Kürt örgütleriyle ittifak kurmalı

PKK Yürütme Komitesi Üyesi Duran Kalkan: KDP’nin zihniyet ve siyaset devrimine ihtiyacı var. Ulusal demokratik çizgiye girmesi gerekiyor. Siyaset değişimi gereklidir. Kürt örgütleriyle ittifak temelinde birlikte güçlenmeyi esas almalılar.

PKK’de var olsun, KDP’de var olsun, YNK’de var olsun, ulusal demokratik çizgide olsunlar, aralarında bir demokratik siyasi yarış olsun. Biz parti olarak kesinlikle bunu doğru buluyoruz ve buna hem açığız hem de hazırız.

PKK’nin Güney Kürdistan’daki etkinliğini zayıflatmak için ABD ve Türkiye’nin KDP’yi kendilerine karşı kullandığına dikkat çeken Duran Kalkan, ”KDP’nin zihniyet ve siyaset devrimine ihtiyacı var. Ulusal demokratik çizgiye girmesi gerekiyor. Kürt örgütleriyle ittifak temelinde birlikte güçlenmeyi esas almalılar. Kendi varlıklarını başkalarının yokluğu üzerine kurmamalılar” dedi.

Kalkan ile söyleşinin 2. bölümü şöyle:

19 Mayıs 1992’de Güney Kürdistan’da parlamento seçimleri yapıldı, 28 Haziran’da ilan edilen Güney hükümetinin aldığı ilk karar ise PKK’ye karşı savaş açma oldu. Ekim 92’de başlayan o savaşı anlatır mısınız?

1985 Ağustos’unda ittifak protokolünden çekilme ilan edildikten sonra KDP-PKK ilişkileri gergin, çelişkili ve çatışmalı oldu. Savaş sadece 1992 güzünde olmadı, aslında 1985 güzünden itibaren 86-87-88 baharına kadar sürdü. PKK’den yana planlı hiçbir saldırı gerçekleşmedi. 85 güzünden 88 baharına kadar bir tane olay örnek olarak gösterilemez. Saldıran taraf hep KDP oldu. Bunun için de gerçekten de TC’den aldığı desteğe de dayanarak istekli, bilinçli yoğun bir çaba harcadı. Genel parti duruşu böyleydi.

91 serhildanı etkilidir. ABD’nin saldırısı sonucunda Saddam Hüseyin Kürdistan’daki güçlerini Bağdat’a çekince Kürdistan’ın tümü boşaldı. Böyle bir dönemde PKK Kuzey Kürdistan’da Ulusal Diriliş Devrimini başlatmıştı, serhildanlar yaşanıyordu. Kürdistan’ın üzerinde sömürgeci-soykırımcı egemenlik yürüten kapitalist modernite güçleri ya da iktidarcı devletçi sistem Güney Kürdistan’ın da PKK tarafından ele geçirileceğinden büyük korku duydu. Bunu önlemek için alelacele KDP ve YNK’yi mülteci oldukları yerlerden tekrar Güney Kürdistan’a taşıdılar ve Güney Kürdistan’ı PKK’ye kapatmak üzere mevcut yönetimi oluşturmaya çalıştılar. “Çekiç Güç Operasyonu” adıyla ABD öncülüğünde TC’nin de aktif olarak katıldığı bir savunma sistemi geliştirdiler. Hewlêr merkezli KDP ve YNK ittifakına dayalı günümüzdeki Güney Kürdistan yönetimini oluşturdular.

Türkiye bu şartla destek verdi

Bu yönetimin oluşturulma amacı aslında Güney Kürdistan’da PKK etkinliğinin yayılmasının önünü kapatmaktı, onu engellemekti. 79’da küresel sömürgeci sistem “PKK Mardin’i geçememeli, Botan’a girememeli” diye karar almıştı.

1991’de Çekiç Güç Operasyonuyla yine aynı sömürgeci küresel sistem bu sefer de “PKK Güney Kürdistan’a sokulmamalı, Güney Kürdistan sınırları PKK’ye kapatılmalı” kararı aldı. Bunun için de Saddam Hüseyin yönetiminin zayıflatılması sonucunda boşluk oluşunca bu boşluğu KDP-YNK yönetimini örgütleyerek doldurmak istedi. Mevcut devlet Güney Kürdistan yönetimi bu temelde oluştu. Dayanakları ABD ve TC’ydi. TC zaten PKK’ye karşı savaşıyordu; KDP ve YNK’nin PKK’ye karşı savaşmaları temelinde destek ve onay verdi. Hewlêr merkezli bir bölgesel yönetimin oluşmasını kabul etti. Bu yönetimi şekillendirdikten sonra da meclis oluşup yönetim kurulunca aldıkları ilk karar. “PKK’nin terör örgütü olarak tanımlanması ve Güney Kürdistan’dan çıkartılması” oldu.

Bu temelde ABD desteğinde TC-KDP ve YNK güçleri ortak plan yaparak PKK’yi Türkiye-Irak sınırından çıkartmak üzere kapsamlı bir askeri saldırı yürüttüler. Ekim başından itibaren böyle bir süreç başladı, ekim sonuna kadar bir ay süreyle devam etti. Kuzeyden TC güçleri saldırdılar. Yine Habur kapısından geçerek TC tankları Güney Kürdistan’ın Haftanin vb. alanlarını güneyden de kuşattılar. Güneyden KDP ve YNK peşmergeleri saldırdılar. Önemli bir direniş oldu. Belli bir geri çekilmeyi yarattılar. Üs bölgelerini zayıflattılar, fakat birkaç ay sonra gerilla tekrar aynı sahalarda yoğunlaştı, kaybettiği etkinlikleri yeniden bu sahalarda geliştirmeye yöneldi.

95’te Dublin’de yapılan zirvede Türkiye’nin gözetiminde Güney Kürdistan’a yeni bir biçim verildi. Dublin toplantısından sonra Barzani, Türk ordusunu resmen Güney’e davet etti. Dublin ve ardından Washington’da yapılan zirveler var. O sürecin temel özelliği neydi?

KDP ve YNK’nin birliktelikleri 1994 baharında bozuldu. Hewlêr’deki hükümet dağıldı, KDP-YNK ittifakı parçalandı, birbiriyle çatışmaya girdiler ve sonuçta ortak hükümet dağıldı, her parti kendi hükümetini kurdu. Her iki gücün de Güney Kürdistan üzerindeki etkinliği zayıflayınca ABD ve TC devreye girdiler, “Siz parçalanarak kendinizi ve etkinliğinizi zayıflatıyorsunuz bu zayıflanmadan da PKK faydalanıyor, onun için yeniden birleşeceksiniz PKK’ye karşı savaşacaksınız” dayatmasında bulundular. Yani bu parçalılık TC’ye ve ABD’ye zarar verdi, onlar istemediler ve yeniden birleştirmek üzere 1995 yazında İrlanda’nın başkenti Dublin’de KDP ve YNK arasında görüşme başlattılar. Görüşmeyi düzenleyen ABD ve TC’ydi. Görüşmeye katılan da KDP ve YNK heyetleriydi. Temel tartışılan konu da KDP ve YNK’nin iki parçalı olmasının giderilip bir araya getirilip PKK’ye karşı birlikte savaşır kılınmalarıydı.

Bu ihanettir, hesap sorarız

Önder Apo, KDP ve YNK yönetimlerini uyardı. “Biz sizin birlik olmanıza karşı değiliz, ama PKK’ye karşı birlik olmanıza karşıyız. Eğer PKK’ye karşı savaşmak için ABD ve TC desteğinde bir araya gelirseniz bu ihanet olur, biz bundan hesap sorarız. Böyle bir ilişki ittifaktan vazgeçin, gelin PKK ile ittifak kurun, birlik olmak istiyorsanız PKK destek versin. TC’nin denetimi ve ilişki içerisinde değil, PKK ile ilişki içerisinde birliğinizi kurun, bu bütün Kürdistan’ın ulusal demokratik birliğine götürsün. Biz buna razıyız” dedi.

Dikkate almayıp görüşmeleri sürdürünce 95 güzünde “İkinci Güney Savaşı” dediğimiz PKK-KDP çatışmasına götürdü. Zaten 92’de TC ile birleşmiş PKK’ye karşı arkadan hançerleyici saldırı yapmışlardı, suç işlemişlerdi. Onun da hesabının sorulması gerekiyordu. Fakat Dublin komplosunun bozulması lazımdı.

Önder Apo “Bu PKK’ye karşı bir komplo hareketidir” dedi ve bozulması için uyarılarda bulundu. TC ile ilişki içerisinde PKK’ye karşı birlik olma görüşmelerinden vazgeçmeyince PKK’ye karşı komplonun bozulması için yeni bir savaş gündeme geldi. Nitekim bozuldu da. 1995 güzündeki PKK-KDP savaşı sonucunda Dublin görüşmeleri durdu, taraflar görüşmelerden çekildiler. Herhangi bir sonuç ortaya çıkmadı. Önder Apo bunu önemli gördü, zaten savaşı durdurup ateşkes ilan etti.

TC Zap’a girdi, KDP katliam yaptı

Sözde 96 boyunca ortak hareket ediliyordu ve bu sürecek sanıyorduk. Ama 97 baharında gördük ki, bir yandan Saddam ile anlaşıp YNK’yi Hewlêr’den kovarken diğer yandan da KDP, TC ile anlaşıp PKK’ye karşı yeni bir ezme operasyonunun hazırlığına girişmiş. Bunu 14 Mayıs 1997 Zap saldırısında gördük. TC güçleri Zap’ı ele geçirmek, ARGK Anakarargahını ezmek üzere saldırı başlattığında bir baktık ki, KDP’de güneyden bu saldırıya destek veriyor, bu operasyonu birlikte yürütüyorlar. Dublin’de komplo bozulmuştu ama 96’da gizliden gizliye ilişki ve ittifak kurmuşlar.

Buna karşı gerillanın bir direnişi oldu. TC saldırıp Zap’a girdi. KDP Hewlêr katliamını yaptı. Onlarca PKK kadrosu ve sempatizanını katletti, şehit düşürdü. Sonuçta biliniyor, operasyonu yürüten komutayı gerillanın füzelerle vurması sonucunda TC güçleri Mayıs sonunda geri çekildiler.

KDP, TC ile daha da ileri ilişkiler kurarak 97 Ekim başından itibaren yeni bir saldırı başlattılar. Bu saldırı için daha çok hazırlık yapmışlardı, Güney Kürdistan’ın bütününü TC güçlerine açmışlardı. Nitekim her yeri Türk uçakları vurdu. Türk tankları Diyana, Qasrê, Sideka, Hacıümran’a kadar bütün Behdinan’a girdi. KDP’nin elindeki bütün toprakları tanklarıyla uçaklarıyla TC ordusu savundu. Bu temelde birlikte PKK’yi ezip buralarda yeniden KDP hakimiyetini güçlendirmek istediler. Bu savaş 1 Eylül 1998 yılı boyunca da devam etti.

Komplonun düğmesine bastılar

97 savaşında bir dönem PKK, YNK ile de ittifak yaptı. Böyle olunca ABD yeniden devreye girdi bu parçalılığı yok etmek istedi. Daha çok da aslında uluslararası komplo dediğimiz saldırı planlaması çerçevesinde KDP-YNK karşıtlığını yok ederek onları yeniden birleştirmek üzere bir ilişki-ittifak çalışması içerisine girdi.

Nitekim PKK’ye dönük komplonun uygulanması olarak 1 Eylül’de PKK ateşkese çekildi. Güya Kürt sorununun siyasi çözümünü gerçekleştireceğiz diye, Önder Apo 1 Eylül 1998 ateşkesini ilan ettikten hemen sonra 17 Eylül’de ABD yönetimi Mesut Barzani ve Celal Talabani’yi Washington’a götürdü ve ABD denetiminde görüşme yaptılar. Yeniden bir birlik anlaşması imzalattılar ve iki güç tıpkı 92’de olduğu gibi anlaşmanın PKK karşıtı olduğunu, PKK’nin derhal Güney Kürdistan’dan güçlerini çekmesi gerektiğini, ABD dışişleri bakanlığının nezaretinde ilan ettiler. Aslında uluslararası komplonun düğmesine basmış oldular. Nitekim ABD yönetimi bu karara dayanak 9 Ekim 1998’den itibaren Önder Apo’ya dönük uluslararası komplo saldırısını başlattı. Bu 15 Şubat 1999’a kadar bu biçimde devam etti. 17 Eylül 1998 Washington anlaşması tıpkı 92’de oluşturulan yönetim birliğinin bir benzeri oldu.

KDP’nin komplodaki rolünü tam olarak neydi? Açabilir misiniz?

KDP’nin rolü komploda olumsuzdur. Bunu net ifade etmek lazım. Uluslararası komplonun yaşandığı süreçte KDP, PKK’ye karşı savaş halindeydi. 15 Mayıs 1997 TC-KDP saldırısıyla başlayan süreci KDP devam ettiriyordu. 1 Eylül 1998’de Önder Apo ateşkes ilan etti, sözde TC güçleri ateşkese uyacaklarını söylediler, ama KDP buna uymadı. 99 baharına kadar birçok alanda saldırı konumunda oldu. Dolayısıyla gerillaya bu saldırılar zarar verdi.

Diğer yandan uluslararası komplonun düğmesine KDP-YNK arasında ABD Dışişleri Bakanlığı öncülüğünde gerçekleştirilen Washington anlaşması bastı. ABD, KDP ve YNK’ye karar verdirterek onların onayını alarak PKK’ye karşı saldırıyı başlattılar. Bu bakımdan uluslararası komploda en çok kullanılan güçler bunlar oldular. ABD yönetimi başka güçleri de kullandı. Komployu ABD-İsrail-İngiltere ittifakı hazırladı.

Uygulamasını ABD yaptı. ABD yönetimi birçok gücü kullandı. Ama komploda ilk başta ve en çok kullandığı güç KDP ve YNK oldu. Bunu böyle bilmemiz lazım. Dolayısıyla KDP ve YNK’nin 17 Eylül 1998 Washington anlaşmasını terk etmeleri gerekiyor. Daha sonraki dönemlerde her iki güçte açıklamalar yaptılar. Fakat zaman zaman tekrar oraya döndüklerini görüyoruz. “PKK’yi terör örgütü görmüyoruz” dediler. Bu önemli bir gelişmeydi. Fakat KDP şimdi de ‘terör örgütü’ muamelesi yapıyor, ama buna rağmen aynı anlayış ve politikanın uygulanmasını sürdürüyor. Bu da somut ve açık bir gerçektir.

Diğer yandan pratik olarak da KDP uluslararası komplo sürecinde ABD’nin Önder Apo’ya yönelttiği saldırılara her aşamada destek verdi. ABD’ye birçok dosya sundular. Önder Apo’nun gittiği devletlere, Rusya’ya, İtalya’ya, TC’nin, ABD’nin istediği bir biçimde PKK’yi karalayan ve kötüleyen, suçlu gösteren uydurma birçok bilgi ve belge sundular. KDP, ABD takibinin bir parçası oldu, komplo sürecindeki rolü olumsuzdur. Tamamen ABD’nin yanındaydı ve Önder Apo’ya yöneltilen saldırı içerisindeydi. Pratik olarak bu saldırıları yaptılar da, birçok dosya sundular, görüşmelere katıldılar, hatta Mesut Barzani’nin Roma’ya kadar gidip görüşmeler yaptığı bile söylendi.

Yine siz birçok sefer ulusal birlik ve Ulusal Kongre çağrısı yapmanıza rağmen KDP’nin ısrarla bundan kaçınmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Özellikle 2008’de gördük ki KDP, ABD ile ittifak halinde ulusal kongre çalışmalarını PKK’yi denetim altına alma amacıyla yürütüyor. Özellikle PKK’nin silahlı direnişini bu temelde kırmak istiyor. Bunlara karşı duruldu, Zap direnişi bütün bu planları ve oyunları bozdu.  Ulusal kongreyi KDP toplayıp PKK’yi denetleyecekti. Daha sonraki süreçlerde de aslında 2013 süreçlerinde bu çağrılar düzeyinde kalmadı, görüşmelere gitti, hazırlık komitesi oluşturuldu. Aslında bir tür ulusal kongre toplandı. Adına “Hazırlık Komitesi” de dense ilk belli çalışmalar yaptı, kurumlaşması gerekiyordu, karşılıklı heyetlerin görüşmeleri oldu. Fakat birdenbire KDP geri çekildi. Bunda dış güçlerin rolü var. Başta ABD ve TC olmak üzere birçok bölgesel ve küresel gücün sorumluluğu var. Onlar istediler, dayattılar ve KDP’ye bunu yaptırdılar. KDP’de buna açık bir güçtür.

Ulusal Kongreyi sabote etti

Geçen dönem Kürdistan Ulusal Kongresini toplamak için elverişli bir dönemdi. En çok KDP uzak durdu. Kendisi uzak durunca YNK’yi de etkileyip uzak durmaya zorladı. Ulusal kongre çalışmalarını sabote etti. Buna yol açan etkenler açısından iki şeyi belirtebilirim.

Birincisi; dış güçlerin zorlaması ve çıkarıdır. ABD istiyor, TC istiyor, İsrail istiyor ve başka güçlerin çıkarı neyi gerektiriyorsa ona göre hareket ediyor. Bu anlamda KDP’nin özgür irade gösterme durumu zayıftır. Bunu herkes bilmelidir. Böyle olamaz. Diğer Kürt örgütleriyle ilişki-ittifaka girmedikçe iradesi daha da zayıf oluyor. Bunun giderilmesinin yolu demokratik yaklaşımdır. Diğer örgütlerle demokratik ilişkidir. Kürt demokrasisini geliştirmedir.

İkincisi; KDP, diğer örgütler gelişirse kendisinin yok olacağını düşünüyor. Kendi varlığını diğer Kürt örgütlerinin yokluğu üzerine kuruyor. Bu da doğru bir zihniyet değildir. Demokratik bir anlayışta değildir. Halbuki bütün güçler gelişebilir, Kürtler bir ulusal demokratik mücadele yürütüyorlar, ulusal demokratik çizgiyi benimseyen bütün örgütler elbirliği edip mücadele etseler hepsi güçlenirler.

Mesela 1982 protokolü kesinlikle 83-84 sürecinde hem PKK’yi hem de KDP’yi geliştirdi. TC baskı yaptığında PKK-KDP ittifakı daha çok güçlendirilse ve o baskıya birlikte karşı durulsaydı şimdiye kadar Kuzey Kürdistan’da sorun çözülürdü, Güney Kürdistan’ın demokrasisi çok ileri düzeyde gelişirdi. Belki bütün Kürdistan birleşirdi de. Bu kesinlikle gerçekleşebilirdi, ama KDP öyle yapmadı.

Hemen PKK’den koptu TC ile ittifak yapıp PKK’ye karşı saldırıya geçti. “PKK ile ilişki beni zayıflatıyor” dedi. Halbuki güçlendiriyordu. TC ile ilişkide biraz aile-aşiret çıkarı elde ettiler, ama Kürtlük bir şey kazanmadı, tam tersine Kürt sorunu çözümsüz kaldı. Bu kadar acı yaşandı, kayıp yaşandı, bu kadar çatışmalı süreç yaşandı. Bütün bunların hepsi yanlışlar sonucunda oldu. Bunu böyle görmek ve bilmek lazım.

Bunun için de KDP’nin zihniyet ve siyaset devrimine ihtiyacı var. Zihniyet değişimi gerekiyor. Demokratik olması lazım. Ulusal demokratik çizgiye girmesi gerekiyor. Siyaset değişimi gereklidir. Kürt örgütleriyle ittifak temelinde birlikte güçlenmeyi esas almalılar. Kendi varlıklarını başkalarının yokluğu üzerine kurmamalılar. Onu faşist Türk uluslaşması yapıyor, Kürt yokluğu üzerinde Türk uluslaşmasına oluşturuyor. Şimdi YNK-PKK yokluğu üzerinde KDP varlığı olamaz. PKK’de var olsun, KDP’de var olsun, YNK’de var olsun hepsi birden güçlensin, ulusal demokratik çizgide olsunlar, aralarında bir demokratik siyasi yarış olsun. Doğru anlayış ve doğru tutum budur. Biz parti olarak kesinlikle bunu doğru buluyoruz ve buna hem açığız hem de hazırız.

DEVAM EDECEK


22 yıllık kara leke

14 Mayıs 1997’de TC-KDP ittifakı PKK Anakarargahını ezip tasfiye etmek üzer ortak bir saldırı başlattılar. Karargâh Zaptaydı. Kuzeyden ve güneyden Zap’ı kuşatıp ele geçirmek istediler. Türk ordusu bu temelde saldırıya girdi. KDP peşmergeleri de güneyden destek verdi. Böyle bir çatışma içerisinde 16-17 Mayıs günlerinde Hewlêr ve Xakurkê hattında birçok gücü tutukladılar ya da Hewlêr’de tedavi gören güçler üzerinde katliam uyguladılar. Denebilir ‘savaş vardı da oldu’ hayır, savaş yoktu. 14 Mayıs 1997’ye kadar PKK ile KDP’nin ittifakı vardı.

Yazarın diğer yazıları

    None Found