkilerini devam ettirip, geliştiriyor. Güney Kürdistan’ın dostu Erdoğan değil, PKK’dir. PKK Kürttür ve Kürdistan’dır. Güney halkı ve Barzani şunu bilmelidir ki, dara düştüklerinde yardımlarına Erdoğan değil, PKK gidecektir.

Güney’de halkımızın Şêladizê’de gösterdiği direniş ve şu anda da Canlı Kalkan olarak işgale karşı koyuşu çok önemlidir. Bu, işgalin halkımız tarafından kabul edilmeyeceğinin kıvılcımlarıdır ve büyük bir ateşe dönüşecektir. Fakat Güney Kürdistan’ın her yerinden halkımız ayağa kalkmalıdır. Rojhilat’ta İran rejiminin çok büyük bir baskısı var. Rejim, Rojhilat halkının ayağa kalkacağını biliyor, öngörüyor.

Dört ulus-devlet tarafından işgal edilen Kürdistan topraklarına yönelik işgal saldırıları tırmandırılmış durumda. Bu işgalde Türk devleti yalnız mıdır?

İran da Türkiye ile birlikte Kandil’e saldırıyor. Amerika ile İran ilişkilerinin son dönemler giderek kötüye gitmesi ve olası bir savaş durumu, İran’ın Kürtlerden korkmasına neden olmuş durumda. Savaş durumunda Rojava’daki gibi bir devrimin gerçekleşmesinden korkuyor. Türkiye ile birlikte hareket ederek, olası durumların önüne geçmek istiyor.

Kerkük referandumu sonrası Güney Kürdistan halkının umudunun kırıldığını da belirtmek isterim. Dolayısıyla büyük bir isyanın gelişmemesi, kırılan bu umuttan kaynaklıdır diyebilirim. Fakat halkımız her şeye hazır olmalıdır. Bu işgalin nereye varacağını kestiremiyoruz. Trabzon’da senin renklerini kabul etmeyen, Güney Kürdistan’ı işgal ettiği an seni yok edecektir.

Güney Kürdistan sadece askeri bir işgal altında değildir. Hewlêr her anlamda bir Türkiye kentine dönüşmüştür. Her yerde Türk şirketleri ve Türk malları bulunuyor. Türkiye Kıbrıs’a asker çıkarırken, oradaki Türklere yapılan katliamları gerekçe göstermişti. Ama durum böyle gelişmedi. Kıbrıs’a girerek yerleşti. Güney Kürdistan’daki durum da buna benzeyecektir. Kendi güçlerini Güney Kürdistan’a yığıp, kendisini savunacak kadar güçlenirse bir daha çıkmayacaktır. Bu işgalin zemini ise Hewlêr’de yıllardır geliştirdiği ticari ve kültürel çalışmalarla güçlendirerek, askeri güç yığmaya kadar ilerletti.

Bu artık herkesçe bilinen bir gerçektir. Erdoğan’ın bir Osmanlı hedefi var. Erdoğan tüm Kürdistan toprağını işgal ederek, Türkiye’ye dahil etmek istiyor. Erdoğan ve Türk devleti yavaş yavaş bu hedefe ulaşmaya çalışıyor. Güney Kürdistan işgali, bunun bir adımıdır.

Erdoğan’ın Ortadoğu’ya yayılmasının önündeki tek engel Kürtlerdir ve Kürtler içerisinde bu yayılmacılığa karşı savaşan en büyük güç de PKK’dir. Erdoğan bu engeli ortadan kaldırmak istiyor. Kürt Özgürlük Hareketi’ni bitirip, Kürtlerin kolunu kanadını kırmak istiyor. Erdoğan ve Türk devleti biliyor ki, PKK’yi yok ederse, diğer bölgelerin işgali kolaylaşacaktır. Kürt kaderi bir bütündür. Bizim tek vücut bir arada olmamız ve bu işgale karşı direnmemiz gerekiyor. Bu süreç, yiğitlik isteyen bir süreçtir.

Birleşmiş Milletler (BM) denetiminde olan Mexmûr Mülteci Kampı’na KDP’nin uyguladığı bir ambargo söz konusu. Türk devleti ise kampı uçaklarla bombaladı. Türkiye’nin Kürt halkına karşı tavrı herkesçe bilinen bir gerçek ama KDP’nin uyguladığı ambargoyu nasıl değerlendiriyorsunuz?

90’lı yıllarda Türk devleti Kürt halkına koruculuk sistemi dayatarak, silahlandırıp Kürt özgürlük savaşçılarına karşı kullanmaya çalışmıştı. Fakat bunu kabul etmeyenler yönlerini Güney Kürdistan’a çevirdiler. Mexmûr Kampı’na yerleşenler, bunu kabul etmeyen onurlu Kürt halkıdır. Bir çöldür Mexmûr ve halkımızı evlerini bırakarak, mülteciliğin yolunu seçip buraya yerleştiler. Hayatta kalmak için, çölde kendilerine yaşam yeri inşa ettiler. Çölden, yaşamın bahçesini yeşerttiler.

BM’nin koruması altında olan Mexmûr Kampı, Güney Kürdistan toprağıdır. Bugüne kadar Türk devleti defalarca orayı bombaladı. Oranın bombalanması Güney halkına bir saldırı ve BM’ye bir saldırıdır. Türkiye Mexmûr Kampı’na saldırarak BM’ye, “Siz tanımıyorum” demiştir. Mevzu Kürt halkı olduğu için, Türk devletinin gerçekleştirdiği bu bombardımanlara karşı Irak devletinden asla ciddi bir itiraz gelmemiştir. Söz konusu Kürt halkının çıkarlarıdır. Dolayısıyla Irak devletinin Türk devletinin saldırılarına göz yummasını anlıyoruz. Fakat son dönemdeki saldırılar sonrası KDP tarafından Mexmûr’a ambargo uygulanmasının anlaşılır hiçbir tarafı yoktur.

Türk devletinin Mexmûr’a saldırısından da anlaşılıyor ki, varını yoğunu seferber ederek Kürt Özgürlük Hareketi’ni ortadan kaldırmaya çalışmaktadır. Mexmûr Kampı her ne kadar mülteci Kürtlerin kurduğu bir yer olsa da, artık onların yaşam alanıdır. Buradaki Kürt halkı özgürlük temelinde bir yaşam kurdular. Türk devleti nerede özgür bir Kürt bireyi varsa, oraya saldırıp özgür Kürt bireyini ortadan kaldırmaya çalışıyor. Özgür her Kürt, Erdoğan’ın düşmanı haline gelmiştir.

Özellikle Mexmûr Kampı’na saldırmasından kaynaklı, Erdoğan’ın uluslararası mahkemelerce yargılanması gerekiyor. Kürdistan’ın dört parçasındaki partilerin, Kürt sanatçı ve aydınlarının, basın yayın organlarının bunu dile getirmeleri gerekiyor. Bu saldırıları dünya gündemine taşımalılar.

Yazarın diğer yazıları

    None Found