Kürt halkı birlik istiyor – Zeki AKIL

Kürt halkı tarih boyunca topraklarından kopmamış, direnmiş, varlığını koruyup bugüne gelmiştir. Yüzlerce yıl içteki birliğini sağlayamadığı için dışardan istila ve işgallerin hedefi olmuştur. Üzerinde bulunduğu coğrafyanın hem zenginliği hem de stratejik konumu imparatorlukların, egemen güçlerin iştahını hep kabartmıştır. Osmanlı’nın dağılma sürecinde ve 1. Dünya Savaşından sonra Ortadoğu’yu şekillendiren İngiltere ve Fransa daha önce ikiye bölünmüş olan Kürdistan’ı bu kez dörde böldüler. Arapları bölüm birçok devlet kurdurdular. Kürtler ise en büyük kaybeden, kimliksiz ve statüsüz dört sömürgeci devletin insafına bırakıldı.

Kuzey Kürdistan’da 1940’lara kadar başta Dersim olmak üzere jenoside varan fiziki tasfiyeler, sürgünler ve kayıtsız-şartsız Türkleştirme projesi, kesintisiz asimilasyon günümüze kadar sürdü. Güney Kürdistan’da 60’lardan 75’lere kadar bir biçimde direniş ve Cezayir Anlaşması’yla gelen tasfiye. 1945’te Mahabad Cumhuriyetinin ilanından sonra Sovyetlerin İran’dan çekilişiyle Mahabad’ın yıkılışı. 1970’lerden günümüze kadar ise Kuzey Kürdistan’da kesintisiz bir direniş ağır bedeller ödenerek sürdürülüyor. Günümüzde de Türk devletinin öncülüğünde Kürdistan’ın dört parçasında Kürtleri tümden imha etme, bütün kazanımlarını ortadan kaldırma işgal ve saldırıları sürüyor. Güney’deki referandum kararına da en düşmanca yaklaşan, İran ve Irak’la ittifak yapıp Kerkük bölgesini Kürtlerin elinden çıkaran yine Türk devleti oldu.

Türk devleti Kuzey Kürdistan’da bütün imha projelerinin güncelleşmiş hali olan çöktürme planını 2014’te devreye soktu. Savaşın hazırlığını yapıp 24 Temmuz 2015’te saldırıya geçti. Görüşmeleri, bütün barış girişimlerini bir tarafa attı, daha doğrusu bu süreci de bir oyalama, psikolojik savaş malzemesi olarak kullandı. Erdoğan döneminde de hiçbir zaman Kürtlere bir hak vermeyi ne düşündüler ne de kamuoyuna bir taahhütte bulundular. Suriye karışınca Türkiye Güney Kürdistan’da yaptığı hatayı tekrar etmemek için yani Suriye’de Kürtlerin herhangi bir statüye kavuşmaması için hızla sürece taraf oldu. El Nusra ve DAİŞ dahil bütün güçleri Kürtlerin üzerine sürdü, çete güçleriyle ittifak yaptı. Bunlarla sonuç alamayınca Rusya’yla anlaşıp Efrîn’e saldırdı, halkı topraklarından sürdü. Bütünlüklü bir etnik temizlik uyguladı. 9 Ekim’de de Trump’la anlaşıp Kuzey Suriye’ye saldırdı. Girê Spî ve Serêkaniyê’yi işgal etti, Kürtleri ve Arapları bu bölgelerden sürdü. Erdoğan’ın hedefi Efrîn’den İran sınırına kadar Kürt koridoru dediği bölgeyi Kürtlerden temizlemek, Kürtleri yok ederek Türkiye’yi güvenliğe almaktı. Bu gözü kara Kürt düşmanlık, katliamlar, yıkımlar Kürt halkını muazzam biçimde etkiledi. Dünyadaki bütün Kürtleri ulusal birlik temelinde birleştirdi. Doğu ve Güney Kürdistan halkı ayağa kalktı. Rusya’dan Avrupa’ya kadar dünyadaki bütün Kürtler el ele verdi. Kuzey Kürdistan halkı açık faşist saldırı altında meydanlara akmasa da büyük bir isyan duygusu ve öfkeyle Türk faşizmini lanetledi, ulusal ve demokratik bilincini artırdı.

Dikkat edilirse pratikte, meydanlarda Kürt halkı birliğini sağlamıştır. Türkiye’nin zorba ve açık imhacı karakteri deşifre olmuştur. Kürt düşmanlığından başka bir amacının olmadığı artık herkes tarafından biliniyor. Suriye’nin en sakin ve demokratik parçası olan Rojava’yı dünyanın gözü önünde büyük bir gaddarlıkla bombalayarak, DAİŞ, El Nusra artıklarından oluşan binlerce çetesini halkın üzerine salarak işlemediği insanlık ve savaş suçu bırakmadı. Bu büyük haksızlık ve zorbalığa karşı dünya halkları tarihimizde hiç olmadığı kadar Kürt halkını destekledi, sahiplendi. Türk faşizmi bütün dünyada deşifre oldu. Sonuçta dünya halkları muazzam bir dayanışma gösterdi ve hükümetleri üzerinde baskı oluşturdu. Türk devletine ajanlık yapan ve ihanete bulaşan dar bir çevre hariç bütün Kürt partileri, aydınları, sanatçıları birlik yönünde olumlu tutum aldılar. Ulusal bir canlanma ve büyük bir umut yaratıldı

Bütün Kürt partilerinde ve aydınlarında, halkta hep bir birlik yaratma özlemi vardı. Ortak kanı Kürtler birlik olursa kimse onlara böyle zulüm edemez ve ülkelerini talan edemez. Kürtler Ortadoğu’nun en eski bir halkı, büyük bir ülkeye ve coğrafyaya sahiptir. Kürtler birlik olamadığı için hep kaybetmişlerdir. Halkın aşiretlere, mezheplere bölünmüş olması, sömürgecilerin iç çelişkileri sürekli kışkırtması birlik olma inancını zayıflatmıştı. Kürtlerin çok uzakta gördüğü, adeta bir hayal gibi umut olarak içinde beslediği birlik olma özlemi hep vardı. Bu özlem ve umut şimdi halk nezdinde, topluma öncülük edecek geniş kesimlerde oluşmuş durumda. Bütün bu olumlu gelişmelere rağmen birlik bir türlü oluşamıyor.

2013’te birlik görüşmeleri önemli bir aşamaya geldi. Ancak yine başarıya ulaşmadı. Şimdi de KNK girişimlerde bulunuyor. Daha önce de benzer birçok girişimleri oldu. Şimdi sanatçıların, aydınların girişimleri ve çağrıları var. Ancak özellikle Güney Kürdistan’da iktidar olan, diğer parçalardaki Kürt hareketlerini hep hizmetinde tutmak isteyen ve herkesin bildiği çevreler birliğe gelmiyorlar. Ulusal bütünlüğün bir parçası olmak istemiyorlar. Kürt halkına karşı bir sorumluluk altına girmekten kaçıyorlar. Bu çevreler ve anlayışlar dışında birlik önünde herhangi bir engel kalmamıştır. Birliği çok konuşup da somut gelişmeler yaratmamak, halkın derdine derman olacak kararlar alamamak halkın birliğe olan umudunu yine darbeleyecektir. Birliğin önünde içerde dediğimiz gibi dar bir çevre ve iktidarcı anlayışı dışında herkes Türk devleti gibi büyük bir düşmanı olduğunu biliyor. Birçok devlet ya da işbirlikçileri Kürtlerin birlik olmaması için içeriden karıştırıyor, güvensizlik yayıyorlar ve tehditler savuruyorlar.

Kürdistanlı aydınlar, yurtsever güçler, partiler, kanaat önderleri bu tarihi fırsatı kaçırmamak için elini taşın altına koymalı ve harekete geçmelidirler. Evet, Kürtler büyük saldırılar altında, büyük tehlikeler var ve herkes bunun farkındadır. Ama hiç olmadığı kadar da Kürt halkı dünyada tanındı, destek gördü. Kürtlerin direnme gücünün ve potansiyelinin olduğu açığa çıktı. İşte bu tarihi fırsatları kaçırmamalıyız. Kürdistan’ın birliğinden yana olan, özgürlük ve demokrasi talebinde bulunan bütün devrimci, demokrat, yurtsever güçler, halk önderleri, dindar kesimler sorumluluk almalı. Birlik önünde engel olanları engel olmaktan çıkarmalı, deyim yerindeyse Kürtlerin makus talihini değiştirmek için duruma el koymalıdırlar. Bu iktidarcı, çıkarcı, aileci, parçalayıcı anlayışlara da “êdî bes e” demelidirler.

Yazarın diğer yazıları

    None Found