Kürt kanı, diktatörün boğazında kalabilir

Türk medyası, sabahın seherinde, zafer sevinciyle naralanıyordu.

Kışın boz-bulanıp aydınlığı ortalığı doldururken, ilk çağların ilahı edalı Gürcü Recep Erdoğan, televizyonların ortak yayını ile Türk halkına müjdeyi duyurdu. Şöyle diyordu:

“Dün akşam, Sincar’da (Şengal) ve Mahmur etekleri Karacak’ta (Qerecox) operasyonumuzu yaptık. Gerisi gelecektir.”

Türklerin reisi ekranda, Orwell’ın Büyük Biraderi’ni andırıyordu. Zafer kazanmış gibi güleçti. Yalnızca ağzının kenarıyla değil, gözlerinin içiyle de gülüyordu. Bahtiyar, ruhu huzur içinde edalıydı.

Açıkladıklarıyla, Türk halkını sevindirip mutlu ederken, “güz yağmurlarını tam sınırda yakaladık ve gök boşalmak üzereyken ürünlerimizin hasadını yaptık” diyen çiftçi kadar sevinçliydi. Çünkü, hava gücünü, karanlıkta pusuya yatırarak, Kürtlerin üstüne hücuma çıkarıp kan dökmüş, can almıştı.

Kazan bombaları, napalm ile yüklü 30’u aşkın savaş uçağının saldırısında, insanlar ölümü uykuda karşılamışlardı.

Şengal, bir süre önce Türklerin müttefiği IŞİD’ın saldırısına uğramış, işgal edilmiş, sonra katiler püskürtülerek geri alınmıştı. Zaiyat büyüktü. Erdoğan ordularının Kuzey Kürdistan şehirlerinde yaptığı gibi katliam yamışlardı. Binlerce kadını kaçırmış, bir çoğunu esir pazarlarında satmışlardı. Kaçarken doğayı, hayatın alt yapılarını, sulakları tahrip etmiş, su kuyularını taşlarla doldurmuşlardı.

Ve Erdoğan, onlardan eksik kalanı tamamlamak ve intikam almak için, Şengal’i bombalıyordu.

Maxmur ise 18 Ağustos 1992 akşamı, baskına uğrayan Şırnaklı yaralıların barınağıydı. Canlarını kurtarmak için yola çıkarken, arkadan savaş uçaklarıyla bombalanmış ve bombardıman altında sınırı aşmış, sonra Maxmur çölünü “şeni” etmişlerdi. Gelgelelim, Kürtler Arjantin’e de gitseler, katilin kör kini peşlerini bırakmıyordu.

 Recep, baskının hikayesini, uydurduğu yalanlara bağlıyordu. Sebepler hikayesinin içinde, ilaç niyetine de olsa, tek bir hakikat kırıntısı yoktu.

Çünkü, “Sınırlarımızı tehdit eden” diye gösterdiği Maxmur, Qerecox dağı ve Şengal Kürtleri, sınırdan en az 300 kilometre uzaktaydı. Arada Irak ve Güney Kürdistan toprakları vardı.

Onun için, katliam ve yıkım gerçeği başka yerdeydi. Bu hakikatı, üç başlık altında özetlemek mümkündür:

Bir: Yaşamak için, ırklarını, soy ile soplarını inkar edip dönek, dömbelek ırkçı olarak bilenmiş kalabalıkların ruhu, Kürt düşmanlığıyla zehirlenmiştir. O nedenle, siyaset meydanlarında, Kürt düşmanlığı işlenen ve alıcı bulan, değişmez başlıca metadır. Türk tarihinin başlangıcından beri bu böyledir. Öteki Türk ölüleri orada kalsın, Türklere karşı Türklük savaşı veren ve beş yılda 6 bin ölü geride bırakan Albay Türkeş, bu yüzden kutsaldır ve anıt mezarda yatmaktadır. Koçgiri Kürtlerinin katili Topal Osman’ın anıtı dikilidir, Giresun sahilinde.

Dersim katili Alpdoğan’ın adı, Dersim’de tabeladır.

Günümüze gelinde, 2004 yılında, Gürcistan’a giderken gazetecilere “eşim Arap, ben Gürcüyüm” diyen, daha sonra ırkçılığın kazancını görünce, soyundan tornistan ile dönekleşip “ben Türküm” naraları atan AKP’nin Reisi Erdoğan, yıllardır Kürt karşıtı zalimlikle seçimlerin değişmez birincisidir.

Ancak bir yanda, açlar diyarında görgüsüzce şatafat, öbür yanda hırsızlıklar, yalan-dolan maratonu yüzünden, AKP reisinin ışıltısı donuklaşıyor. Rakipleri, CHP’nin lideri Kılıçdaroğlu, Kürt düşmanlığında iki elini birden havaya kaldırarak öne çıkıyor. Kürt önder ve seçilmişler için, zindan kapılarını açan odur. Kürtler savaş naralarının en yükseğini o koyveriyor. Kürtler için, ölüm dansının en kıvrağını o döndürüyor. İyi Parti’nin lideri Meral Akşener deseniz o, “Ermeni dölü” naralı faili meçhuller dönemecinden geliyor. Geride bıraktığı iz, yapacağı kötülüklerin teminatıdır.

Onun için, zor durumda. Irkçılıkla zehirlenerek insanlıktan çıkarılmış kalabalıkların yüreğine Kürt kanı serpip serinletmek ve oylarını almak için, kan döküyor. Katil, bileklerine kadar da değil, bütün gövdesiyle kan içinde…

İki: Diktatör IŞİD (DAİŞ)’e, Müslüman Kardeşlik (İhvan) bağı ile bağlı. Kürtler ise Allahu ekber naralı, bu katiller, tecavüzcü ve soyguncular oligarşisini yenen güçtür. Bu da kanına dokunuyor. IŞİD’e tutunma alanı yaratmak için saldırıyor.

Üç: Reis, sığındığı Rusya’nın sırtından, geniş toprakların fatih olmak, böylece tarihe nam salmak istiyor. Kürt kanı ile de Sultanlığını pekiştirmek istiyor, görgüsüz diktatör…

Sebep bunlardır. Hiç bir şey göründüğü gibi ve kolay değildir. Göz koyduğu buğday tarlaları ve petrol kuyularında, Amerika üsleriyle onu bekliyor.

Amerika tesadüfen orada değildir. Kürtlerle ittifakı da rastlantı değildir…

Diyeceğim, Kürt kanı diktatörün boğazında kalabilir. Saddam’ı da Kuveyt kanı tutmuştu…

Yazarın diğer yazıları